Ekigref dünyamın 1. bölümünün 48'den 68'e (02/??)

Irklar/Races

1.Bölüm

48-Qıyovir: keneden türemiş bir ırktır. Kanla hayatını sürdürebilen sıkıntı dolu bir hayatları vardır. Bileklerinin yanlarında çıkan 3 adet minik kan emici sivri dokunaçlarıyla işini halleder ama stabil bir evrimleri olamamıştır, bazılarının sırtında bazılarının dirsekte veya bacakta çıkar bu sivrisineğe benzer dokunaçlarından. İç organları yoktur, sadece kanı depolayan bomboş bir fıçı gibidir. Nefes alacakları akciğerleri yoktur, bildiğin uzaydan düşüp Dünya'ya saçılmış gibidir. (Uzaylı ırktır). Kansız en fazla 1 gün dahi yaşayamazlar. Derileri oldukça sert ve esnek olsa da ciltleri çok pürüzsüzdür tıpkı bir yunus gibi. Ne kadar kan emmişse o kadar büyüktür ve balon gibi büyümeyip direkt istediği bölgesini şişirebilir ve daraltabilir. Göz yuvarları içe doğru çekiktir. Gözleri düzensiz bir çizgiden oluşur ve avcı gözüne sahiptir. Kanlı ırklarla düşman ilişkileri varken kansız ırklara dost vari ilişkileri vardır. Genel olarak sevilmeyen bir ırktır. Ev veya devletleri yoktur. Bitkisel yerlerde belirirler ve oradaki canlıların kanlarını emerler. Ne kadar katledilseler de gizli üstlerinde üredikleri müddetçe yok olmazlar. Toplumun düşmanıdırlar, bir yerlere yerleşemezler çünkü gittikleri her yerde kanlı ırkların bulmasıyla def edilirler. Kansız ırkların oldukları bölgelerde de hayatlarını sürdürebilecek yaşamsal alanları olmadığından yaşamazlar. Ortada tepe taklak kalmış bir ırktır. Doğduklarında 3x3 kol, 2x2 arka ayak, 1x1 ön ağızla doğup 1 yıl içerisinde vücut parçaları sağlam şekilde birleşerek kan deposuna dönüşür ve yürümeye, öğrenmeye başlarlar "tek başlarına" ardından partner bulup onunla yola çıkıp beraber avlanıp çoğalırlar. Qıyovir Irkı pek medeniyetçil bir gelişme gösteremez ve en fazla sılahlanıp 5 yıl ayakta kalabielcek bir ülke kurur ardından yıkılıp kabile devleti olmaya çalışıp işin sonunda birbirlerini yiyerek yok olur. Ana yuvalarında hala hayatlarını sürdüren 7.920 civarı Qıyovir'li kalır.

49-Hottober: Bal porsuğundan evrilmişlerdir. Derisi hayli bir sert, korku duyguları hayli bir az ve her şeye atılıveren hareketli bir ırktır. Dişleri hayli bir büyük! hayli bi iridir! (tombul dişlere sahiptirler). Saçları omurgasına bağlıdır ve kesilmediği sürece saçları kalça kemiğine kadar uzanır, erken safhalarda saçları uzamamışken bedeninden kesilirse saçları kısa kalır, saçları sırtından kesildiği vakit saç uzaması durur ve kesildiği saç uzunluğu kadar saçın uzunluğu o uzunlukta kalır (Ne kadar geç kesilirse o kadar uzun saçları olur). Büyük bir gülümsemeleri vardır. Hafif kafadan kontak ve hala hayvanlar gibi yaşadıklarından ülkeleri değil bölgeleri vardır (Genellikle çoğu doğayla iç içe olmak isterler, hiçbir zaman kendilerini vergi ödedikleri bir sistemde yaşatmak istemezler). Gel zaman git zaman bazı kişiler bölgelerinden ayrılıp bir ülkeye yerleşmek üzere yeni bir hayata adım atarak hayatını değiştirir. Zehirlerden asla ölmezler ama baygınlık geçirdikleri sürede de oldukça savunmasız olurlar... desem de yalan olur, derilerindeki kıllar bakımsız bir hançer veya kılıca maruz kaldıklarında kılıç veya hançer her zaman körelerek iş görmez hale gelir, tek zarar görebilecekleri şey delici bir kılıçtır. Salgın gibi bir hastalık da oldukça zayıftırlar tıpkı 70'li yaşlarına basmış insanlar gibi. Geniş bir aile yapısına sahiptirler (10'den az değildir, 10 dan az iseler toplum tarafından aşağılanırlardı). Savaş vakti hiç sesleri kesilmez, muharebede durmaksızın bağırırlar, sesleri hiç kısılmaz. İnsan ömrüne ve insan uzunluklarına sahiptirler. Sansar familyası hariç diğer ırklarla hiç birlikte olmazlar. Kendi familyalarındaki en güçlüsüdürler. Dayanıklılık ve çene gücüyle öne çıkarlar. Tatlı bir minik kuyrukları vardır, kuyrukları yoksa kötü bir suç işlediklerinden toplum tarafından kesiliyor.

