Annem : Maziden Kalan - 3
Hepimiz de kahkahalara boğulduk. O kadar uzun süre gülmüştük ki herkes bize bakıyor gibi gelmeye başlamıştı. Aslında espri mükemmel değildi ama dördümüz arasındaki bu yeni tansiyonu düşürmek için tam sırasında yapılmıştı. Dördümüz de bu şakayla aslında neler olup bittiğinin farkında olduğumuzu belirtmiştik, gizlenecek birşey kalmamıştı aramızda. Bunu garip bulduğumu düşündüğümü hatırlıyorum, Ahmet, ben ve annelerimiz. Aklımda tekrar tekrar yer etmeye başlamıştı, babalarımız yoktu, ve onların yerine kendimizi koymaya başlamıştım erkek olarak, o azgınlıkla ve gençlikle normal gelmişti, sanki öyle olmalıymış gibi.
'' Film bitmek üzere mi?'' dedi annem.
'' Daha var'' diye cevapladı Sevda.
Uzun süren bir sessizlik, arka taraftan yeniden gelmeye başlayan hışırtılar ve öpüşmelerle kesilmişti, peşinden sessiz fısıltılar duyulmaya başladı. Yeniden iş üstündelerdi. Annemin muhteşem memelerine baktım ve tekrar onları işgal etmek üzereydim ki annem yeniden kafasını salladı olumsuz anlamda. Bu kez itaat ettim.
Annem pantolonuma uzandı, yerinde oturuşunu düzeltmişti. Umduğum gibi indirmedi aşağıya ama narin ellerini içeri soktu ve aşağıya doğru uzattı külotumun içine erkekliğimi ararken. Çabucak kemerimi tuttum ve ustalıkla çözdüm, sonra düğmemi açtım, fermuarımı indirdim. Annemin eli aşağıya kaydı, aletimi buldu ve üstünde kayarak kafasına ulaştı, sıkıyordu ve sıvazlıyordu bir yandan. Bu kez ben kalçamı kaydırıp bacaklarımı onun bacağının üstüne doğru koydum ağzına yakın olabilmek için.
Pantolonumdan çıkmanın ne kadar zor olduğunu bildiğimden o şekilde bıraktım. Çabucak, annem erkekliğimi sıvazlamaya başladı, gözleriyle seyrederken büyülenmiş gibiydi, sanki ilk defa bir tane görüyormuş gibi. Benimle oynadı, okşadı, hızlı ve yavaş, bazen durup sikime yakından bakıp incelemek ister gibi. Yine bu şekilde durup incelerken daha iyi görebilmesi için kalçamı kaydırdım iyice, beni kendine çekti, ağzını açık tutmaya başladı, dilini dudaklarında gezdirirken sanki beni kışkırtmaya çalışıyordu. Daha da kaldırdım kalçalarımı ve annem zonklayan aletimi yüzüne doğru sıvazlamaya devam etti.
Aslında beni ağzına almayı düşündüğünü hiç sanmıyorum ama sikimin ucundan gelen zevk suyunu görünce gözleri yavaşça akmaya başlayan sıvıya takıldı. Annemin ağzı birden genişçe açıldı ve artık iyice aşağıya doğru eğildi. Peşinen ben de kalçamı kaldırdım ama bu kez durmadım, beni tutmaya çalıştığı yakın mesafede. Kafasının dudaklarının arasına götürdüm ve içine ittim.
Siktir, çok görkemliydim. Hayatımda asla ama asla biri beni ağzına alıp yalamamıştı. Koltuğumda sıkışmıştım annemin sıcak ve ıslak ağzına daha da girebilmeye çalışırken. Hemen ağzını sikmeye çalışmıştım ama eliyle kontrol ediyordu ne kadar girebileceğimi. Hala ağzına girebilmek için uğraşırken birden elleriyle bacaklarımı ve kalçamı alttan kaldırdı ve beni dışarıda tutmak yerine içeri aldı. Çok geç farkına varmıştım boşalmak üzere olduğumdan onun haberi olmadığını ve ağzında kalmaya çalışıyordum etrafı ve üstünü başını mahvetmek istemediğimden ama dediğim gibi, geç fark etmiştim.
