Sıcak Tenden Soğuk Kelepçeye -2
“Oğuzzzz...” Ağzımdan iniltiler çıkıyordu. “Devam et aşkım. Çok zevk alıyorum. Az kaldı.” Karşımdaki dolabın üstündeki aynadan kendime baktım. Am dudaklarım kızarıp şişmiş; tabiri yerindeyse iri bir şeftaliye benziyordu. Bembeyaz vücudumun üzerinde, çoğunluğu göğüslerimde bulunan kızarıklıklar, el izleri ve terin oluşturduğu parlaklıklar belli oluyordu. Oğuz üzerime yüklendiğinde “Ahhhh yavaş ol hayvan!” dedim. Oğuz güldü ve kontrolsüz bir şekilde beni sikmeye devam etti. Bir anda sağ eliyle boynumu kavrayıp sıktı. Nefesim kesilmiş, düşüncelerim bulanıklaşmıştı. Bayılacağımı anladığı anda elini çekmesiyle derin bir nefes aldım ve boşalmaya başladım. Oğuz içimden çıkmış, amımdan fışkıran sıvıları izliyordu. Boşalmam bitince tek bir hamleyle yeniden içime girdi. “Bugünden sonra kesinlikle amım kuruyacak,” diye geçirdim içimden. Oğuz’u boynundan tutup kendime çektim ve dudaklarına yapıştım. Bacaklarım gerilmiş, karnıma yapışmıştı. İçimden çıkıp “ağzına al!” diye bağırdı. Hemen doğrulup sikini ağzıma soktum. Oğuz başımdan tutmuş, ağzımı amımı siker gibi sikiyordu. Siki boğazımı yarıyor, nefesimi kesiyor, öğürtüyordu. Kafamı kasıklarına doğru bastırıp boşalmaya başladı. Spermleri boğazımı dövüyordu sanki. Ağzımdan çıktı ve kendini yana doğru attı. Ağzımda kalan son spermleri yuttuktan sonra göğsüne uzandım. Şimdi uzanmış tavanı izliyorduk.
— Görüşmeyeli seni bayağı özlemişim bebeğim... dedi Oğuz.
— Özlemden çok, üç günün hıncını çıkarttın gibi benden.
— Hahahaha! Belki biraz sert davranmış olabilirim ama sen de bunu hak ettin.
Kendimi yukarı doğru çekip Oğuz’un gözlerine baktım.
— Çok zevk aldım. Bundan sonra seni ekmeye devam mı etsem acaba? (Dudağından öptüm.)
— Sensiz günlerimin nasıl geçtiğini görsen böyle demezdin.
— Boş yapma Oğuz!
— Peki, peki... Hadi hazırlan, seni evine bırakayım, geç oldu.
— Ben sende kalmayı düşünmüştüm ama...
— Bugün olmaz şekerim. Annem babamı evden kovduğu için babam benimle kalıyor. Birazdan gelir.
— Peki, tamam o halde. Şu çarşafı atıp odayı toparlayalım. Adama ayıp olmasın.
Yerden kırmızı dantelli jartiyer takımımı, pantolonumu ve gömleğimi aldım; giyinmeye başladım. Saçımı yapmaya üşendiğimden arkada toplayıp tokayla bağladıktan sonra zevk sularıyla ıslanmış çarşafı yenisiyle değiştirdim. Oğuz giyinmiş, odadaki alkol şişelerini çöpe atıyordu. Odaya parfüm sıkıp camları açtıktan sonra az önceki maceramızdan eser kalmamıştı. Tabii bu benim için geçerli değildi. Şayet ben amımın acısından bacaklarımı açarak yürüyordum. Çantamı ve birkaç eşyamı aldıktan sonra evden çıktık. Eve vardığımda yorgunluktan sızmıştım.
Sabah zilin sesiyle beraber gözlerimi açtım. “Off, daha saat kaç?” diyerek komodinin üstünde duran çalar saate baktığımda saatin on iki buçuk olduğunu gördüm. Doğrulup sabahlığımı önümde birleştirerek kapıya doğru yol aldım. Kapı deliğinden baktığımda gelen Eylül’dü.
— Sinem, iyi misin aşkım?! dedi Eylül. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı.
— İyiyim, neden sordun?
— Aynada kendine bakmadın mı? Çok korkunç görünüyorsun. Ha, göğüslerin mi morarmış senin? Aksiyonlu bir gece geçirmişsin anlaşılan.
“Hay ben kafamı sikeyim!” diye geçirdim içimden. Eylül karşımda pis pis gülüyordu. Şimdi bana tonla soru soracak, kafamı şişirecekti.