50-Hibbilob: Hottoberlerle aynı familyadan gelmeseler de Hottoberler Hibbilobları bir tek dost ırk kabul eder. Çoğu şeyde başarısız olmuşlardır ve tarih sahnesinin arkasında beklemişlerdir. Tek ilgi çekici özellikleri Kuyrukları kendileri kadar büyük olması (Bildiğin kocaman kuyrukları vardır, yukarıya doğru bakar kuyruk). Kuyrukları püsküllü ve boylarını aşan uzunluktadır. Mephitidae familyasına mensuptur. 51-Zahrip: Saçından kuyruğuna kadar uzanan at yelesine benzer tüyleri vardır. Paracanthurus hepatus'dan evrilmiştir. Kambur duran bir yapıları vardır (hafif ürkütücüdür). Limandan limana yaşayan, hayatını denizde canlı avlayarak geçirirler. Limandan ilerisine hiç gitmezler. uzunca sahili kaplayan bir ülkeleri vardır. Kemikleri kamburlaşarak evrildiği için hiç yavaş yürüyemezler, hızlı yürürler. 2 metre geniş bir alanı kaplarlar.

51-Zahrip: Saçından kuyruğuna kadar uzanan at yelesine benzer tüyleri vardır. Paracanthurus hepatus'dan evrilmiştir. Kambur duran bir yapıları vardır (hafif ürkütücüdür). Limandan limana yaşayan, hayatını denizde canlı avlayarak geçirirler. Limandan ilerisine hiç gitmezler. uzunca sahili kaplayan bir ülkeleri vardır. Kemikleri kamburlaşarak evrildiği için hiç yavaş yürüyemezler, hızlı yürürler. 2 metre geniş bir alanı kaplarlar.

52-Cairinip: Dal koyunundan evrilmiştir. Oldukça narin ve oldukça sivri hareketleri vardır. Her zaman pozitif düşünen, barış dolu bir ırktır. En şansız ve en talihsiz olayları yaşayan ırktır. En sıkıntılı olaylardan birisini yaşamışlardır. İlk başlarda her krallık önüne gelen Cairinipli'yi kesip halkın açlığını yatıştırırken bir anda kendi familyalarından olan boynuzlu başka bir krallık bu duruma el atıp durdurana kadar. vahşi krallıklara karşı verilen savaştan galip ayrılan boynuzlu krallık 23 yıl sonra kıtlığın baş gösterince Boynuzlu krallığın içinde kötü amaçlı organizasyonlar kurulur. Organizasyonların çoğu Cairinipli ırkı hedef alır ve kıtlıkta açlıklarını kendi familyalarından olan Cairiniplileri kuytu köşelerde yakalayıp katlederlerdi ve bildiğin geriye kemiklerini bırakırlardı geriye, cesedi de hiç saklamaya uğraşmazlardı. Bu olayların artmasıyla Cairiniplilerin bir kısmı erkenden yola çıkıp gitse de büyük bir çoğunluğu Boynuzlu krallığında kaldı. Krallık her ne kadar işin peşinde olduklarını ve onları yakalayacaklarını söyleseler de hepsi yalandı, organizasyonların hepsini Krallık kurmuştu ve Cairiniplilerin gitmesini engelliyip hapsetmeye başlayınca işin rengini öğrenen Cairinipliler var güçleriyle yardım çığlıkları atsalar da anlık olarak nafileydi. Bütün Cairiniplileri bir araya getirip kurbanlık gibi tutmaya başladılar. Bağırışları önceden duyan birkaç tüccar olayı anladığı gibi gerçekten yardım edecek krallıkları bilgilendirmeye gider. Uzaktaki krallıklar bu dehşet verici olayı duyduklarında ise ancak birkaç aya yardım edebilceğini söylerler ve öylede yaparlar, aylar geçtikten sonra Boynuzlu krallığına varan ordu 10 gün gibi bir sürede Boynuzlu krallığını yıkar ve Cairiniplilerin tutsak edildikleri koca binalara gittiklerinde bildiğin binanın içindeki toprak kırmızılaşmış olduğunu ve Cairiniplilerden anca 10.000 e yakın kişinin hayatta kaldığını görürler. Bazıları ele geçirilmiş krallıkta kalırken çoğusu kurtaran krallığın krallığında yaşamaya karar vererek az sayıda kalmış Cairinipliler bölgede daha da sayıları azalmış olur. Caprinae familyasındandır.

