Backrooms: Sessiz Kapan
Alex, yerdeki “0” rakamını uzun uzun izledi. O an zamanın, mekânın ve hatta kendi varlığının anlamını sorgulamaya başladı. Gözleri koridorun sonunda beliren soluk ışığa takıldı. O ışık, ona hem bir umut hem de bir tuzak gibi görünüyordu.
İlerlemeye karar verdi. Her adımı, nemli halının üzerinde bir yankı bırakıyordu. Vücudu hala uyuşuk ve yabancıydı, ama az da olsa toparlanıyordu. “Almond Water” adını verdiği o şişeyi hatırladı; başını biraz netleştirmişti. Belki de bu yerde hayatta kalmanın küçük ipuçları vardı. Ama her ipucu, beraberinde yeni bir korku getiriyordu.
Koridorun sessizliği aniden bozuldu. Uzaktan, bir fısıltı duydu. Çok yakın ama hangi yönden geldiğini anlayamıyordu. Adımları hızlandırdı, kalbi göğsünde deli gibi atıyordu. Fısıltılar, sanki ismini söylüyordu.
“Alex… Alex…”
Dönüp bakmak istedi ama korktu. Çünkü arkasında ona bakan bir gölge vardı. Gölge hareket etmiyor, ama gözleri sanki onun içine işliyordu. Soğuk bir rüzgâr tenini okşadı, ama o an hiç hava olmadığını biliyordu.
“Burada durursan, seni fark ederler.”
Hatırladı. Duvarlarda yazan o cümleyi. Ses çıkarma. Durma. Hareket et.
Alex, tüm cesaretini toplayarak koşmaya başladı. Koridorlar onunla birlikte genişledi ama o, küçülüyordu. Dışarı çıkmanın tek yolu ilerlemekti.
Bir kapıya ulaştı. Kapının üzerinde kırmızı harflerle yazıyordu: “3. Kat”
Ellerini kapının soğuk metaline koydu. Kalbi hala hızla atıyordu. Kapı ağır ağır açıldı.
İçerisi, bildiği tüm korkuların şekillendiği bir yerdi. Karanlık, derin, bilinmeyen… Ama belki de burası, Backrooms’un kalbiydi.
Alex, derin bir nefes aldı ve içeri adım attı.
Posted Jan 27, 2026, 11:22 AM UTC