Paranoyakmıyım!!!!!

bolu Hıdırşeyhlerde yaşıyorum

22 yaşındayım. yaklaşık 9 yaşından beri sürekli halisünasyon gördüğümü düşündürecek şeyler yaşıyorum.

örneğin: bir sonbahar günü okuldan geldim annemler ve babamlar dayımlara misafirliğe gitmişlerdi dayımlar düzce de oturuyor o günde geç gelecekler bende her zamanki gibi sobada su ısıttım ve duş aldım sonrasında yemek yedim bunları yaparken çoktan akşam olmuştu bile sene 2017 o zamanda telefonum var ama hattım yok (boluda yaşayanlar anlar zaten beni) telefonumda 2 tane oyunum var biri subway surf diğerini hatırlamıyorum okuldan sonra akşam oldumu biraz oyun oynar uyurdum arada bir dışarı çıkardım arkadaşlarımla öyle zaman geçip giderdi o günde biraz oyun oynadım sonrasında uyudum ama bir kabus gördüm rüyada evimizin karşısındaki tarladan siyah silüetler bana bakıyordu sonrasında zil çalıyordu kapıyı açıyordum annemler gelmiş eve girdiler biraz oturdular bende o arada tekrar camdan tarlaya baktım baktığımda silüetler kaybolmuştu korkmuştum ne olduğunu anlayamıştım sonra sabah ezanına yakın uyandım çok terlemiştim nasıl korktuysam artık hemen camdan tarlaya baktım birşey görünmüyordu etraf kapkaranlıktı dışarda kasvetli bir hava ve sağanak yağmur vardı camlar buğuluydu kontrol etmek istedim montumu giydim tam ben çıkacakken kapı çaldı kim o diye seslendim annemin sesini duydum erken geldiler herhalde diye düşünüp kapıyı açtım ama kimse yoktu irkildim kapıyı hemen kapattım odama çıkarken elektrikler bi anda gitti elime gaz lambasını aldım odama çıktım lambayı masaya koydum hertaraf aydınlıkken bir köşe kapkaranlık kaldı sanki birşey vardı 1 2 dakikaya o da aydınlaştı Lambayı masaya koyduktan sonra o karanlık köşe yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Ama tuhaf olan şuydu; aydınlanmıyordu aslında. Sanki karanlık kendi kendine çekiliyordu. Köşede duran eski dolabın yanından, çok hafif bir “tıktık” sesi geldi. Fare gibi değil, daha düzenli, daha... bilinçli.

Montum hâlâ üzerimdeydi. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki kulaklarımda zonkluyordu. Gaz lambasını elime aldım, yavaşça o köşeye doğru iki adım attım. Işık titriyordu, elimden mi yoksa lambadan mı bilmiyorum. Dolabın hemen yanındaki duvarda, boya hafifçe kabarmış gibi duruyordu. Sanki arkasında bir şey bastırıyordu.

Tam o sırada dışarıdan yine zil çaldı. Ama bu sefer sadece bir kez değil, uzun uzun, sabırsızca. Ardından annemin sesi, çok net:

“Oğlum... kapıyı açsana, üşüdük burada!”

Ses o kadar gerçekçiydi ki bir an gerçekten annem geldi sandım. Ama daha önce kapıyı açtığımda kimse yoktu. Bu sefer açmayacaktım. Adımlarımı geri çektim, odamın kapısını kapatıp kilitledim. Anahtar çevirirken elim titriyordu.

Elektrik hâlâ yoktu. Sadece gaz lambasının sarı ışığı vardı. Pencereye yaklaştım, cam buğulu olduğu için elimle sildim. Tarlaya baktım. Yağmur şiddetle yağıyordu ama bu sefer silüetler yoktu. Bunun yerine, evin bahçe kapısının orada biri duruyordu. Uzun, siyah bir palto... yüzü görünmüyordu. Sadece başı hafifçe yukarı kalkıktı, sanki doğrudan benim odamın penceresine bakıyordu.

Bir anda elektrikler geri geldi. Tüm ev aydınlandı. O an bahçedeki silüet kayboldu. Sanki ışık onu yaktı.

