Evde Tek Başına 4
Karanlık odamda, bilgisayarın mavi ışığı yüzüme vururken, yatağa uzanmış tavana bakıyordum. Annemin ayaklarının kucağımdaki hissi hâlâ tenimdeydi; o narin parmakların eşofmana sürtünmesi, hafif kıpırdanmalar, o sıcaklık... Porno videosu ekranda oynuyordu, ama artık dikkatimi çekmiyordu. İçimdeki yangın sönmemiş, aksine alevlenmişti. Aklımda iki fikir dönüp duruyordu: yapay bir amcık almak ya da bir escorta gitmek. Escort fikri, bakirliğimi düşününce içimi kemiriyordu. İlk deneyimim bir yabancıyla, para karşılığı mı olmalıydı? Bu, sanki kendime ihanet gibiydi. Sevgilim olsa, birine bağlansam, belki bu takıntıdan kurtulurdum. Ama gerçek buydu: 20 yaşındaydım, bakirdim ve anneme duyduğum bu yasak hisler dışında kimseyle yakınlaşmamıştım. Escort hem çekici hem de korkutucuydu. Ya annem ya da babam öğrenirse? Ya o deneyim beni daha da boşluğa sürüklerse?
Yapay bir amcık daha güvenliydi. Kimse bilmezdi, odamda, kendi dünyamda kalırdım. Ama bu konuda hiçbir deneyimim yoktu. Ne almalıydım, nasıl seçerdim? Aklıma yakın arkadaşım Berat geldi. Berat bu tür şeylerde bilgiliydi; geçen yaz muhabbet ederken, gülerek “Kanka, teknolojinin nimetleri!” demişti. Telefonumu elime aldım, WhatsApp’tan mesaj attım: “Kanka, bi şey sorcam, çok önemli.” Birkaç dakika sonra cevap geldi: “buyur bro.” Utana sıkıla yazdım: “Şey, şu yapay amcık... Sence nasıl, ne almalı?” Berat hemen sesli mesaj attı, gülerek: “Ooo, Tarık sonunda uyanmış! Kanka, ben kullanıyorum, baya iyi. Sana link atayım, benim aldığım markanın sitesi. Gerçekçi dokusu falan süper.” Mesajın ardından bir link geldi. Siteyi açtım, kalbim hızlı atıyordu. Berat tekrar yazdı: “Bak, sadece amcık olanlar var, ama kalça ve göğüslü modeller de var, onlar daha zevkli. Full deneyim gibi, düşün!” Kalça ve göğüslü modellerin fotoğraflarına baktım. Gerçekten etkileyiciydi; silikon ten, gerçekçi detaylar... İçimde bir an için o modelleri hayal ettim, ama sonra gerçeklik çarptı: bunları odamda nereye saklayacaktım? Dolabım küçük, annem bazen odamı toparlarken her yere bakıyor. Bu kadar büyük bir şeyi gizlemek imkânsızdı. “Kanka, büyük olanlar güzel ama saklaması zor,” yazdım. Berat, “Haklısın, o zaman benim aldığım gibi sade bir model al, küçük ama kaliteli,” dedi ve bir model önerdi. Siyah kutuda, “ultra gerçekçi doku” yazan bir ürün. Fiyatı uygundu, harçlıklarımla alabilirdim. Sepete ekledim, “gizli kargo” seçeneğini görünce rahatladım. Ödemeyi yaptım, sipariş onaylandı. “İki gün içinde kargoda,” yazıyordu. Kalbim deli gibi atıyordu, hem heyecan hem de utanç iç içeydi.
Siparişi verdikten sonra yatağa uzandım, ama uyku tutmadı. Aklım hâlâ annemdeydi. O çorapların kokusu, kucağımdaki ayaklarının sıcaklığı, o ela gözlerin bana bakışı... Bu yapay amcık, annemi unutturur muydu? Ya da tam tersi, onu daha çok mu düşünürdüm? Bu düşünceler içimi kemiriyordu. Bilgisayarı kapattım, karanlıkta hayal kurmaya başladım. Annemin akşamki hali, o gülümseyişi, o narin hareketleri... Elim istemsizce hareket etti, kendimden geçtim. Ama bu kez, yapay amcık fikri de zihnime sızmıştı. Belki bu, beni bu bataklıktan kurtarırdı. Ya da daha derinlere çeker.
