Gökkuşağı Ailelerin Yasaklarla Sınanan Hayalleri

NSFW

(Köşe Yazısı – 19 Şubat 2026)

Bir çocuğun gözlerinde parlayan o saf sevgi… Bazen bir ailenin en büyük mutluluğu, bazen de devletin en büyük “tehdidi” haline getiriliyor.

2026’nın Şubat ayındayız. Türkiye’de gökkuşağı aileleri – yani bir ya da her iki ebeveyni LGBTQ+ olan aileler – hâlâ resmi olarak yok sayılıyor. Oysa varlar. Yaşıyorlar. Seviyorlar. Çocuk büyütüyorlar. Ama hukuk önünde görünmezler.

2025 “Aile Yılı” ilan edildiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “LGBT gibi sapkın akımlara karşı önlem alıyoruz” sözleri yalnızca bir siyasi söylem değildi. Bir yol haritasıydı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı genelgeleriyle “toplumsal cinsiyet” ve “cinsel yönelim” kavramları kamusal dilden silinmeye çalışıldı. Evlat edinme zaten mümkün değildi. Koruyucu ailelik fiilen imkânsızdı. Üreme teknolojileri yalnızca heteroseksüel evli çiftlere açık bir alan olarak bırakıldı.

Ama yetmedi.

Şimdi Adalet Bakanlığı’nın yeniden gündeme getirdiği taslak, görünmezliği bir adım öteye taşıyor: cezalandırmaya.

Taslağa göre “biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışı teşvik eden, öven veya özendiren” kişiler 1 ila 3 yıl hapisle karşı karşıya kalabilir.

Bir LGBTQ+ ebeveynin çocuğuna “Senin iki annen var ve bu çok güzel” demesi, bir sosyal medya paylaşımı, bir nişan töreni fotoğrafı…

Hepsi suç kapsamına sokulabilir.

Aynı cinsiyetten çiftlerin tören düzenlemesi için 1,5 ila 4 yıl hapis öngörülüyor. Cinsiyet uyum süreçleri 25 yaşa çekiliyor. Ağır rapor şartları getiriliyor.

Peki bu düzenlemeler kimi koruyor?

“Aileyi” mi?

Hangi aileyi?

Geçen hafta LİSTAG, GALADER, Kaos GL ve toplam 15 dernek ortak bir bildiri yayımladı: “Yargı paketinden çıkan LGBTİ+ düşmanı yasayı getirmeyi aklınızdan bile geçirmeyin.”

Şunu söylediler: “Bizler evlatlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Onların güvenliği, onuru ve hakları için her koşulda mücadele edeceğiz.”

Türkiye’de binlerce gökkuşağı ailesi var. Kimisi yurtdışında çocuk sahibi oldu. Kimisi biyolojik çocuğun velayetini aldı ama partnerini resmî olarak “hala” ya da “dayı” gibi konumlandırmak zorunda kaldı.

Çocuklar okulda “Annen baban nerede?” sorusuna cevap verirken utanç değil, sevgi dolu bir hikâye anlatmak istiyor. Devlet ise o hikâyeyi suç saymaya hazırlanıyor.

Bir çocuğun iki ebeveyni tarafından sevilmesi evrensel bir haktır. Ama Türkiye’de bu hak, “aile kutsallığı” adına gasp edilmek isteniyor.

“Aile” denildiğinde yalnızca heteronormatif, geleneksel model anlaşılıyor. Geri kalan her şey “tehdit” olarak kodlanıyor.

Oysa aile, kan bağıyla değil; sevgiyle kurulur. Soyadıyla değil; sorumlulukla. Tapuyla değil; emekle.

Bir çocuğun iki annesi ya da iki babası olması, onu daha az değerli yapmaz. Aksine, farklılık içinde büyümek empatiyi ve çoğulculuğu öğretir.

Şimdi soralım: Bu taslak geçerse o çocuklara ne olacak? Ebeveynleri hapse girerse kim bakacak? “Ahlak” adına verilen bu cezalar, kime ne kazandıracak?

Belki de asıl soru şu: Bir devletin görevi aileleri korumak mı, yoksa onları tek tip bir kalıba sokmak mı?

Gökkuşağı aileler bu topraklarda var. Yasaklarla, hapis tehdidiyle yok edilemeyecek kadar güçlüler.

Çünkü onların temeli korku değil; sevgi.

Ve sevgi, hiçbir yasayla zincirlenemez.

Umarım bir gün çocuklarımıza “Senin ailen farklı olabilir ve bu çok güzel” demek suç değil, en doğal hak olur.

O güne kadar mücadele sürüyor.

Berlin’den İstanbul’a uzanan bir gökkuşağı hayaliyle 🌈

Posted Feb 19, 2026, 10:01 PM UTC

20
Loading comments…