53-Anklowat: Akıl dışı boynuzuyla öne çıkar. Bir kalenin kapısını toplu halde boynuzlarıyla açabilirler (10-20 dakika). Boyut olarak insanlardan 2.5 kat büyük ve oldukça kalıplıdır, tıpkı minotorlar gibi. Ortalama bir tık üstünde olan ırklardandır.

54-Lealugep: Kendi kıyafetleriyle doğarlar. Kendilerine has yumuşak boynuzları vardır. Irklar arasında eşsiz güzellikler arasındadır ve de en hassas cilde ve yapıya sahiptirler. Hiçbiri kaba bir görünüme sahip değildir. Birbirleriyle çoğunlukla aynı görüntüye sahip olurlar. Ciltlerindeki kıyafetlerin görünüşü ise çokça sayıda küçük veya büyük yaprağın birbirlerine pekiştirilmiş gibidir. Savaşçı bir ırk değildir, hiçbir zamanda olmak istemezler. Otoriter olanlar genellikle aralındaki en güzeli olanlar olur. Gizemli olaylar yaratırlar ormanlarda, korkuluğa benzer heykel vari yapılar bırakırlar ve ormana terk ettikleri yapılar bilinmeyen bir sebeple canlanarak derin ormanların içinde gezinirler.

55-Firfelvae: Böcek türünden türemiştir. Baştan sona zehirlidirler. Etleri de, tüyleri de, kabuğu da, antenleri de her şeyiyle! Ormanın karanlığın da şeffaf kabuklarının altında kan kırmızısı renkte bir parlaklık belirterek aydınlık yaratıp yırtıcı hayvanları kendi üstüne çekmeye çalışır, amacı yırtıcı hayvanı kendisine dokundurtup zehirleyerek ava gelen avcıyı avlamaktır. Yırtıcı değil bir ısırık bir kez dahi dokunduğunda adeta içten volkanik yanardağ patlamış gibi vücut sıcaklığı artarak etrafta koşuşturduktan sonra baygınlık geçirir hatta ölme riskiyle bile karşılaşabilir. Sabahları bedeni buhar gibiyken gece vakti duman rengine bürünür ve bulunduğu ortama göre daha da siyahlaşıp beyazlaşabilir. Sert kabuğu doğal olarak biceps gibi yerlerinde bulunurken kalp gibi gövde kısımlarında yoğun tüyüyle kaplıdır (oldukça sıkıntılıdır ve her avcıyı avlamaya gittiklerinde ölme riskleriyle karşı karşıyadırlar, kısaca her ne kadar iyi bir şekilde evrimleşmiş olsalar da kritik yaşamsal organlarını koruyacak kabuğu yoktur). Öldükleri zaman 10 dakika boyunca sert bir kırmızı ışık yayar, gündüz vakti bile kırmızı renkte kalır ve 10. dakikadan sonra renk solmaya başlar. Beyaz salyangozların doğal avcılarıdır (ki çoğu tuza sahip kişi her türlü beyaz salyangozların doğal avcısı olabiliyor!). Tam olarak ne savaşçıdır ne de barışçıl bir ırktır, ortaya karışık bir ırktır. Kurtçuklaşmış cesetleri bile yiyecek metobolizmaları vardır.