Boşaldım, annemin yüzüne patladım adeta. Birazı ağzına kaçtı ama zaten pompalamaya devam ettiğimden ağzından dışarı çıktım ve birazı yanağına ve burnuna geldi, sonra yine ağzına, sürekli bir girip çıkma halindeydim, çenesini ve boynunu da işaretledikten sonra, çıkmamak üzere geri girdim, aktım, aktım, aktım. Sonunda durulmuştum, dışarı çıktım yaptığım şeyden utanarak.
Annem gözleri kapalı bekliyordu. '' Çantamı uzat bana,'' diye fısıldadı.
Uzandım ve gözleri kapalı, kör gibi bir halde kımıldayan ellerine uzattım çantasını yüzünde kendi döllerimi görmekten dehşete kapılmış halde. Annem çantasını açıp içinde aranınca, peçetesini buldu, temizlerken aklıma saçma bir düşünce geldi. Zihnimi tamamen kapladı bu düşünce. Annemi işaretlemiştim, ona işaret koymuştum, sanki artık benimdi.
Annem suratını temizlerken birkaç kez özür diledim. Yüzünü temizlerken beni rahatlatmaya çalışıyordu, benim hatam olmadığını anlatmaya çalışırken belki de hayatımda ilk defa böyle birşey yaptın ve ne yapacağını bilememen normal diyordu. Bir daha ki sefere daha iyisi olacağını biliyordum.
Arka tarafta aniden artan inlemelere bakmak için döndüğümde Ahmet'in de boşaldığını gördüm tam zamanında. Annesine sürtünüyordu öpüşürken, üstüne doğru abanmış dudakları kenetlenmişken bacaklarının arasına doğru kendi kasıklarını bastırıyordu. Annem de seyrediyordu şimdi, ona dönüp gözlerine bakarken ikisi de boşalıyordu, '' Kimse görmedi,'' diye fısıldadım anneme.
Annem başını salladı. '' Sırrımız,'' diye geri fısıldadı.
Ahmet ve annesi de işlerini bitirince annem ve ben çoktan üstümüzü başımızı düzeltip toparlanmıştık gitmek için.
Ertesi pazartesi, okulda yayılmaya başlamıştı efsane. Anadol taksiyle iki kadını götürdüğümüzü görmüştü herkes sinemaya. Ahmet ve ben küçük birer kahraman gibiydik, daha bir hafta evvel yüzümüze bakmayan kızlar bizi arayıp sormaya başlamıştı. Ama bu geçiciydi. İlerleyen günlerde bizim şansına iki kadın bulduğumuz ve sonra da terk edildiğimiz konuşulmaya başlamıştı bile. Biz tabi ki hiçbir şey anlatmıyorduk.
Tahmin edebileceğiniz gibi Ahmet ve ben sinemada yaşananlarla ilgili ağzımızı bıçak açmıyordu ama farkındaydık ve hoşumuza gidiyordu kızların bu yeni ilgisi. Çok yoğun bir ilgi değildi, çok fazla kız gelip bunu belirtmiyordu ama bizden beklenmeyen birşeyin bu kadar konuşulması önemliydi. Siyasi hareketlere pek takılmıyorduk, sol görüşlüydük ikimiz de ama konu şiddet olunca ne ailemiz ne de kendimiz olaylardan uzak kalmaya çalışıyorduk. Babamın da sıkıntılar yaşadığının farkındaydım çalıştığı kurumda ama bunu hiç konuşmamaya çalışırdık.
Bizim açımızdan bu ilgi de zaten pek inandırıcı gelmiyordu, ikimiz de bu yönde dedikodu yaymaya meyilli değildik, bir nedeni bu tür ilgiyi hiç görmediğimizden kafamız karışıktı, diğer neden ise çok da fazla seçeneğimizin olmamasındandı sanırım.
Kendimizi geri çekmemiz bu yeni hayran kulübümüzün yalandan ilgisinin kısa sürede kaybolmasına yol açtı ve artık herkes sadece bir kereliğine şansımızın yaver gittiğini ve kadınların da bizim gibi beceriksizlerle takılmak istemediklerini çabucak anladıklarını konuşur hale geldi. Sonra da tavan arasına kalktı dedikodular hemen çünkü sonraki iki haftasonu sinemaya gelmemişti Anadol.
