Mühürlü Vasiyet ''Bölüm-2''
Annem aynanın karşısına geçti üserindeki elbiseyi çıkarmaya başladı. Üzerinde sadece sütyen ve külot kalmıştı. Annemi ilk defa çıplak görmenin heyecanı beni öldürecekti. Daha sonra sütyen ve külot derken çırılçıplak kalmıştı annemin o dipdiri vücudu beni büyüledi adeta. aynanın karşısında durup görevi tamamladıktan sonra derin bir nefes aldı. İçinde hâlâ utanç ve kararlılık birbirine karışmıştı.
Cebinden telefonu çıkardı. Parmakları hâlâ titriyordu. Kısa bir tereddütten sonra telefonu ayarladı ve kendini aynada görünür şekilde kaydetmeye başladı.
“Kendim için… çocuklar için… ve Arif bey için,” diye mırıldandı. Kamerayı açtı ve talimatları hatırlayarak görüntüyü kaydetti.
Video bittiğinde, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Elleri hâlâ titriyordu ama kararlıydı. Telefonu açtı, altta not edilen e-posta adresini gördü: xxxxx@xxx.com
nefesini tutarak gönder tuşuna bastı.
hafifçe gevşedi, yüzündeki korku ve utanç yerini rahatlamaya bıraktı.
Annem telefonu cebine koydu ve sessizce odasına geri döndü. Hiç kimsenin bilmediği bu gizli oyun, yalnızca Sadık ve annem arasında ilerlemişti.
Güneş ışığı salonun ağır perdelerinden süzülüyordu. Işık odanın ahşap kokusunu ve kahvaltı masasındaki düzeni aydınlatıyordu. Ben merdivenlerden inerken hâlâ dün geceyi düşünüyordum. Annemin Nevin’in o zarfı okuması… gözlerimin önünden gitmiyordu. Ama sabah gelmişti, güneş her şeyi aydınlatıyordu ve herkes normal davranıyordu.
Kahvaltı masasına oturdum. Babam Serhat ciddi ve hafif gergin bir şekilde başta duruyordu. Önünde gazetesi vardı ama gözleri ara sıra bana kayıyordu. Sanki hâlâ cenaze sonrası moralimi yokluyordu.
Mert ve annesi Nergis masada oturuyorlardı. Mert telefonuyla meşguldü, annesi ise kahvaltılıkları düzenliyordu. Ben bakışlarımı masanın ortasına kaydırdım, gözlerim yolunu kaybedince etrafı incelemeye başladım.
Eniştem Emrah koltuğunda öne eğilmiş, eski öfke dolu bakışlarını gizlemeye çalışıyordu. Halam Funda ve eşi Vedat ise sessiz, mesafeli bir şekilde masada oturuyordu. Kuzenlerim Can ve İrem kendi aralarında hafifçe konuşuyor, kahvaltının resmi havasına pek uyum sağlayamamış gibiydiler.
Ama benim kafam hâlâ geceyi düşündü: Annemin o zarfı, Sadık’ın gizli planı… Bu evde her şey saklanıyor, her köşe bir sır barındırıyor gibi. Dışarıdan bakınca her şey normal görünüyordu ama ben biliyordum, burada sırlar nefes alıyordu.
Gözlerim masadaki kahve fincanına kaydı. Ellerin titriyordu ama kimse fark etmeyecek gibiydi. Kendime sessizce dedim ki:
“Bugün sıradan bir sabah gibi görünse de, içerideki gerilim kaybolmadı. Ve ben biliyorum… bu daha başlangıç.”
Kahvaltı masasında sessizlik hafifçe artmıştı. Babam Serhat, “Bugün işler yoğun olacak. Miras ve şirket işleri biraz karışık. Herkes sakin olsun, tartışmaya gerek yok,” dedi.
Tam o sırada, kapı hafifçe aralandı ve Sadık içeri girdi. Adımlarını sessiz ama emin bir şekilde attı. Masaya yönelirken gözlerim onu kilitledi.
“Afedersiniz,” dedi Sadık, sesi ciddi ve ölçülüydü. “Sizinle konuşmam gereken bir şey var. Mirasla ilgili…”
Ben kalbimin hızlandığını hissettim. Sessizce otururken herkesin yüzünü taradım. Babam başını salladı ama bir şey söylemedi. Mert ve Nergis teyzem yine masadaki sıradan rutinlerine devam ediyor gibi görünüyorlardı.
Sadık masanın ucuna geldi, gözleri odadaki herkesin üzerinde dolaştı. Sanki tek bir yanlış hareket, bütün oyunu bozacakmış gibi bir gerginlik yayıldı.
Ben kendi kendime düşündüm: “İşte şimdi her şey açığa çıkacak. Ama Sadık’ın tarzına bakılırsa, bu kesinlikle basit bir konuşma olmayacak. Oyun yeni başlıyor ve ben bunu ilk görenlerden biriyim.”
Sadık derin bir nefes aldı, ellerini masanın kenarına koydu ve konuşmaya başladı:
“Bu sabah size iletmek istediğim şey, sadece şirketle ilgili değil. Aynı zamanda Arif Bey’in vasiyetinin bazı şartlarıyla ilgili… ve bazı konularda karar vermeniz gerekiyor.”
Ben bakışlarımı masadaki herkese kaydırdım. Herkes yüzünde hafif bir şaşkınlık ama yine de sakin bir ifade takınmıştı. Ama içimde bir şeyler değişmişti; artık her şeyin sıradan olmayacağını biliyordum.
“Arif Bey,” dedi, “bazı konuların ölümünden hemen sonra değil, bir yıl sonra gündeme gelmesini istedi. Bunun için özel talimatlar bıraktı. Bu, yalnızca hukuki bir mesele değil… kişisel bir sınav aynı zamanda.”