56-Melcixo: Büyüyle yaratılmış bir ırktır (kemik büyüsü-ikri). Bu ırk her şeye olumlu yaklaşabilecek kapasiteye/düşünceye sahiptir. Bir birliktelik sonucu doğmazlar, büyüyle yaratılırlar ve 400-600 yıl yaşarlar. Yemek veya su ihtiyaçları yoktur. Isırıp koparacak dişleri yoktur, sadece dişin yerini almış gibi gözüken çizgiler vardır (çizgileri de kendileri yaparlar). Bir şeyleri emmek istiyorlarsa üstlerine dökerler ve kemikleri sıvıyı emer. Her ne kadar kemikler Kana ihtiyaç duysalar da Melcixo ırkında kemikler mantık dan uzak kemiklerinde bir gram kan bulundurmazlar ama neticede değdiklerinde emerler ve az da olsa birkaç ay ömürlerini uzatırlar (büyü bir anda kaldırılırsa emdiği kan kadar uzun yaşayabilirler). Hastalıktan asla ölmezler ama taşıyıp diğer kişilere bulaştırabilirler ve hastalık bulaştı mı ömür boyu kalır (bu durum onları ırksal olarak yalnızlığa iter). 2. bölümde Meksikalı olarak yer alacaktır. Bedenlerine (kemiklerine) istedikleri şekli verebilirler ve hatta et büyüsüyle kendilerini farklı hissettirebilirler (et büyüsü-vikas). Sakin, ılımlı ve suskun bölgede uzunca yaşadıklarından gürültüye alışkın değillerdir ve popülasyonu çok olan bölgelerden uzak yaşarlar (bir de olurda oraya alışırlarsa orada sonuna kadar kalma endişesi taşırlar) (anksiyete vari bir durumdur, göç ettiklerinde tam yerleşme gibi bir huyları vardır). Saçları olanlar oldukça nadirdir ve büyük ilgi ve sevgi görürler ve sevgi belirtisi olarak kemiklerini gıcırdatırlar. Başka bir ırkın ölüsünü bulduklarında onları köle olmak üzere diriltebilirler ve belli bir 100 yıl sonra köle özgür olur ve eğer kemik büyüsü öğrenememişse 10-20 yıla ölür. Duyguları özel anlarda belli olur, çoğu hör görülen ırkın yanında dururlar. Kemiklerinin içi karanlıktır, siyah bir ışık vardır ve ne kadar beyaz ışık tutulursa tutulsun hiç ama hiç siyah ışık hüzmesi kaybolmaz, sadece sevgi duydukları kişiler kemiklerinin içini görebilir. Ne kadar uzun süre büyü yapmazlarsa büyüleri o kadar güçlü olur. (Büyü türleri psikolojiksel değil mana tabanlıdır).

57-Greivatali: Koyu yeşil renge sahip kıllara sahip İnsan türünden bir ırktır. Her daim bir rehbere ihtiyaç duyarlar. Kendilerine rehberlik eden liderleri ne kadar mükemmelse kendileri de bir o kadar mükemmel bireyler olmaktadır. Lidersiz tıpkı markette annesini kaybetmiş bir çocuk gibidirler.

58-Hemekli: Hemek topraklarında yaşayan açık mavi kıllara sahip, gri gözlü ve ortalamanın bir tık üstü iyi bir görünüme sahiptir her biri. Derileri oldukça incedir ama neyse ki bulundukları coğrafyada o kadar mistik seviyede eşyalar vardır ki hiçbir zaman savunmasız kalmazlar tarihte! Savaştan korkmayan bir ırktır. İnsan türündendir.

59-Belerip: Beleripliler kiraz kırmızı kıllara, şeftali tonu gözlere sahiptir. İblislerle ilk teması kurmuş insan ırkıdır. Tarikat vari hayatları vardır (1.2 bölümde gerçekleşiyor bu yaşantıları)

60-Kilibere: Aşırı koyu Tyrion moru kıllara sahiptir. Gözleri mor bir misket gibidir andırır ve mikroskopik canlıları dahi görebilecek şekilde gözlerinin görüş boyutlarını değiştirerek görebilirler. İnsan türü olarak en iyi gözleri kendilerinde bulundururlar. Sinirleri çok hızlı iletime sahiptir. Ciltleri pürüzsüzdür ve neredeyse hiç kıl kalın çıkmaz, hiç traş olma gibi durumları olmamıştır. Ülkeleri İmparatorluk seviyesine yükseldiğinde moda düşkünü olmuşlardır.