Ertesi sabah, annemin mutfaktan gelen sesiyle uyandım. “Tarık, hadi kahvaltı yapalım!” diye seslendi. Hızla kalktım, ama içimde o siparişin verdiği garip suçluluk hâlâ vardı. Mutfağa geçtiğimde, annemi gördüm ve adeta donup kaldım. Sabah yoga yapmış, üzerinde siyah bir tayt ve kırmızı bir spor sütyeni vardı. Sarı saçları at kuyruğu yapılmış, teni hafif terden parlıyordu. Ama asıl dikkatimi çeken, ayaklarıydı. Kırmızı ojeli, narin parmakları açıkta, öyle bakımlı ve çekiciydi ki gözlerimi alamıyordum. Annem dolaba eğildi, alt raftan tabak alırken, taytın sardığı dolgun kalçaları tam karşımdaydı. Şortumun içinde bir hareketlenme hissettim, sanki her an dışarı fırlayacak gibiydi. Hızla masaya oturdum, durumu gizlemeye çalıştım. “Günaydın oğlum,” dedi annem, gülümseyerek, o ela gözleriyle bana bakarken. “Günaydın anne,” dedim, sesim boğuktu. Kahvaltı masasında, annemin her hareketi bir işkenceydi. Çatalı tutan narin elleri, dudaklarının kahve fincanına değmesi, arada yere eğilip bir şey alırken taytın bacaklarını sarması... O kırmızı ojeli ayaklar masanın altında hafifçe kıpırdıyordu; bir ara parmağını yere sürtüp esnetti, o kırmızı oje sabah ışığında parladı. Kalbim deli gibi atıyordu, şortumun altında durum kritikti.
“Bugün evdeyim, Tarık,” dedi annem, kahvesini yudumlarken. “Ne yapalım, biraz vakit geçirelim mi?” O an, onunla bir gün geçirme fikri hem heyecan verici hem de korkutucuydu. “Olur, ne yapalım?” dedim, sesimde hafif bir titreme vardı. Annem gülerek, “Önce bir film izleriz, sonra da... Bilmem, cezalı bir oyun mu oynasak?” dedi, gözlerini bana kilitleyip. O ela gözlerdeki ışıltı, sanki içimi okuyormuş gibi hissettirdi. “Cezalı oyun derken?” diye sordum, merak ve tedirginlik karışımı bir hisle. “Evladımla vakit geçirelim işte,” dedi, sesinde gizemli bir ton. “Ne oynayacağız, ceza ne olacak?” diye üsteledim. Annem omuz silkti, “Merak etme, eğlenceli olur,” dedi, o gülüşüyle.
Gün boyunca evdeydik. Annem evi toparlarken, ben odamda kargo takibine baktım. “Hazırlanıyor” yazıyordu, yarın gelebilirdi. Her an kapı çalacak gibi hissediyordum, bu da beni geriyordu. Öğleden sonra, annem, “Hadi Tarık, film zamanı,” dedi. Salona geçti, duş almış, saçları nemli, üzerinde dar bir eşofman takımı vardı, vücudunu saran cinsten. Koltuğa oturdu, patlamış mısır kâsesini ortaya koydu. “Sen aksiyon dedin, ama ben romantik bir şeyler istiyorum,” dedi gülerek. “Tamam anne, senin dediğin olsun,” dedim, içimde bir gerilimle. Annem bir film seçti, ama bu kez beklediğimden farklıydı. Romantik komedi gibi başlasa da, ilerledikçe daha ateşli bir hal aldı. Bir sahnede, başrol oyuncuları arasında yoğun bir seks sahnesi başladı. Kadın, sarı saçlı, dolgun fizikli, anneme o kadar benziyordu ki... Adam kadını duvara yaslamış, tutkulu bir şekilde öpüyordu, elleri kadının belinde geziniyordu. Kıyafetler yavaşça yere düşerken, kadının inlemeleri odayı doldurdu. Adam kadını yatağa yatırdı, tenlerinin birbirine değdiği anlar ekranda yankılanıyordu; kadının sırtının kavislenmesi, adamın ellerinin kadının kalçalarına kayması... Kalbim deli gibi atıyordu, şortumun altında durum kontrolden çıkmıştı. Annem koltukta sakin bir şekilde izliyordu, ama ben yerinde duramıyordum. O sırada annem, yine kırmızı ojeli ayaklarını kucağıma koydu. O an, kalbim duracak sandım. Ayakları, narin şekilleriyle kucağımda... Parmakları hafifçe kıpırdıyordu, sanki bilerek yapıyormuş gibi. Ekrandaki sahnede kadının inlemeleri artarken, annemin ayaklarının sıcaklığı, o hafif hareketler... “Rahat mısın?” dedim, sesim titriyordu. “Çok,” dedi annem, gülümseyerek, gözleri hâlâ filmdeydi. Ama o parmaklar, eşofmana sürtünerek hafifçe hareket ediyordu, sanki bir ritim tutuyordu. Filmdeki sahne daha da yoğunlaştı; adam kadının boynunu öpüyor, kadının bacakları adamın beline dolanıyordu. Annemin ayakları kucağımda, o kırmızı ojeler gözümün önündeydi. Utanç, arzu, suçluluk... Hepsini aynı anda hissediyordum, kendimi zor tutuyordum. Film bittiğinde annem, “Fena değildi, değil mi?” dedi, ayaklarını kucağımdan çekti. Sanki o sahneyi hiç umursamamış gibiydi, ama ben hâlâ o anın etkisindeydim. “Hadi, şimdi oyun zamanı,” dedi, gülerek. “Ne oynuyoruz?” dedim, sesim hâlâ boğuktu. “Poker oynayalım,” dedi, göz kırparak. “Poker mi? Sen biliyor musun?” diye sordum, şaşkınlıkla. “Tabii, hastanede nöbetlerde öğreniyor insan,” dedi, o ela gözlerinde bir ışıltı vardı. Masaya bir deste kâğıt getirdi, “Cezaları merak etme, basit şeyler,” dedi.
