KORKU KÖLELİĞİ ÜRETİR…

##KORKU KÖLELİĞİ ÜRETİR

Komünistlerin, devrimcilerin korkusuz adamlar olduğu gerçek dışıdır. Tabii korkak da değillerdir. Korku, diğerleri gibi insani bir duygudur. Komünistler ve devrimciler gerçek insanlardır; korku duygusunu yaşarlar. Ama davaları, partileri ve yoldaşları uğruna kendilerini feda edecek denli yüksek bir özveri görüş açısı ve duygusuna sahip oldukları için, korku duygusunu denetim altına alabilecek ve yenecek serinkanlılık ve iradeye sahiptirler.

İnsanlar sayısız “şey”den korkarlar. Ya da korkunun sayısız nedeni ve kaynağı vardır. Korku sayısız çeşitlilik gösterir, çok farklı biçimlerde ortaya çıkar. İnsanlar karanlıktan, mezarlıktan, rezil olmaktan, sınıfta kalmaktan, işten atılmaktan, çocuğunu, evini, annesini, babasını kaybetmekten; başarısızlıktan, bir zaaflarının, zayıf ya da çürük bir yanlarının, “suçlarının” açığa çıkmasından; işsiz kalmaktan, açlıktan, hastalıktan, işkenceden, hapse atılmaktan; yöneticilerinden, anne, baba ya da abilerinden; deliden, serseriden, sarhoştan; polisten, jandarmadan, düşmandan ya da tanrıdan; sonuçlarını kestiremediği yeni bir adımdan, yeniden silah kullanmaktan, sevgisinin anlaşılmasından… kısacası sayısız nedenden ötürü ve yine sayısız biçimde korkarlar.

Eğer kontrol edilip yenilmezse korku duygusu insanı için için kemirir. Soğukkanlılığını yenilgiye uğratır. Giderek panik yaratan boyuta ve yoğunluğa ulaşır. Bu, bazen dakikalarla ve saniyelerle sayılan zaman kesitine sığan bir hız kazanır. Artık insan iradesini belirleyen; akıl, bilgi, deneyim, soyutlama ve analiz gücü, insanı insan yapan değerler değil, korku duygusudur. Korku, insan kişiliğini teslim alır, kırar ve insanı yönetmeye başlar.

Korku; her durumda insanı içsel olarak köleleştiren, kendi kendisini prangaya vurdurtan, kişiliğini ve insani yeteneklerinin gelişimini önleyen zehirli bir bitkidir. Korkunun kara çiçekleri insanın yüreğinde ve beyninde, duygu ve düşünce dünyasında boy verir. Korkuyu denetlediği, yendiği oranda; bu kara çiçeklerin, bu zehirli otların kökünü kazıdığı ölçüde insan özgürleşir, insanlaşır, bilgeleşir ve güçlenir.

Kişi kendini korkuyu yenmekte eğitmeli, düşünce ve ruh dünyasını kuvvetlendirmelidir. Niçin korktuğunu sormalı ve kendi gerçeği ile karşı karşıya gelmelidir. Bu sorunun yanıtı aranırken, kendine ait olan bir şeyi (toplumsal saygınlık, itibar, mevki, mülkiyet vb. gibi) koruma düşüncesiyle karşılaşılır. En büyüğü ölüm korkusudur. Ve burada insanın fiziki varlığını koruma ve savunma, amaçsız bir yaşama; ne olursa olsun ot gibi, köle gibi yaşama isteği vardır.

Korkuya teslimiyetin arkasında çoğunlukla mülkiyetçilik ve bireycilik vardır; fakat bilgisizlik, cehalet ve deney eksikliği de pek çok durumda belirleyici olur. Toplumsal olarak ele alındığında; cehalet, birleşememek ve güçsüzlük en temel nedenlerdir. Cehalet, güçsüzlük ve korku yaratmıştır tanrıları. Milyarlarca inanan, tanrıdan, tanrının gazabından korkar.

Komünist militanın da her insan gibi bir iç dünyası vardır. İç dünyasında olup bitenleri, esen fırtınaları, karşı karşıya kaldığı değişik durumlarda neler düşündüğünü, neler hissettiğini, sezdiğini en iyi o bilir. Elbette yaşadığı iç mücadeleyi, boğuşmayı da. Çatışan duygu ve düşüncelerin kıran kırana savaşını, boğazlaşmasını…

Az ya da çok korku duygusunu herkes yaşar; herkes onu kontrol etmeye, baskı altında tutmaya ve yenmeye çalışır. Ne de olsa korkaklık onursuz, aşağılık bir şeydir; insanın cesuru makbuldür. Demek ki insan, biraz olsun mücadele etmesini bilir.

Bir komünist militanın değer yargıları, deneyimi, devrimci-komünist kişiliği ve iradesi ile bir insan olarak yaşadığı korku duygusu arasında sert bir mücadele, bir boğuşma yaşanır. Dindarların çok sıkıştıklarında “Allah’ın dediği olur” diyerek tefekküre sığınıp, iradesini Tanrı’ya teslim ederek bu korku duygusunu “yendiği” bilinir. Tabii cennete gitmek de pekâlâ yeterli bir neden olabilir.

Böceklerden, yılanlardan vb. korkan bir komünist, işkencecilerle yüz yüze gelir. Onları dolaysız şekilde tanıdığında, yılanları sevip okşamak istediğini anlatmıştır. İşkenceden korkuyor muydu? Az ya da çok evet. Ama yüz yüze geldi ve korkuyu, en büyük korkularını yendi.

Kendi kendine itiraf etmekten başlayarak korku duygusunu yenmek gerek. Korkuyu yenmek için üzerine gidilmelidir. Korkuya dokunmak, tutmak, ısırmak, tekmelemek, tırmalamak; özcesi korkuyu yaşamak, yenmenin en iyi yoludur.

İnsan kişiliğini ve eylem özgürlüğünü ancak her çeşit korkuyu yenerek korur ve geliştirir. Soyut ve amaçsız, insan kişiliğini her an insanlığın yarattığı en yüksek değerlere bağlılıktan arındırabilecek bir yaşam görüşü; korku, zorluk vb. durumlarda kişinin kendi fiziki varlığını korumayı başlıca ve tek amaç haline getirebilecek bir zaaftır.

Yaşamak… ama nasıl?

Her çeşit yabancılaşmayı yenerek, gerçek bir insan gibi mi?

Yoksa her çeşit korkuya teslim olarak, kendi düşünce ve duygu dünyasında köleliği sürekli üretip, yaşarken yok olarak mı “yaşamak”?

İnsan her çeşit korkuyu yendiği ölçüde özgürleşir. İç dünyası, ruh âlemi arılaşır. Kendi kendisiyle barışıktır. Özgürleşen insanın önünde düşünsel ve eylemsel sınır yoktur.

Cüretkâr ve gözüpektir. Kişiliğini sınırsızca geliştirebilir.

Korku, insanın içindeki düşmanlardan birisidir. Hem de en tehlikelilerinden biri.

Başınızın dik olmasını ve hep öyle kalmasını mı istiyorsunuz?

O halde korkunun başını ezin ve bir daha başını kaldırmasına asla izin ve fırsat tanımayın.

Posted Mar 27, 2026, 8:11 PM UTC

42
Loading comments…