61-Eiyakarlı: Diğer ırklara nazaran Eiyakarlılar saçlarından göz altına kadar siyah bir lekeyle doğarlar (genetik). Leke onlara ayrı bir hava katmakta. Tarihte birtakım şansızlıklarla karşılaşmışlardır hep. Devasa yapılara hayran olduklarından Kendi sınırları içerisinde bina yapılarının hepsini devasa boyutta yapmaya çalışırlar, bazıları sağlamken bazıları yıkılmak için şiddetli rüzgarları bekliyordur! Gözleri ışığa maruz kaldığında parlamaz, aksine ölü gibi bakıyorlardır. Kilbereliler gibi pürüzsüz ciltleri vardır.

62-Trattiks: Fiziksel üstünlükte çığır açan! Görülesi en nadir ırklardan olan Dinazorlar dan gelen bir ırktır. Derisi hali hazırda bir zırhtır. Jiletten keskin dişlerinin her biri 9 cm dir ve muazzam bir çene kuvvetine sahiptir. 20 gün aç kalsa, kemikleri dahi görünür olsa hiçbir hünerini ve enerjisini kaybetmez. Eti de derisi de iç organları da o kadar serttir ki herhangi bir parazit dahi yaşayamaz içerde! (Cidden etleri serttir, kaya gibi desem yalan olmaz) Dinazor türünün son örneğidir... 1.0 bölümde Yüce Irklar Mars’tan vaz geçip hayatı Dünya’da yapmaya karar vererek tekrar en baştan başlarlar ve ayıp olmasın diye en gelişmiş medeniyet olan Dinazor türünden Trattiks ırkını alıp Dünya’ya yerleştirirler. Bir Trattiks’le gece kimse karşılaşmak istemez, gece vakti gözleri siyah ve beyaz renk tonlarıyla öcü gibidir ve her zaman Trattiks’ler avlarıyla oyun oynamaya bayıldıkları için korkutmayı severler avım benden kaçmayı başarır gibi dertleri yoktur çünkü felaket derece de anormal hızları vardır. Genç bir Trattiks’in boyu 3 metreyi her zaman aşar ve 230 kilo civarındadırlar. Dinleri hiç yoktur, önceki dedelerinin ve atalarının hafızasına sahiptirler, ne yaşandığını bilirler, Mars’taki hayatlarını ve Mars’ta yaşayan diğer medeniyetleri, doğasını, atmosferini... Bu yüzden de çocukken pek enerji dolu değil direkt yukarıyı seyretmekle geçirip hafızasında beliren Mars hayatını ve dedelerinin yaşadıklarını görüp hissederler, hiç ailesi ona avlanmayı öğretmez çünkü hali hazırda dedesinin avladığı görüntüler aklına kazınır. 5 veya 9 yaşına geldiklerinde çocuklar hiçbir aptal hareket yapmaz, yetişkin gibi temkinlidir. Hiç birisi kendisini tehlikede bulmaz (Sürüden ayrılmaz, tek başına veya aptalca bir maceraya çıkmazlar... taa ki genç olana kadar).

63-Hağniğan (hintli): Filden türemişlerdir ama oldukça ZAYIF VE ZARİFDİRLER! Ama kiloları 300 ün aşağısında olmaz! Devasa boyları vardır 5-7 metre. Nifusları o kadar çok ki çoğu ırkı elemiştir. Tırnakları da dahil ciltleri fille aynıdır. Yaşadıkları toprakların zemini güçsüzdür, Buldozer gibi ağır oldukları için ve çokça fazla oldukları için bir bölgede toplandıkları zaman ORASI ÇÖKER, bu durum böyle gide gide yaşadıkları kıta çökmüş ve denizin kıtanın içerisine girmesiyle kıta daha da bir hoş hale gelir. İçinde denizin gelip geçtiği bek çok kıta yoktur, kıtasal olarak en güzel yeri tasarlamışlardır, bildiğin bu durumu kendileri tasarlamış ve istedikleri yere denizi getirtmişlerdi. Hağniğan’ların etleri ve derileri epey bir serttir ve 2 zırh işlevi vardır, Derisi tutar (eğer derisi delinebilir veya yırtılabilirse) eti ise yapışkan bir sıvı barındırır derinin altında, sıvı japon yapıştırıcısı gibi tutucudur, eğer işlevsiz kalırsa sıvı eti hali hazırda etten bir duvardır bildiğin yani BİLDİĞİN her türlü hasara hazır (kale gibi, ama gelişmiş!). Hağniğan’ların doğal saldırı yöntemleri çullanarak adamın pestilini çıkartmaya dayalıdır veyahut kale kapısını kıracak seviyedeki yumruğuyla adama uçurturken basınçtan öldürte bilir. Bir Büyüxiye akademisinden gelen bir büyücü Hağniğan ırkından esinlenerek bir büyü dahi tasarlamıştır! (Ezilme). Hağniğan’ların hortumları yoktur. Gözleri tamamen siyahtır. 1.bölümden 2. bölüme geçmeyi başaran ırklardandır, sebebi ise çok sayıda olup kendi mitolojilerini güçlü kılmıştır ve tanrıları Hağniğan’ları kendi evine davet ederek yüce varlıkların Dünya’ya gönderdiği kederden kurtarmıştır ve kendi geleceğini teminatını sağlamıştır (Bildiğin mitolojilerin güçleri inanç sayısının üstünlüğüne göre güçlü oluyor).