Annem kâğıtları karıştırırken kırmızı ojeli tırnakları dikkatimi çekti. İlk eli oynadık, ben kaybettim. “Hadi, 200 lira koy masaya,” dedi annem gülerek. Cüzdanımı çıkardım, 200 lirayı masaya koydum, ama aklım hâlâ filmdeki sahnede, annemin ayaklarındaydı. “Bu parayla ne yapacaksın?” dedim, gülmeye çalışarak. “Sana sürpriz yaparım,” dedi, göz kırparak. İkinci eli yine ben kaybettim. “Bu sefer 300 lira,” dedi annem, kıkırdayarak. Cüzdanım hafiflemişti, ama onun gülüşü, o ela gözler... İçimdeki yangın büyüyordu. Üçüncü eli nihayet ben kazandım. “Hadi, 600 lira da senden,” dedim, cesaretlenerek. Annem kahkahalarla güldü ve 600 lirayı masaya koydu. Annem bir el kazandı, “Hadi Tarık, 15 şınav çek,” dedi. Masanın yanına uzandım, şınav çekerken gözlerim annemin kırmızı ojeli ayaklarına kaydı. Masanın kenarında hafifçe sallanıyorlardı, o narin parmaklar, o kırmızı oje... Şınav çekerken nefesim kesildi, ama sadece yorgunluktan değil. Annem gülerek, “Hadi, biraz daha hızlı,” dedi, o neşeli sesiyle. Şınavları bitirdiğimde terlemiştim, ama gözlerim hâlâ onun ayaklarındaydı. Sonra bir eli ben kazandım, “Hadi anne, 10 squat yap,” dedim, gülerek, ama içimde başka bir his vardı. Annem kalktı, squat yaparken, taytın sardığı bacakları, kalçalarının hareketi... Gözlerimi yere indirdim, ama o görüntü zihnime kazınmıştı. Bir sonraki eli yine ben kazandım, bu kez cesaretlendim: “Hadi, bu sefer takla at!” Annem kahkahalarla güldü, “Ciddi misin?” dedi, ama kalktı ve salonda bir takla attı. Taytın sardığı kalçası, o narin ayakları... Kendimi zor tutuyordum. Oyun birkaç el daha devam etti, ama son eli annem kazandı. “Hadi Tarık, bu sefer büyük final,” dedi, gülerek. “Kalk ayağa, beni kucağına al ve tüm evi gezdir, sonra yatağıma bırak.” O an donup kaldım. “Ciddi misin?” dedim, sesim titriyordu. “Tabii, hadi, eğlence işte,” dedi, o ela gözlerle bana bakarak. Ayağa kalktım, annem kollarımı tuttu, hafifçe zıplayıp kucağıma yerleşti. Onun kokusu, teninin sıcaklığı, kollarımda ağırlığı... Kalbim duracak sandım. “Hadi, evi dolaş,” dedi kıkırdayarak. Salon, mutfak, koridor... Her adımda annemin kolları boynuma dolanmış, sarı saçları yüzüme değiyordu. Filmdeki seks sahnesi, annemin ayakları, o kırmızı ojeler, şimdi de bu yakınlık... Hepsini aynı anda hissediyordum. Sonunda odasına vardık, annemi yatağına bıraktım. “Aferin oğluma,” dedi, gülerek, ve odadan çıktmı. Ama o anın etkisi bende kalmıştı.
“Hadi, yatma vakti.” diye seslendi arkamdan. Odama geçtiğimde, yatağa uzandım, ama uyuyamıyordum. Annemin ayakları, filmdeki o seks sahnesi, kucağıma aldığım an, o kırmızı ojeler, poker oynarken ki gülüşü... Elim istemsizce hareket etti, kendimden geçtim, ama bu yetmedi. Kargo takibine baktım, “Yolda” yazıyordu. Yarın gelecekti. Yapay amcık, bu takıntıyı kırar mıydı? Yoksa annemi daha çok mu düşünürdüm? Kafam allak bullak olmuştu.
Posted Jul 9, 2025, 11:24 PM UTC