Sonunda vardığımız nokta şuydu, ikimiz de birbirimizden bağımsız olarak karar vermiştik ki annelerimize aşık olmuştuk, konuşmaya fırsat bulduğumuzda ilk tartıştığımız şey artan popülaritemizdi ama sonra hemen daha önemli bir konuya geçiyorduk, annelerimiz.
Bazı açılardan, görünen o ki bu konu da pek bir gelişme yoktu ama diğer açılardan bakınca değişiklik vardı.Ev hayatım sanki sinemada olanlar hiç yaşanmamış gibi devam ediyorken, Ahmet'in de hayalleri kursağında kalmıştı anlaşılan. İkimizin de hayallere suya düşmüş gibiydi.
Bunu kabullenmek zor geliyordu en basit tabirle. Hayatımızda hiç olmadığımız kadar ileri gitmiştik kendi annelerimizle. Ahmet, ki ilk kıvılcımı o yakmıştı, hiç olmadığı kadar cesur davranmış ve kendisini ve annesini orgazma ulaştıracak kadar yiyişmişti annesiyle. Ve ben, onun haberi olmadığı halde ondan daha da ileri gitmiştim gerçekten aletimi annemin ağzına sokarak ve boşalana kadar gidip gelerek. Onu kendim için işaretlemiştim. İlerleyen haftalarda bunların hepsi unutulmuştu ve artık merak ediyordum, okuldaki zafer rüzgarına fazlaca kapılıp belki de kendi elimizin altındaki hazineyi kaybetmiş olabilir miydik? Eldeki bir kuş teldeki on kuştan daha değerliydi.
Annemle baş başa kalmak için geç kalan çabalarım da püskürtülüyordu,ve sonunda onu köşeye sıkıştırdığımda açıkça tavrını ortaya koymuştu konuşulacak birşey olmadığını söyleyerek. Pek birşey söylememişti aslında ama vücut dili hiç hoş karşılamıyordu beni ve ne zaman sinema konusunu açsam arabanın babama ait olduğunu ve ondan izin alıp gidebileceğimi söylüyordu sinemaya.
Ahmet de annesinden benzer tepkiler alıyordu. Sinemaya gittiğimiz tek sefer de okul arkadaşlarımız tarafından sıkıcı şekilde fark edilmişti ve terk edildiğimiz dedikodusu yayılmıştı kesin olarak, cesaretimiz kırılmıştı. Sonraki hafta ikimiz de artık baş başaydık ama Ahmet'in daha az hayal kırıklığına uğradığını fark ediyordum yavaştan. Film arasında ağzından baklayı çıkardı ve evde gelişmeler olduğunu anlattı. Bir başarısızlık yaşadığı gerçekti ama hala oyundaydı.
Görünen o ki geçen pazar gecesi akşam yemeğinde Ahmet sinemada annelerimizle izlediğimiz filmlerden konu açmıştı. Babası doğal olarak daha fazla ilgisiz olamazdı ama babasının yanında bu konu açılınca annesinin nasıl da huzursuz olduğunu fark etmişti. Utanarak yanakları kızarmış ve kafasını masadan kaldırmamıştı film hakkında konuşurken. Babası masadan kalkıp salondaki kanepede tv izlemeye gittiğinde bile bu utanma hali geçmemişti annesinin.
Ahmet film hakkında konuşmaya devam etmişti babası olmadığı halde masada, ve utanması gereken adam masada olmadığı halde, annesi gözlerini kaçırmaya devam ediyordu hızlıca yemeğini bitirirken. Bitirir bitirmez yemeğini, kalkıp tezgaha geçmişti, masadaki bulaşıkları alıp yıkamak için. Arkadaşım annesi bulaşıkları yıkarken konuşmaya devam etmişti film hakkında, annesinin her hareketini dikkatlice izlerken.