Telefonuma sarıldım. Hat yoktu ama en azından saate bakabildim: 04:47. Sabah ezanına az kalmıştı. Annemi aramak istedim ama hat yoktu. O sırada odamın içinde bir şey hareket etti. Dolabın kapağı, çok yavaşça, kendi kendine 5-6 santim aralandı.

İçinden bir şey çıkmadı. Ama dolabın içinden çok hafif bir çocuk kıkırtısı geldi. Kendi sesime benzeyen, ama benden daha küçük bir çocuğun...

“Gelme... sakın gelme...” diye fısıldadı aynı ses.

Sonra derin bir sessizlik oldu. Sadece yağmurun sesi.

O gece sabah ezanından sonra evdekilere hiçbir şey anlatmadım. Sadece “kötü rüya gördüm” dedim. Ama o köşe... o köşe aklımdan hiç çıkmadı.

Aradan birkaç hafta geçti. Kasım’ın sonlarıydı, yine yağmurlu ve kasvetli bir akşamdı. Annemler yine dayımlara gitmişti. Bu sefer yalnız kalmamak için alt katta televizyonu açık bıraktım ama bir süre sonra odama çıktım. Lambayı yaktım, masaya koydum ve bilinçli olarak o köşeye baktım.

Yine aynı şey oldu. Oda aydınlıkken o köşe, dolabın hemen yanı, sanki ışık yutuyordu. Işık oraya ulaşmıyordu. Bu sefer cesaretimi toplayıp yaklaştım. Elimi uzattım. Parmaklarım köşeye yaklaştıkça hava soğudu. Buz gibi. Ve o anda bir şey hissettim... sanki biri parmaklarımı hafifçe itiyordu. Geri çekildim.

O gece ilk defa dolabı açtım. İçinde eski kıyafetler, kırık bir oyuncak araba ve annemin eski bir battaniyesi vardı. Hiçbir şey yoktu. Ama en dipte, tahtanın arasında küçük bir delik fark ettim. Kibrit çaktım ve deliğe yaklaştırdım. İçeriden çok hafif bir hava akımı geliyordu. Evin dış duvarı değildi burası. Evin içinde gizli bir boşluk vardı.

Ertesi gün gündüz vakti, babam işe gidince elime bir tornavida aldım. Dolabın arka tahtasını yavaşça söktüm. Arkasında yaklaşık 40-50 cm derinliğinde dar bir boşluk çıktı. Ve orada, tozların içinde eski bir defter duruyordu. 1990’lardan kalma, sararmış sayfaları.

Defteri açtım. İçinde bir çocuğun el yazısıyla yazılmıştı:

Sayfalar devam ediyordu. Ahmet, bu evde 90’larda yaşamış. Anlattığına göre evin arkasındaki tarlada “siyah adamlar” varmış. Onlar sadece yağmurlu gecelerde geliyormuş. Bir gece annesiyle babası dayısına gitmiş, Ahmet yalnız kalmış. Sabah annesi eve geldiğinde Ahmet’i odasında bulamamış. Sadece dolabın arkasındaki boşlukta, köşeye sinmiş halde, gözleri faltaşı gibi açık, hiç konuşmayan bir halde bulmuşlar.

Hastaneye götürmüşler. Ahmet bir daha hiç konuşmamış. Bir yıl sonra da “kalp yetmezliğinden” vefat etmiş. Resmi kayıtlara göre.

Ama defterin son sayfalarında başka bir şey yazıyordu:

Defteri okuduktan sonra titremeye başladım. Çünkü o defterdeki el yazısı... benim 9-10 yaşımdaykenki el yazım gibiydi. Aynı eğik harfler, aynı “r”lerin şekli.

O günden sonra köşeyi hiç kapatmadım. Dolabı da söktüm, boşluğu kapattım. Ama bazı geceler, özellikle sonbaharda, saat 03:47 ile 04:50 arasında, odanın o noktası hâlâ biraz daha karanlık oluyor.

Ve bazen, çok dikkatli dinlersen, o karanlığın içinden kendi çocukluk sesimi duyuyorum:

“...Sakın beni bulma.”

Posted May 2, 2026, 1:59 PM UTC

10
Loading comments…