Sözleri kafamda yankılandı. Bir yıl… kişisel bir sınav… Gözlerim istemsizce anneme kaydı. O sırada çayını yudumluyordu, yüzünde tek bir mimik yoktu. Nevin de aynı şekilde… sanki ikisi de duvar gibi. Ama ben biliyordum; o zarflar ve yazılanlar, aslında bu anın habercisiydi.
Babam kaşlarını çattı. “Mirasın hukuku bellidir Sadık. ‘Sınav’ dediğin şey ne demek oluyor?” diye sordu.
Sadık hafifçe gülümsedi, ama cevabı doğrudan vermedi. “Bazen vasiyet, sadece malı paylaşmak değildir. Bazı şeyler… ancak doğru kişiler doğru davranışları sergilediğinde yerine oturur.”
Masadaki sessizlik uzadıkça gerilim artıyordu. Benimse içimden tek bir düşünce geçiyordu: “Sadık ne yapıyor? Annemle Nevin’in haberdar olduğu şey, işte bununla mı bağlantılı?”
Bir anlığına Sadık’ın bakışları bana döndü. Gözlerimin içine bakarken, sanki “Sen farkındasın” der gibi bir parıltı vardı. Başımı hafifçe eğdim, belli etmemeye çalıştım. Ama içimden geçen şuydu: “Evet, farkındayım. Ve senin oyununu izliyorum.”
O an masanın üstündeki kahvaltılıklar, çay bardakları, sıradan bir sabahın bütün o küçük ayrıntıları benim için silikleşti. Artık tek gördüğüm şey, gizlenen mektuplar, bekleyen görevler ve saklanan sırların ağır gölgesiydi.
Sadık birkaç saniye daha sessiz kaldı. Masadakilerin yüzlerini tek tek süzdü, sonra derin bir nefes alıp geriye çekildi.
“Madem öyle,” dedi sakin bir sesle, “bu kadar yeter. Zamanı gelince her şey ortaya çıkacak.”
Başını hafifçe eğerek masadan uzaklaştı. Ayak sesleri koridor boyunca yankılandı, sonra sessizlik geri döndü. Masadakiler bir süre birbirlerine baktılar, ama kimse bir şey söylemedi. Babam çayından bir yudum aldı, sanki konuyu kapatır gibi gazeteyi önüne çekti. Mert, önündeki tabağı karıştırmaya başladı. Diğerleri de kahvaltının sıradan akışına geri döndü.
Ama benim için hiçbir şey sıradan değildi. Gözlerim fark etmeden anneme kaydı. O, sakin görünmeye çalışıyordu. Çatalını aldı, peynirden küçük bir parça kesti, dudaklarına götürdü. Nevin de aynı şekilde sessizdi. İkisi de diğerlerinden daha kontrollü, daha dikkatli davranıyordu.
“Herkes konunun kapandığını sanıyor,” diye düşündüm. “Ama aslında şimdi başlıyor. Asıl sınav… annem için başladı. Sadık bunu böyle planladı. Gözlerimizin önünde oyun kuruyor, ama kimse fark etmiyor. Sadece ben görüyorum.”
Kalbim hızlı atıyordu. Dün gece gördüklerim, o zarf, o mektup, çekilen o görüntü… şimdi çok daha ağır geliyordu. Bu sabahki sözlerle birleşince, her şey daha anlamlı hale gelmişti. Sadık’ın gözlerindeki bakışı unutamıyordum: “Sınav başladı” der gibiydi.
Ve artık biliyordum. Annemin yapacağı her şey, bu oyunun geleceğini belirleyecekti.
Sadık’ın ayak sesleri uzaklaştığında, masada geriye suni bir huzur kaldı. Babam gazeteyi açmış, Mert kahvaltısına gömülmüş, diğerleri de sıradan sohbetlerle ortamı toparlamaya çalışıyordu. Ama benim için hiçbir şey normal değildi.
Gözüm anneme kaydı. Yüzünde donuk bir dinginlik vardı; ama ben artık o maskeyi tanıyordum. O maskenin ardında dün gece gördüğüm ellerin titremesi, kağıdı okurken çıkan kısık nefes, telefonu açarkenki tereddüt vardı.
“Herkes işine gücüne döndü ama ben biliyorum… asıl sınav şimdi başladı.”
İçimden geçen buydu. Ve bu sınav, annemden gizlenemezdi. O ne yaparsa yapsın, Sadık çoktan oyununu kurmuştu.
Kendi kendime karar verdim: “Takip edeceğim. Ne saklarsa saklasın, ne gizlerse gizlesin, gözlerim hep onun üzerinde olacak. Çünkü bu işte sıradan bir miras değil, bizi birbirimize düşürmek için hazırlanmış bir plan var. Ve Sadık’ın istediği gibi piyon olmayacağım.”
Çay bardağımı alıp yudumladım. Dudaklarımda belli belirsiz bir tebessüm vardı. Dışarıdan bakıldığında kahvaltıya devam eden bir genç gibi görünüyordum. Ama içimde bambaşka bir ateş yanıyordu.
Masadaki sohbet dağıldığında, herkes kendi köşesine çekildi. Ben de öyleymiş gibi yaptım. Ama aklımda tek bir şey vardı: Annemi izlemek. Attığı her adımı, açtığı her çekmeceyi, baktığı her kağıdı… gizlice öğrenmek zorundaydım.
Çünkü sınav başlamıştı. Ve ben bu sınavın gölgesinden asla çıkmayacaktım.
Posted Oct 1, 2025, 9:14 PM UTC