64-Boyunuzu: 1.1 bölümün başlarında yer alan krallıklarıyla aynı isme sahip anormal bir ırktır ve boyunları normalden fazla uzun olmasıyla diğer krallıklarca yalnızlığa itilip ayrımcılığa uğramıştır. Kendi krallıklarından asla ayrılmamışlardır çünkü bütün krallıklar onları geri tehcir ederek krallıklarına geri götürüyordur. Görünüşlerinin anormalliğinden dolayı istenmeyen bir insan ırkından olmuş ve kendi ırklarınca (türlerince) görmezden gelinmiştir. Boyunuzular görünüş olarak boynu uzun ve ince olan, gözleri büyük ve iris bölümü daha büyük olan karanlık gözlere sahiptir, saçları hep aynı model olmakta, otistik bir kişilikleri ve doğu Asya vari yüz hatlarına sahiptirler. Zayıf olduklarından dolayı pek agresif olamıyorlardır ve savaşlarda hep kaybeden taraf olmuştur. Zamanla haritadan silinir ve varlıkları unutulur.1.2 bölümde gölgemsi kanlı yaratıklar yüzünden çok fena saldırıya uğradılar ordan buraya kaçışırken vahşi doğada hayatta kalamadılar. Boyunları o kadar kırılgandı ki yere düştüklerinde kesinlikle ölüyorlardı. 1.1 bölümde var olup yok oldular.

65-Şahalaşa: En uzun dile sahip ırktır. Dillerinde oldukça büyük papillalar vardır, dillerini kampçı gibi kullanabiliyorlar. Bazılarının çok sayıda (1000’e yakın) ince papillaları varken bazılarının çok kalın papillaları vardır sadece... cilt renkleri hafif pembe veya gümüş grisi arasında değişmektedir. Boyları 2.50 ila 4.60 metreyi buluyordur. İç organları kusursuza yakındır, hiçbiri kanserden ölmemiştir. Ömürleri 80 ila 110 arası değişmekte. Vahşeti seven bir ırktır, öldürdükleri canlıların cesetlerinin içine dillerini sokup papillalarını çıkararak dillerini geri çekerler, papillaları cesedin içinden ne tuttuysa onu çıkarır. İşkence çektirmeyi seven, sadistlerin çoğunlukta olduğu bir ırktır, bu yüzden çoğu ırklar tarafından hoş bulunmazlar. Dilleri oldukça dayanıklıdır, mide asidi gibi bir asitte dilleri 30 güne kadar yok olmaz. Ölen ırkdaşlarının dillerinin papilalarını dillerinden söküp birer av yakalama halatı vari eşyalara dönüştürürler. Çokça depolarlar papillaları, zırhlarda süsleme dahi yaparlar! Bina yapıları kendi boyutlarının ve özelliklerine göre dizayn edildiğinden oldukça büyük ve diğer ırkların kullanamayacağı haldedir, sadece konaklama ve sığınma gibi işlevi vardır kendi topraklarına gelen gezginler için.