Son lokmalarını da bitirince, annesinin salona babasının yanına geçmediğini fark etmişti oğlunun rahatsızlık veren sohbeti oraya da taşıyacağı korkusuyla belli ki. Ahmet benden daha cesur olduğundan bir fırsat sezmiş ve mutfakta kalıp annesine baskı kurmaya devam etmeye karar vermişti sinemada yaşanan özel anların ve sırların hatırda kalmasını sağlamak için. Sohbeti ve görsel anlatıları annesini telaşlandırıp bocalamasına sebep oluyordu. Merak ettiğini söyledi bana, acaba annesi oğlunun o gece yaşananları ağzından kaçırmasından mı korkuyordu, yoksa o gece yaşananların cinsel heyecanı aklında yeniden mi canlanıyordu. Masadan kalkıp mutfak tezgahına kendi tabaklarını da götürmüştü.
'' Buyur, sana yardım edeyim bunları yıkamanda anne.''
'' Hayır, hayır. Sen geç babanla tv izle. Ben hallederim.'' demiş annesi Sevda elinden kaparken, laflarıyla kovmuş Ahmet'i yanından.
Yılmadan, çekmeceye asılı temiz bezi alan Ahmet, annesinin yanına geçmiş ve eteğinin arkasına bakarken hayranlıkla izlemiş onu. '' Şu dizin hemen üstüne adar olan, arkası kabarık eteklerdendi'' demiş sanki gözlerinde o anı tekrar yaşıyormuş gibi. Ben de zihnimde birşey canlandırmıştım ve Ahmet hikayesine devam ederken kendi annemin hayaliyle damarlarımdaki kanın kaynadığını hissediyordum.
Sevda, oğlunun ilgisinin farkında olduğundan giderek daha da tedirgin oluyormuş normalden daha hızlı yıkarken bardakları, neredeyse durulamadan bulaşık sepetine yerleştiriyormuş.
'' Ben de, ilk bardağı aldım, önce durulayıp, sonra kuruladım, sonra bir diğerine geçtim,'' dedi Ahmet. '' Garip bir şekilde kendime hakimdim.'' diye devam etti, '' Acele etmeye gerek görmüyordum. Üçüncü bardaktan sonra, annem durulamaya başladı ama hala çok hızlı yıkıyordu.''
Filmi anlatmaya devam ettiğini söylüyordu, artık bu haftaki vizyon filmlerine geçmişti ve nihayet annesi yatışmıştı, hızını düşürmüş ve normal şekilde yıkamaya başlamıştı. Bu kez de Ahmet yavaş kalmıştı kurulamakta, annesi cam kaseyi de yıkamayı bitirirken. İşte o anda aklına rafa uzanıp zaten temiz olan tabakları lavaboya koymak gelmişti.
'' Bunları iyi yıkamamışsın anne'' dedim anneme.
Korkusuzluğu beni hayrete düşürmüştü ve bana bunu anlatırken ki sırıtışı, bana hala inanılmaz geliyordu.
'' Ne oldu?'' diye sordum inanmayarak, annesinden güçlü bir ters tepki almasını bekleyerek, ya da daha kötüsü, babasını çağırmasını umarak.
'' Hiçbir şey'' diye cevapladı sesinde bir nebze şaşkınlık varken. ''Tek kelime etmedi. Tekrar yıkamaya başladı onları yavaşça.''
'' Dalga geçme lan,'' dedim.
'' Dalga geçmiyorum'' diye güldü Ahmet. Sonra yeniden durdu, yüzünde ciddi bir ifadeyle bana bakarak.
'' Ne?'' diye yalvardım, ne olduğunu bilmesem de birşey geleceğini tahmin ediyordum bunun peşinden. '' Hadi ama, söylesene''
'' İşte o zaman yaptım'' dedi, ne yaptığını biliyormuşum gibi.
'' Ne yaptın?'' diye gücenmiş gibi yaptım suratımı artık lafı ağzından alabilmek için ödülün büyük olacağı belliydi, beni uğraştırıyordu.
'' Kalçasını mıncıkladım,'' diye ifşa etti sırrını.