— Sen salona geç, ben biraz toparlanıp geliyorum.
— Sabahınızı bölmeyeyim şimdi Oğuz’la... (Göz kırptı.) Daha yapacaklarınız vardır.
— EYLÜÜLLL!
— Tamam, tamam kızma.
Banyoya girip yüzümün her yerine dağılmış makyajımı temizledim. Saçlarımı tarayıp düzelttikten sonra yatak odasına geçip üzerime kapalı bir şeyler giydim. Yeterince rezil olmuştum. Eylül’ün vücudumda başka şeyler bulması o an isteyeceğim son şeydi. Eylül’ün yanına gittiğimde bir kahkaha kopardı.
— Kusura bakma... Gerçekten gülmekten kendimi alamıyorum. Öyle bakma bana! Bunun suçlusu sensin.
— Lütfen şu konuyu kapatır mısın?
— Hayır tabii ki. Bunu konuşmamız gerekiyor, gel otur şuraya.
— Sana mahremimi mi açacağım?
— Evet. Hadi ama, ikimizin arasında özel mi var? Ben sana her şeyimi anlatıyorum.
— Neyi merak ediyorsun?
— Gecen nasıldı, güzel geçti mi?
— Evet.
— Bu kadar mı? İşin içine biraz duygu katar mısın?
— "Oğuz beni şöyle sikti, böyle sikti" diye anlatmamı beklemiyorsun herhalde!
— Tabii ki hayır. Oğuz yatakta iyi mi? Bari onu söyle.
— Eylül!
— Bence gerçekten çok iyi.
— Nereden biliyorsun? (Kollarımı birleştirdim ve Eylül’e bakmaya başladım.)
— Ay nereden bileceğim canım? Şu haline baksana. İyi olmasa, seni bu hale getirdiği için ondan otuz kere ayrılırsın. Hem güçlü kuvvetli çocuk, uzun süre dayandığına eminim.
— Tamam, yatakta iyi. Şu konuyu kapat artık. Akşam eve geldiğimde senin evinin ışıkları yanmıyordu. Neredeydin?
— Beni bilirsin güzelim; biraz onunla, biraz şununla... Bizim senin gibi sevgilimiz yok. Şu sohbetimize kahve eşliğinde devam etsek güzel olmaz mı?
Mutfağa gidip kahve yapmaya başladım. Eylül’ün daha fazla soru sormaması için dua ediyordum. Elimde kahve bardaklarıyla içeri girdiğimde Eylül televizyonda haber izliyordu. Şaşırtıcıydı; Eylül’ün dünya umurunda olmazdı.
— Bu, Oğuzların holdinginin ismi değil mi?
Haberde holdingde yapılan bir toplantıdan bahsediyordu. Kamera etrafı çekerken Oğuz’un anne ve babasını gösterdi. “Şu annesi mi, ne kadar da genç!” dedi Eylül. Başım dönmeye başlamıştı. Oğuz’un “Annem babamı evden kovduğu için babam benimle kalıyor,” sözü kafamın içinde dönüyordu. Oğuz bana neden yalan söylemişti? Ben gittikten sonra ne yapmıştı? Acaba bir sıkıntısı vardı da benden mi saklıyordu? İçimi bir ürperti kapladı. Oğuz beni aldatıyor muydu? Hayır, hayır... Oğuz yapmazdı öyle bir şey. Altı aydır beraberdik, birbirimizi seviyorduk. İmkansızdı! İllaki bir açıklaması vardır.
— Sinem neyin var? Daldın gittin. Yoksa kaynananı mı kıskandın?
— Yok bir şey, öyle düşüncelere daldım işte...
Kahvelerimizi bitirdikten sonra Eylül işi olduğunu söyleyip gitmişti. Bense hâlâ Oğuz’un bana söylediği yalan hakkında düşünüyordum ki telefonum çaldı. Gidip baktığımda arayan Oğuz’du.
— Günaydın hayatımın anlamı! diye açtı telefonu.
— Günaydın.
— İyi misin? Durgun gibi geliyor sesin. Gecenin yorgunluğu mu yoksa? Ben hâlâ üstümden atamadım, belim dehşet ağrıyor.
— Ya sorma... Ne geceydi ama.
— Neyse seni çok tutmayacağım; akşama sana bir sürprizim var. Saat sekiz gibi seni almaya gelirim, olur mu?
— Peki...
— İstemeden seni kırdım mı? Ne bu tepkisizlik?
