20 yaşında bir çocuğun iç dökmesi
Merhaba, bu postta yaklaşık 3-4 yıldır hissettiğim hayatın anlamsızlığının beni nasıl etkilediğinden bahsedeceğim, bu konuları kimseyle konuşmadığım için de diğer insanlar nasıl hayatlarında anlam ve çabalamaya değer bir şeyler bulabiliyor merak ediyorum. Zamanı olmayanlar veya okumak istemeyenler direkt son paragrafı okuyabilir, ilk paragraflar biraz backstory.
- sınıftaydım, sınıflar karılmıştı ve sınıftakilerle de çok uymadığımız için tenefüslerde ya kafamı koyar yatardım ya da yan sınıflardaki arkadaşlarımın yanına giderdim, onlarla da çok konuşamazdım çünkü gittiğimde ders çalışıyor olurlardı genelde, yalnız hissetmeye ve diğer insanlarla anlaşamayacağımı düşünmeye, socially awkward olmaya (ya da olduğumu fark etmeye) bu zamanlarda başlamıştım. O zamanlar ders çalışmakla ilgili ne düşündüğümü tam hatırlamıyorum ama sadece okul sınavlarına 1-2 gün önce çalışıp yüksek notlar alabilen bir öğrenciydim hep. Üniversite sınavına çalışmayı ise tamamen boşvermiş, hatta hedefimi çok yükseğe koyup bir türlü başlamamıştım ders çalışmaya. Sanırım Aralık'ta falan da spora başlayıp, okulu açığa almıştım. Ocak gibi ise bu sene çalışssam da zaten istediğim yerler gelmez diyerek çalışmayı boşlamıştım tamamen. Mart başlarında sporda ağırlığı düzgün kaldırmadığım için bel fıtığı oldum. Yaklaşık 2-3 hafta belim uyuşuk ve sızlayarak gezdikten sonra yavaş yavaş iyileştim. O zaman hatırlıyorum kendime çok kızmıştım nası böyle aptallık yapabildim diye, daha 17 yaşında tamamen kendi hatamla bel fıtığı olmuştum :D. Daha sonra Üniversite sınavına girdim, tabii hiç umurumda değil ne de olsa seneye çalışıp düzgün yere gideceğim. TYT'ye girdim ve yaklaşık 40-50 soru çözdükten sonra aşırı tuvaletim geldi (sınavdan önce 3 bardak çay + 2 bardak su içmiştim). En sonunda tutamayacağımı anlayıp tuvalete girdim ve sınavım iptal oldu. Bu da bel fıtığı olduktan 2-3 ay sonra olunca bu zamandan sonra kendime mal damagasını vurdum ve hedeflediğim o iyi üniversitelere asla giremeyeceğimi fark ettim.
Daha sonra sordum kendime acaba gerçekten mühendis olmak istiyor muydum? Bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilemediğimden tüm üniversite bölümlerine ve mesleklere baktım, açıkçası hiçbiri iyi değildi. Çalışmak istemiyordum, çalışmak da neydi bu yaşıma kadar evden okula, okuldan eve, evde de bilgisayar başında 18 yaşıma kadar gelmiştim (ciddili bu arada ilk defa arkadaşlarımla kafeye gittiğimde 18 yaşındaydım). Daha sonra dedim ki kendime madem çalışmak istemiyordum o zaman en çok boş zamanı olan mesleğe bakayım dedim. Öğretmenlikti :D. İngilizce bildiğimi düşündüğümden İngilizce Öğretmenliği. Ailemle de aynı şehirde okuyacaktım masraf olmasın diye. Bu fikir sınava çalışsam da bi bok beceremeyeceğimi de düşündüğümden ve ayrıca yavaş yavaş asıl istediğim meslek olan mühendisliği kafamda yeterince kötülediğimden (r/CodingTR'de takılmanız yeterli) dolayı kafama iyice yatmıştı. Tüm meslekler kötüyse en az çalışanı olmak mantıklıydı. Ailem de öğretmen olacağıma sevindiler. Kendi şehrimdeki İngilizce Öğretmenliği bölümünü tutturacağıma çok güvendiğimden sınava falan da çalışmadım mezun kaldığım 1 senemde. O seneyi de youtube videoları izleyerek ve oyunlar oynayarak geçirdim. Bu sırada da bol bol sol ideoloji içerikli youtube videoları izledim ve çalışmaya olan (nefretim?) büyüdü.
Kendime olan güvenim boşa çıkmadı ve gerçekten de 0 çalışmayla Bursa'daki (artık kendi şehrim yazmaktan yoruldum) İngilizce öğretmenliği bölümüne yerleştim. Fakat daha tercihleri yaparken içime kurt düştü. 1 sene boyunca kendimi kandırdığımın farkına vardım. Tüm bunlar tembelliğime bulduğum sahte bir çözümdü. Hala çalışmak istemeyen koca bir çocuktum. Ailemi öğretmen olmayacağıma, sınava tekrar girmek istediğime ikna etmeye çalıştım. "Hazırlık okurken ders çalışıp tekrardan girersin olmaz mı dediler?" Ben de hazırlık sınıfının daha kolay olacağını düşündüğümden bilerek hazırlığa kaldım.
Çok şaşırtıcı olmayacak hazırlık sınıfı okuduğum yıl boyunca da üniversite sınavı için kitap dahi açmadım. Bol bol düşünmeye vaktim oldu bu dönemde, ben de düşündüm. Düşünmek işleri daha da kötü yaptı. Artık kendime duyduğum nefret kişiliğimin bir parçası olmuştu; bir yandan sosyal çevresi olan, istediği bölümü okuyan, istediği işi yapan ve işine hevesli olan, ya da hayatı ve işi istediği gibi gitmese de buna karşı koyabilecek umudu ve gücü olan insanlara çok özendim. Hayatın objektif bir anlamı olmadığıyla 12. sınıfta karşılaşmıştım. 3 sene boyunca neye anlam yükleyebilirim diye düşündüm. Ha sadece bunu düşünmedim tabii şuanda da evimde otururken hayatıma anlam verebilecek bir şeyin puf diye ortaya gelmeyeceğinin farkına da vardım tabii ama ben ki gavurların consistency dediği şeye gram sahip olmayan nevrotik malın tekiyim. Bundan dolayı da 3 senemi çöp ettim. Kendime olan nefreti bi kenara bırakıp bakınca gerçekten de herhangi bir şekilde değişme çabalarım en fazla 2 hafta sürdükten sonra umutsuzluk, anlamsızlıkla dolu çöplüğüme geri dönüyorum. Korkuyorum belki de değişmekten. Neden böyleyim hala bilmiyorum ama negatif bir döngünün içindeyim. Hayatımın hiçbir alanına efor sarf etmediğimden dolayı potansiyelimi düşünerek sürekli pişman oluyorum, bu da kendimden daha çok nefret etmeme ve beceremeyeceğimi düşünmeme neden oluyor. Böyle böyle gündüzleri kendimi ekranlarla oyalayarak, geceleri de kendime acıyıp ağlayarak geçiyor. Genç bir kardeşiniz olarak kayboldum ve yol diye bulduğum şeylere de burun kıvırdım. Hala da ne kitap açtım ne de 1 hafta önce başlamış olan üniversite, benden adam olacağını hiç sanmıyorum ahahahah.
Posted Oct 7, 2025, 2:45 AM UTC