Ahmet arkasına uzanmış ve nazikçe annesinin eteğine dokunmuştu birkaç kez, elinin ayasını sağ kalçasının üstüne götürmüştü, kibarca avuçlamış ve orada tutarken annesinin yüzüne doğru bakıp, '' Böyle daha iyi'' demişti patronun kim olduğunu göstermek istercesine.
Kulaklarıma inanamıyordum. Belli ki küçük bile olsa bir azar işitmemişti. Annesi, demesine göre sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı. Yani o andan sonra her bulaşık tabak çanak yıkandığında Ahmet, avucunu annesinin kalçasında tutmuştu. Annesi bulaşıkları yıkamaya devam ederken kurulamayı bırakmıştı daha uzun sürmesi için. Bütün bulaşıklar yıkanınca, hatta sonradan koydukları da bitince, Ahmet arkasına geçip sertleşen erkekliğini kalçasında abandırıp, yanağına uzanarak öptüğünü ve fısıldadığını söyledi annesine. '' Yarın akşam da bulaşıkları yıkamana yardım edeceğim anne.''
Ahmet bunun bütün hafta boyunca devam ettiğini açıkladı. Her akşam babası mutfaktan çıkınca Ahmet ve annesi bulaşıkları hallediyordu. Artık yıkanmış tabakları atmaya gerek yoktu sabunlu suya. Sevda herşeyi dikkatlice, uzun uzun yıkıyordu bulaşık sepetine konmadan her parça parıl parıl parlamasına özen gösteriyordu. Ahmet'e bolca zaman kalıyordu yıkanan iki parça arasında, o da boşta kalan ellerini başka işler vererek meşgul ediyordu cesurca annesinin arka tarafını tamamen keşfetmeye başlamıştı. Nihayetinde kabarmış aletini sıkı bir şekilde annesinin eteğine doğru bastırıyordu annesi bulaşıkları sepete koyarken ellerine engel olmayacak şekilde ön tarafına da uzanıyor ve bluzunu da keşfe koyuluyordu, ikiz, yumuşak çıkıntılarında annesinin ön tarafındaki dokunulmadık yer bırakmayacak şekilde.
Cuma geldiğinde ayakta devam eden yoğun fiziki sürtünmelere ve bunlara eşlik eden kulak ve boyun bölgesindeki yaramazlıklara rağmen öpücüklerle Ahmet hala annesini sinemaya gitmeye ikna edememişti ama ağzından bir söz almayı başarmıştı, gururla benimle bunu paylaşacaktı.
'' Ne? Ne?'' diye yalvardım neredeyse, büyük beklentiyle sihirli kelimeler duymak istiyordum sanki parlak hikayelerinin devamı niteliğinde.
'' Dedi ki, eğer annen de gelirse yeniden gidermiş.''
İçime düşen ateşle nefes almakta zorlandım. İş bana kalmıştı o zaman? Ben anneme yaklaşamıyordum bile ve onu dışarı çıkmaya mı ikna edecektim? Ahmet'i dinlerken geçen hafta annesiyle yaşadıklarını anlatırken oluşan bütün heyecanım yerle bir oldu. Aynısını da Ahmet'e anlattım.
'' Merak etme,'' dedi, '' Annem seninkine soracak. Tek yapman gereken onu ikna etmek.''
İkna olmamıştım.
'' Eğer bir şey söylemezse,'' diye devam etti Ahmet, '' Ona de ki, ben annemi sinemaya gitmeye ikna ettim ama o gelmediği için gidemiyorum.''
Hala ikna olmamıştım.
'' İşe yarayacak, merak etme sen,'' diye tipik fazla özgüveniyle cevap verdi. Okuldaki güzel kızları etkilemek dışında bu gereksiz özgüvenini kullanmayı çok seviyordu.
'' Tamam'' dedim ne olacağını bilmeyerek.
Cumartesi günü olmuştu. Sabahtan beri telefonun yanından ayrılmıyordum çalmasını beklerken ama o yıllarda telefon ve televizyon pek bulunan nimetler değildi. Babalarımız hatırı sayılır derecede iyi kazanan memurlardı, hatta ikisi de müdürdü. Evde telefon olması ihtiyaç olduğundan babam bağlatmıştı eve. Ama Sevda teyze aramıyordu. Bütün haftasonu aramadı. Çarşamba günü olmuştu ve Ahmet de artık bunalmıştı sürekli neden aramadığını sorup durmamdan.