— Hiç, biraz uykusuzum sadece...
— Peki, iyice dinlen, akşama enerjik olmana ihtiyacım var. Seni seviyorum, görüşürüz.
— Görüşürüz.
Konusunu bile açamamıştım. Gerçekle yüzleşmekten korkuyordum. Ona karşı içimde inanılmaz bir tiksinme vardı. Diğer yandan onu hâlâ çok seviyordum. Ellerimi saçlarımın arasından kafamda birleştirdim. Ardından hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ezel dizisindeki Ömer gibi “Neden?” diye soruyordum kendime...
Saat sekizdi. Üzerimde Oğuz’la restoranda buluşurken giydiğim kırmızı elbise vardı. Ağlamaktan şişen gözlerimi makyajla kapatmıştım. Olabilecek her şeyi saatlerce kafamda tarttım. Eğer bu ilişki bitecekse, en iyi halimle bitecekti. Pencereden Oğuz’un geldiğini gördüm. Üzerinde siyah takım elbise ve saç tıraşıyla bir damadı andırıyordu. Ağlamamak için kendimi tutmaya çalıştım. Olamazdı, şimdi değil. Beni ağlarken görmemeliydi. Topuklularımı giyip aşağı indim. Niyetim başta sakince konuşmaktı ama kendimi tutamamıştım.
— Hayatım... dedi Oğuz. Suratına bir tokat atıp:
— Sen aşağılık bir insansın tamam mı? Şerefsizin önde gidenisin. Bana bunu nasıl yapabildin ya? Beni gerçekten sevdiğini sanmıştım. Siktir git şimdi! dedim. Gözlerim sulanmaya başladı.
— Sinem neler oluyor? Ne yaptım ben? dedi. Telefonumu çıkarıp haberi gösterdim.
— Bu ne? Hani annen babanı evden kovmuştu? Burada hiç de öyle durmuyorlar. Sana güvendim Oğuz. Siktir git, görmek istemiyorum artık seni!
— Sinem sakin olur musun? Açıklayacağım... Benimle gelir misin?
— "Benimle gel" diyorsun ya! Hiçbir şey olmamış gibi. Sabah da gelmiş "belim ağrıyor" falan diyorsun. Hangi orospularlaydın gece? Daha açıklayamıyorsun bile ya!
— Sinem sen neden bahsediyorsun? dedi. Bir tokat daha attım.
Oğuz elimi tuttu ve “Yeter bu kadar!” diyerek beni arabaya bindirdi. Hızlı adımlarla şoför koltuğuna oturup kapıları kilitledi.
— Oğuz seninle hiçbir yere gitmek istemiyorum. İndirir misin beni?
— Hayır; gece ne yaptığımı merak ediyordun ya, şimdi sana ne yaptığımı göstereceğim.
İkimizi de bir sessizlik esir aldı. Aslında hâlâ kavga etmeye devam edebilirdik ama onu daha fazla kırmak istemiyordum. Belki gerçekten önemli bir sebebi vardı. Belki ben her şeyi kafamda kurmuştum. Bunları düşündükçe pişman olmaya başladım. Belki anlık bir sinirle ağzıma geleni saydırmış, bilmeden onun kalbini kırmıştım. Acaba nereye gidiyorduk? Oğuz bana kızmış mıydı? Kafamı dağıtıp bu sorulardan kaçmak için yolu izlemeye başladım. Kırmızı bir arabanın yanından geçtik. İçinde karı koca ve bir bebek vardı. Bizim geleceğimiz de böyle olabilirdi. Gözlerimi yumdum; artık bir şey düşünmek istemiyordum. Sadece gideceğimiz yere varmayı bekledim.
Oğuz aracı yaşadığımız kentin en gözde sahilinin kenarındaki bir yolda durdurdu. “Takip et,” deyip araçtan indi. Araçtan inip Oğuz’un peşine takıldım. Bana ne gösterecekti ki? İki adet binanın arasından kumsala girdiğimizde gördüklerime inanamadım. Önümde mumlardan oluşmuş, deniz kenarına doğru bir yol bulunuyordu. Yolun ucunda güllerle çizilmiş bir kalp; kalbin kenarlarında yine güllerle çizilmiş O ve S harfleri vardı. Yola adımımızı attığımızda, yolun kenarında bulunan orkestra romantik bir müzik çalmış; o an sahilde bulunan kalabalık dikkatini bize vermişti. Oğuz elimden tuttu ve kalbin ortasına gelene kadar bırakmadı. “Ben seni asla aldatmam Sinem,” dedi bana. Hafif tebessüm ederek “Bütün gece burayı organize etmekle uğraşıyordum,” diye ekledi. Sağ dizinin üstüne çöktü ve cebinden bir yüzük çıkardı. Ben ellerimle suratımı örtmüş, sulu gözlerimle onu izliyordum. Bu gerçekten oluyor muydu?... “Benimle evlenir misin?” dedi Oğuz. “Evet... Evet... Evet!!” dedim. Ağlıyordum ama bu sefer üzüntüden değil, mutluluktandı. Yüzüğü kutusundan çıkarıp parmağıma taktı. Sonra yavaş bir şekilde doğru dürüst doğrulup ellerini belime koydu ve dudaklarımdan öpmeye başladı. Kalabalık bizi alkışlıyor, alkışların sesini denizden geçen bir geminin düdüğü bastırıyordu.
