İnsan kendini kandırır.

💔 İnsanın Kendini Aldatması

🕐 "Kendini kandırma mimarisi"

İnsanın, bildiği hakikati görmezden gelmesi bir "unutma" veya "gafil olma" hali değil tam aksine bilinçli bir “örtme”, “bastırma” ve yerine “sahte bir gerçeklik inşa etme” sürecidir. İnsan, Allah’dan gelen bir gerçeği örtmek için kendince daha üst bir gerçeği benimser ve onu merkeze alır.

Bu, insanın kendini aldatma konusundaki maharetini gösterir. O, sıradan bir yalanla yetinmez; kendisine “yüce bir amaç”, “ulusal bir dava”, “bilimsel bir ülkü”, “zamanın koşulları”, “hayat mücadelesi”, “insanlık ideali”, “bireysel özgürlük” …vb. gibi görünürde kendince haklı bir "iyi" hedef inşa eder. Bu hedefi, yüceltir ve asıl hakikati göz ardı etmesini meşrulaştırır. Hatta bu hedef uğruna “hakikati” feda eden ve en doğrusunu seçen bir “kahraman” olarak görür. Aslında farkında olmadan kendi aleyhine kurmuş olduğu tuzaktır bu.

Hakikat ölçüsündeki durumları Kitabın henüz ikinci sayfasında ayrıntılı olarak açıklanır ve kısaca şudur: “…Onlar ancak kendilerini aldatırlar…” (Bakara, 9)

Bu ayet, aldatmacanın en çarpıcı ifşasıdır. Çünkü insan, başkalarını aldattığını zannederken aslında tasarladığı tüm kurgu, kendi varlığını sarmalar. Firavun'un "Ben sizin en yüce rabbinizim" çıkışı ise kendini kandırmanın zirvesidir.

Firavun, Musa Aleyhisselam’a gösterilen "büyük işareti" görmüş, hakikate doğrudan tanık olmuştur. Bunca kanıta rağmen o;

  • “Yalanladı ve isyan etti”
  • " Sonra sırtını döndü, koşuşturmaya başladı”
  • “Derleyip topladı, çağırmaya başladı”
  • “Ben sizin en yüce rabbinizim” dedi… (Naziat, 20-24)

Bu dört adım, kendini kandırmanın safhalarını gösterir:

  1. “İnkâr ve isyan” Görülen ve doğruluğuna tanık olunan hakikat karşısında doğrudan inkâr.
  2. “Sırtını dönüp koşuşturma” Hakikatten kaçış, meşguliyet üretme. (Dünya işleri, yönetim, savaş, kendini kanıtlama, iş, geçim derdi, daha iyisini hak ettiğine inanma…)
  3. “Taraftar toplama” Kendi kurgusunu destekleyecek bir çevre oluşturma. (Saray, danışmanlar, halk kitleleri, topluma karışma, aidiyet belirleme, partizanlık, kültürel olanı yüceltme, onu destekleyen araçlar ve insanlar edinme, özenti)
  4. “Tanrılaşma” Kendi kurgusunun zirvesinde, "en yüce" olduğunu ilan etme. “Arzuyu, tamahkarlığı tanrı edinme” Câsiye suresi, 23. Ayetteki gibi Ölçünün kaynağı olarak “kendi hırsını” merkeze alma durumu. Hak ile batıl olanı kesin olarak ayıran Allah’ın Kitabı’nı görmezden gelme, arkaya atma hali (Bakara suresi, 101’de bildirildiği gibi)

Firavun’da zirve hali görülen bu aşırılık, bireysel düzeyde de farklı şekillerde kendini gösterir. Ortak yönü ise “doğru ve yanlış”ı tanımlamanın ölçüsü kişinin kendini merkeze koymasıdır.

"Güç istenci" ve “değişken istekler, hırslar”

İnsan, istediklerini elde ettikçe içinde büyüttüğü inkarcılığın sınırlarını da genişletir. “Güç istenci” (will to power) olmayı doğasının gereği görür ardından her tür “azgınlık, inkarcılık, masiyet, sınır tanımazlık (tuğyan)” haklılık olarak görünür. Bu onu "acil olan"a (İsra suresi, 18) yani dünyaya bağlılığını artırır ve ahiret bilincini zayıflatır ve yok eder.