'' Annem söz verdi diyorum sana. Acele etme.''
Onun için hava hoştu. Her akşam yemekten sonra sikini annesinin arkasına dayayan oydu ve memelerini avuçlayan, bana anlatırken zevk aldığını biliyordum, bir keresinde pantolonunun içine boşalana kadar sürtünmesine izin bile vermişti demesine göre.
Pazar gününden itibaren ben de bulaşıklara yardım etmeye başlamıştım ama anneme karşı hamle yapacak fırsatı bulamamıştım, Sevda arar belki diyerekten herşeyi mahvetmek istemiyordum. Ve sinemaya gitme konusunu açsam bile annem ne cevap veriyor ne de bu konu hakkında rahatsızlık belirtisi gösteriyordu. Bulaşık yıkama performansı hiç olmadığı kadar hızlı ve etkiliydi, bende de ne hamle yapacak ne de yıkananları geri atacak cesaret yoktu. Böylece o hafta da geçti. Çarşamba oldu perşembe, perşembe oldu cuma. Cumartesi zaten cehennem gibiydi. Ben Ahmet'i aramaya karar verdim umutsuz halde annesi sabahtan beri aramayınca yine ama öğleden sonra hala arama gelmemişti Sevda'dan.
'' Annenle konuştun mu hiç?'' diye sordum sesimden olumlu bir karşılık beklediğim anlaşılıyordu.
'' Annen birşey söylemedi mi?'' diye sordu Ahmet şaşkın halde.
'' Hayır, neden?''
'' Çünkü, annem dün senin anneni aramış ve konuşmuşlar. Emin misin birşey demediğine?''
'' Demedi,'' diye karşılık verdim kalbim ve aletim kırgın halde. Cevap olumsuz olmalıydı.
'' Hmm'' demekti Ahmet'in cevabı. Benim yıkılmış gibi hissetmeme rağmen o şaşırmış hissediyordu
'' Ben bunu bir araştırayım,'' dedi Ahmet.
Telefonu kapadım, kendime biraz limonata koydum ve balkona çıktım. Ne kadar kaldım bilmiyorum ama telefon sesinin ne zamandır çaldığını fark edemeyecek kadar dalmışım, hafta boyu telefon beklemekten bıkmıştım. Çaldı, çaldı ve sonunda annem telefonu açtı. '' Alo''
'' Ahh, Sevda, merhaba.''
'' Şey..bilemiyorum Sevda. Hiç sanmıyorum'' derken annemin sesinin şiddeti azalmaya başlamıştı. '' Son seferinde işler yolundan çıkmıştı.''
Hemen balkondan içeri fırladım. Uzun bir sessizlik vardı, sadece '' Hmmm'' sesleri eşlik ediyordu telefonun karşısındakine.
'' Biliyorum Sevda,'' derken sesi artık iyiden azalmıştı. '' Benim için de sorun değil ama o bir kerelik birşeydi.''
Bir başka uzun sessizlik. Perdeye dolanmak üzereydim.
'' Peki, sen neden tek başına gitmiyorsun?'' derken sesi normale dönmüştü.
'' Ciddi olamazsın Sevda, kendine gelir misin.''
Bir başka uzun ara, sadece ' Biliyorum' sözleri duyuluyordu.
'' Evet, çok iyi çocuklar.''
Kendime gelmiştim.
'' Terk edildiklerini mi? Ortada kaldıklarını mı düşünüyorlarmış?''
'' Tamam. Peki. Ama sadece...yanlarında görünmek için. Hala arkadaşları olduğumuzu göstermek için.''
'' Tama Sevda. Peki..tamam dedim ya...Bu gece? İmkansız. Bu gece misafirim var.'' Teklif karşısında pek de etkilenmişe benzemiyordu annem.
'' Haftaya, tamam. Olur. Konuşuruz.'' dedi ve kapadı annem.
Posted May 12, 2026, 3:00 PM UTC