66-Kulaboynu: Duyu organı en gelişmiş ve genetiksel büyü aktarımıyla muazzamlık seviyesine ulaşmış bir ırktır. Kulakları keçi boynuzu gibi ve istediği yöne şekli vererek o yöndeki sesleri rahatlıkla duyar veya doğa üstü büyüyle harmanlanmış hünerlerini ortaya çıkararak gücüyle o yöndeki belli bir alanı sessizliğe boğar ve sadece kendi duyabileceği şekilde diğer panik vari konuşmaları duyar! (Hedeflediği bölgedeki kişiler birbirlerinin sesini duyamazken). Boynuzları oldukça sert olanlar her zaman baktığı yöne doğru olur özellikleri çünkü boynuzlarını diğerleri gibi hareket ettiremezler (kedi kulakları veya tavşan kulakları gibi hareket ettiremezler). Yani kısaca hepsinde aynı durumlar mevcut değildir. Boynuzun sert olması hem iyiyken hem de kötüdür. İyi tarafı sağlam bir kafa vuruşu yapabilirler! Kötü tarafı ise çatlarsa diş ağrısına eş bir ağrı meydana gelir ve ölene kadar rahat edemezler... Boynuzların yenilenme özellikleri yoktur. Daha kötü yanıysa kırılır veya ağrısının kesilmesi için kesmeye başladığında kendisini hemen öldürmek isteyecektir veya ilk önce göz yaşlarını tutmaya çalışarak dayanmaya çalışacaktır çünkü acı ve ağrı hiddetlenecektir ve bitmek bilmeyen bir kan akmaya başlayacaktır boynuzlarından... Bazıları bu durumda öldüğünde bile devam etmesiymiş! Mezarlarından acılı çığlıklar gelirmiş! Ve Kulaboynulular ağrının sesini dahi mezardan çok rahat duya bilirlermiş. Boynuzu sert olmayanlar ise belli bir yaşa geldiklerinde boynuzlarını sert veya farklı bir hale sokabilirler ama doğuştan sert boynuza sahip olanlar hayatlarını tedirginlikle yaşarlarmış bu olayların bilinmesiyle. Bazıları jelibonumsu olurken bazıları kürklü olur. Boynuzların bazıları içi açık veya çivi büyüklüğünde deliklere sahiptir (açıklıktan uzaktaki sesleri, çivi derecesindeki deliklere sahip boynuzlular ise yakını çok net duyar). Var oldukları diyarda ağaçlar bile boynuza benzer ve boynuza benzer meyvelere ve sebzelere sahiptir. 70 yıl yaşarlar. 1.90 ila 2.30 metre arasındadırlar. Rengarenk ciltleri ve derileri olabiliyor (bazıları kürksüz doğabiliyor ve düz derileri olabiliyor).

67-Seltehar: Karşılaşılabilecek en enteresan ırklardan bir tanesidir. Görünüş olarak tavşana benzer kulakları olsun, kulağı olsun, burnu olsun veya kuyruğu olsun... Kürkü oldukça kabarık ve fazladır. Sıradan bir ırk gibi gözükür ama taa ki dokunulana kadar! Kürküne temas ettiğinde sanki ince ipek samanlığına elini geçiriyormuşçasına rahatlatıcı ve garip bir his verir. Çok masumanedir ama gizliden gizliye hiç de öyle değildir! HİÇ BİR ŞEKİLDE ET VEYA KAN BARINDIR MIYORDUR!!! Hayalet gibidir aslına bakarsak! Sadece duvardan geçemez kürkü nedeniyle çünkü kürkü kürk tam kendisini geçirtmez duvarlardan, ucu ucuna kürkü son anda kendisini geri çeker Selteharlı’nın geçmeye çalıştığı duvarı (kürkün belli bir kısmı duvarı geçer, geçmiyor demiyorum ama ucu ucuna kürk tam geçiş sağlamaz, çünkü fiziksel yapısını tamamiyle kaybetmesine sebep olur, fiziksel yapısını kürkü yanıp kül olduğunda anca öyle duvarlardan geçebilir Seltahirli ama kimse fiziksel yapısını kaybetmek istemediğinden kürküne veda edemez hiçbiri). Kürkün özelliklerine ayrıntılı şekilde gelirsek şöyledir;

1-Güzelliğiyle ve şehvet verici görüntüsüyle oldukça canlıları kendisine çeker ve Seltehar’lı istediği zaman kürküne bir çeşit kimyasal salgılıyarak ya bayıltır, ya zehirler, ya köle yapar (belli bir süreliğine, eğer kendisine tekrar dokundurtmaz ise canlı etkisinden kurtulur).