Tutarsızlıklar süreğen hale gelir çünkü merkeze koyduğu arzu ve hırsları sürekli değişir. Elde edilmiş bir arzunun yerine daha büyüğü gelir. Tatmin hiçbir zaman elde edilmeyen bir araca dönüşür. Bununla artan bir tüketim içine girer, alışkanlıklar edinir, oyalanacağı bağımlılıklar, derin takıntılar edinir. Aslında olan şey sadece duygusal ve fiziksel aşınmadır. Böylece hızla kendini tüketir. Değişkenliği kendi çelişkisini görmeyi engeller, sürekli "yeni bir hedef" peşinde koşarken, aslında bir çıkmaz sokakta döner durur, sanki bir girdap içine girmiş gibidir.

🕑 “Ancak sakınanlar müstesna” (Enfal suresi, 34 çizgisi)

Yaşamın merkezine Allah’dan sakınma ve ahiret gününe olan yakın bilinci ve inancı koyan insan kendini aldatmaktan alıkoyabilir: O;

  • Ahiret gününün gerçekliğini inkâr eden bir yön çizmez.
  • Bir çıkar uğruna bilerek Allah’ın sınırını aşmaz.
  • Güçlendikçe şımarıp azmaz, bunu daha fazla dikkatli olmak için bir uyarı olarak okur.
  • Çevresini onaylayanlarla değil, ona gerçekleri hatırlatanlarla doldurur. Veya onu hakikatten oyalayan her şeyden uzak durur.
  • Kendini kandırma kurgularının farkındadır; her an "acaba ben de kendimi mi kandırıyorum?" diye sorar. İçsel muhasebesi güçlenir.

Allah ﷻ korkusu insanın kendine karşı “dürüst” olmasını sağlayan bir iç denetim mekanizmasıdır. Bu mekanizma olmadan, insan eninde sonunda Firavun'un yoluna sapar. Kimi zaman küçük bir Firavun olur evinde, iş yerinde ve kimi zaman da tarihe geçen bir diktatör olur.

🕒 “Ne yapmalı”? Bunların ardından akla gelen soru, kendini kandırma kurgularını fark edebilmek için ne yapmalı? Olmalıdır.

Belki de ilk adım, Firavun'da olmayan bir şeye sahip olmaktır: Bu, içten bir sorgulama ile "uyarıcı"ya kulak vermekle başlamayı gerektirir. Göğsünü içtenlikle Allah’dan gelene açmak ve O’ndan istemek en önemli başlangıçtır. Musa olmadan Firavun, kendini kandırmaya devam ederdi. Bugün herkese doğrudan gelen bir Musa Aleyhisselam yok ancak fıtratının gösterdiği yön olan “Kur’an-ı Kerim” ve “Allah Resulü”nden ﷺ sahih olarak gelmiş olan güçlü bir nebevi yol var. İşte önemli olan, bu uyarıcıya kulak verebilmektir ve hayatını bununla ayıklamaya başlamaktır. Onu Allah’ın yolundan uzaklaştıran, oyalayan, meşgul eden ve yanlış anlamaya neden olan her tür araç, propaganda, topluluk veya ortamdan uzaklaşmak en başta yapması gerekendir. Zaten sakınmak özünde zararlı olandan sakınmaktır, ateşten kaçmaktır. Ta ki, onu söndürebilecek bir bilgeliye erişene dek, bu durumda sakınmak mücadele ile gerçekleşir. Gelen uyarıları ciddiye almak; arzunun kurgularını fark ettiğinde direnmek; bunu da secde, dua ve oruç ile desteklemek en önemli dayanaklardandır. Allah ﷻ şöyle uyarır:

وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ ۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ (Anlamca): “(Allah’a kullukta) Sabırla, namazla (Allah’ın rızasını) dileyin. Şüphesiz o (namaz) Allah’dan sakınanlardan başkasına gerçekten ağır gelir.”

🏝

Posted Mar 6, 2026, 4:06 AM UTC

10
Loading comments…