— Ben... Ben özür dilerim Oğuz.
— Önemli değil aşkım. Ben olsam ben de öyle düşünürdüm.
Araçtan indiğimde Oğuz beni kucağına aldı. Ellerimi onun boynuna sarmış, dudaklarını öpüyor; bazen elimi kaldırıp parmağımdaki yüzüğe bakıyordum. Yatak odasına çıktığımızda Oğuz beni yatağa fırlattı. Topuklularımı fırlattım ve doğruldum. Oğuz yatağın köşesinde duruyordu. Ellerimle kemerini çözüp pantolonunu indirdim. Oğuz’un siki daha sertleşmemişti. Elimle bir iki tur sıvazlayıp ağzıma aldım. Kısa bir süre sonra siki ağzımı dolduracak boyuta gelmişti. Kendimi zorluyor, sikini boğazımın derinliklerine kadar almaya çalışıyordum. Elimle sikini yukarı kaldırdım ve bir yandan sıvazlarken Oğuz’un toplarını emmeye başladım. Ardından gövdesini yalayarak başına doğru çıktım ve tekrar ağzıma soktum. Oğuz saçlarımı başımın arkasında topluyor, bazen de bastırarak beni yönlendiriyordu. Siki tükürüğümle sırılsıklam bir hale gelmişti. Oğuz hevesini almış olacak ki elleriyle omuzlarımdan kavradı ve beni itti. Ben elbisemin askılarını çıkarınca, elbisemi asılarak çıkarıp yere attı. Altımda sadece külotum kalmıştı. Oğuz eğildi, külotumu yana sıyırıp dilini amcığıma değdirdi. Ardından seri dil darbeleriyle yalamaya başladı. Vücudum kasılıyor, soluk alışverişim düzensizleşiyor, ağzımdan iniltiler çıkıyordu. Ellerimle Oğuz’un saçından tutup amcığıma bastırmaya başladım. Bir süre sonra Oğuz üzerime çıktı ve dudaklarıma yapışıp beni öpmeye başladı. Ağzından kendi zevk sıvılarımın tadını alabiliyordum. Oğuz yatağın kenarına uzandığında benim sıram gelmişti. Külotumu çıkardım ve üstüne çıkıp sikini elimle amıma hizalayıp yavaş yavaş oturdum. Siki içimi tamamen doldurduğunda Oğuz kalçalarımı kavradı. Ben sikinin üzerinde zıplıyor, içimi dolduran sertliğin tadını çıkarıyordum. Bir süre sonra “Oğuz boşalacağım!!!” diyerek Oğuz’a sinyali verdim. Oğuz kollarıyla sırtımdan kavrayıp sarıldıktan sonra seri bir şekilde gitgeller yapmaya başladı. İniltilerle karışık “Evet aşkım devam et, işte böyle sik amcığımı!” diyordum. Aniden gelen bir kasılmayla beraber yüksek bir çığlık attım. Oğuz içimden çıktığında kalçalarım titriyordu. Yana devrildim. Oğuz sikini suratıma yaklaştırıp sıvazladı; ardından tüm döllerini yüzüme boşalttı. “Aşkım harikaydın, ohh...” dedi ve yanıma yattı...
Parmağımdaki yüzük iziyle oynuyordum. O gün hissettiğim tüm pişmanlığı şimdi iliklerime kadar hissediyordum. Ama bu sefer nedeni başkaydı. Son pişmanlığın bir işe yarayacağı yoktu elbette. Geçmişe dönsem farklı davranır mıydım ondan bile emin değildim.
— Bu kadar aşk hikayesi yeter artık, cinayet gününe gelelim, dedi polis memuru.
Posted Feb 16, 2026, 8:24 PM UTC