2-Bir anda iğneden daha ince bir hal alarak direkt ölümcül olabilir ve de bizzat Seltahır’ın içerisi (Beyaz ışığını) görünebilir hale gelir ve o an normal bir ırk değil üstün ırktan olduğunu net bir şekil de normal ırktan birisinin kafasına sokarak moral bozabilir (eğer savaşıyorsa). (Aldatıcı sınıfından bir üst ırktır) Bir esintiyle oldukça güzel bir görüntüye kavuşur ve de bir tarantulanın bombardıman saldırısı gibi kürkünün bir kısmını mikroskopik seviye haline getirerek havaya saçar ve gıdıklatan bir tür acıyla hedefindekini öldürebilir.

Gözleri birçok kürkün bir araya gelip göz görüntüsü ve işlevi oluşturarak görme yetisi kazanmıştır (tamamen fiziksel kalmasını sağlayan kürkünü bu yüzden bırakmaz istemez çünkü hem fiziksel bir yapı olmadan hem de görme kabiliyetin olmadan yaşama korkusu cidden ağır basar Seltahir’lileri). Öldürülmeleri oldukça zordur çünkü kürklerinin çoğu ya yakılarak yok edilmeli ya da bir çeşit Büyüxiye Akedemisi’nin bulmuş olduğu enteresan büyülerden kullanılarak buharımsı bir saldırı gibi birçok büyüyle defedilebilir. Kürkleri yeşil, gümüş yeşili ve kara yeşil tonlarına sahiptir. Boyları kürklerin çoğunluğuna göre değişir (1 metre ila 10 metre).

68-Jelişha: Her 10 milimetre de derilerinin üstünde jiletle çizilmiş gibi hafif kabarık bir görüntüye sahiptir. Özellikleri ise çok hassas hissetme duyu organlarının aşırı gelişmiş olmasıdır. Hissetme duyu organlarının işlevi tıpkı önceden tehdidin yaklaştığını önceden fark edebilirler (bildiğin hileye sahip gibidirler, başlarına ne gelmek üzere olduğunu anlayabiliyorlar). Bir insan lava elini savurup kaçırmasında bir acı veya sıcaklığı sonuna kadar hissetmezler çünkü tepkime süresini es geçerler onu direkt savurup attığı için, Jelişha’lılar direkt sıcağı da acıyı da hisseder dokunduğu anda. Bir nevi bir taraftan iyi bir taraftan felaket kötüdür. Durumu daha kolay açıklayacak olursam biz insanların internetten indirme hızı 30 megabitse Jelişha’lıların indirme hızı 100 terabayttır! Kör dahi olurlarsa çevrelerini çok iyi hissettiklerinden mütebellik 360 derece olmak üzere 10 metre ötesinde ne olup ne bittiğini bilebilirler. (Keşiş gibi bir şey!). Çoğu her şeyi hissettikleri gibi insanlara dokunduklarında vücutlarının içindeki kimyasalları dahi hissederek onların ne hissettiklerini bilebilirler. Avantajlı bir ırk olsa da sıkıntılara da sahiptirler, acıyı sonuna kadar hissedebilirler, bir yumruk dahi kendilerini savunmasız bırakır. Uzunca yaşamış Jelişha’lılar 1 metre içindeki kişilere temaslı veya temassız diğer ırkların hislerini yanıltabilecek manipülasyon yeteneklerini kullanabilir ki bu yeteneklerden birisi kendi yaşadıkları ızdırapları onlara da yaşatabilirler ama bunun sonucunda yaşattıkları bu ızdırabın birisinde bile Jelişha’lıların sahip olduğu özelliklere bir nebze sahip olur ve onda da jilet atılması sonrası kabaran bir çizgi meydana gelir. Yaşadıkları 1 yılın hissiyatı insanların 70 yıllık ömrü olan hissiyatına sahiptir. Normal bir insanın aynı anatomisine sahiptir, sadece fazla HİSSİYATLIDIR o kadar. 150 Yaşına kadar yaşayabilirler. Soğuk kanlı bir ırktır, savaşmaktan çekinir, çünkü çok HASSAS bir HİSSİYATLARI vardır. Dinleri veya inançları yoktur.

Posted Dec 29, 2025, 6:30 PM UTC

20
Loading comments…