Annem ve Kuzenim Kurban Bayramının 2. Günü

NSFWEnsest Cuckold | Kurgu & Smut

Sabah erkenden köy yine hareketlendi. Dün kesilen kurbanın eti dağıtılmış, misafirler gelmeye başlamıştı. Babaannemin taş evi kalabalıkla doluydu. Komşular, akrabalar, halalar, amcalar ve çocuklarıyla evin avlusu ve büyük odası tıklım tıklım olmuştu. Kahkahalar, çay bardaklarının tıkırtısı, mangal dumanı ve çocukların koşuşturması her yanı sarmıştı.

Annem Sema bu sabah daha özenli hazırlanmıştı. Üzerinde açık mor, hafif bol ama vücut hatlarını belli eden bir yazlık elbise vardı. Elbise göğüslerinin dolgunluğunu ve kalçalarının yuvarlaklığını gizleyemiyordu. Saçlarını topuz yapmış, hafif makyaj yapmıştı. Ama dün olanlar aklından hiç çıkmıyordu. Ara sıra dalıyor, eliyle boynunu ovuşturuyordu. İçinden sürekli “Ne yaptım ben…” diye geçiriyordu, fakat o an Sezer’in kalın sikini ağzında hissettiği ve memelerine boşaldığı görüntüler aklına geldikçe bacaklarının arası istemeden ısınmaya başlıyordu.

Sezer de dün gece neredeyse hiç uyumamıştı. Yengesinin diz çöküp utana sıkıla sikini emdiği sahne gözünün önünden gitmiyordu. Sabah kahvaltıda annemi gördüğü anda sikinin hafifçe kıpırdadığını hissetti.

Misafirler kahvaltı sofrasında yerlerini alırken Sezer yine annemin yakınına oturmayı başardı. Bu sefer fazla samimi görünmemeye çalışıyordu ama bakışları sürekli annemin göğüslerine, boynuna ve dudaklarına kayıyordu.
Sezer (alçak sesle, sadece annemin duyacağı şekilde): “Yenge… Dün gece hiç uyuyamadım. Aklımdan hiç çıkmıyorsun.”
Annem (yanakları hafif kızararak, etrafına bakıp fısıltıyla): “Sezer sus… Delirdin mi? Etraf dolu. Dün olanlar bir kereydi, bir daha olmayacak.”

Sezer (gülümseyerek ama gözleri ciddi): “Öyle mi diyorsun yenge? Ama sen de dün… bayağı hevesliydin.”
Annem cevap vermedi, sadece çayını karıştırırken eli hafif titredi. Sezer’in bakışlarını üzerinde hissediyordu. Özellikle göğüslerine baktığında dün memelerine boşaldığını hatırlıyor, utançla karışık bir heyecan duyuyordu.

Gün boyunca ev misafir akınına uğradı. Annem sürekli hizmet ediyor, çay taşıyor, yemek dağıtıyordu. Her seferinde Sezer de ona “yardım” bahanesiyle yaklaşıyordu.
Bir ara mutfakta yalnız kaldıklarında Sezer arkasından yaklaştı. Elleri annemin beline hafifçe dokundu.

Sezer: “Yenge… Elbisen çok yakışmış. Ama dün tişörtsüz halin aklımdan çıkmıyor.”
Annem (hafif irkilerek, sesini alçaltarak): “Sezer yapma… Biri görecek. Dün hata yaptık. Ben senin teyzenim, unut bunu.”
Sezer (kulağına yaklaşıp): “Unutmak istemiyorum. Senin ağzın… o sıcaklık… Çok güzeldi yenge.”

Annem derin bir nefes aldı. Bacakları hafifçe titredi ama misafirler çağırınca hemen mutfaktan çıktı. Yüzü kıpkırmızıydı.
Öğleden sonra avluda büyük bir sofra daha kuruldu. Annem sofrada servis yaparken Sezer karşısına oturmuştu. Göz göze geldiklerinde annem bakışını kaçırıyor, Sezer ise ısrarla bakıyordu. Bir ara annem eğilip tabak koyarken göğüsleri elbisesinin içinde hafifçe sallandı. Sezer’in gözleri oraya kilitlendi. Annem bunu fark edince doğrularak utangaç bir bakış attı.

Annem (fısıltıyla yanından geçerken): “Böyle bakma Sezer… Yalvarırım.”
Sezer (sırıtarak): “Dün memelerime boşalırken daha farklı bakıyordun yenge.”
Annem bu söz üzerine bir an dondu kaldı, sonra hızlıca uzaklaştı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu. Utanç, korku ve garip bir heyecan iç içe geçmişti.

Akşamüstüne doğru misafirler biraz dağılmaya başladı ama ev hâlâ kalabalıktı. Babam Umut bazı akrabalarla sohbet ediyordu. Ben (Ferit) de üst katta biraz yalnız kalmıştım ama arada aşağı inip olan biteni izliyordum. Annem ve Sezer’in arasında tuhaf bir hava olduğunu seziyordum ama tam olarak ne olduğunu anlayamıyordum.

Sezer bir ara annemin peşinden üst kata çıktı. Koridorda yakaladı.
Sezer: “Yenge… Bir dakika konuşalım.”
Annem (gergin): “Sezer burada olmaz. Herkes var aşağıda. Dün olanlar yeterince büyük hataydı.”
Sezer (yaklaşarak): “Biliyorum… Ama seni istiyorum. Dün yaladığın sikim hâlâ senin tadını unutamadı.”
Annem (gözleri dolarak): “Sus! Yalvarırım sus… İçim içimi yiyor. Hem utanıyorum hem de… Allah’ım neden böyle hissediyorum bilmiyorum.”
Sezer tam bir şey daha söyleyecekken aşağıdan ses gelince ikisi de ayrıldı. Annem hızlıca merdivenlerden indi, kalbi deli gibi çarpıyordu.

Akşam yemeğiyle birlikte bayramın ikinci günü de ağır ağır ilerliyordu. Annem ile Sezer’in arasında dünkü olayın yarattığı ağır, yasak ve tahrik edici bir gerilim devam ediyordu. Annem utangaç ve tedirgindi ama Sezer’in bakışlarından kaçamıyordu. Sezer ise sabırsızlanmaya başlamıştı.

Akşam yemeğinden sonra misafirler yavaş yavaş dağılmaya başladı. Saat 23:00’e geliyordu. Evde hâlâ birkaç akraba kalmıştı ama onlar da alt katta oturuyor, çay içip sohbet ediyorlardı. Babam Umut misafirlerle birlikteydi ve oldukça yorgundu. Ben (Ferit) de odamda bilgisayar başındaydım.
Annem Sema mutfakta son bulaşıkları topluyordu. Üzerindeki açık mor elbise terden hafifçe vücuduna yapışmıştı. Dolgun göğüsleri her hareketinde hafifçe sallanıyordu. Dün yaşananlar aklından hiç çıkmıyordu. Utançla karışık bir heyecan içindeydi.

Sezer ise fırsat kolluyordu. Misafirler dağıldıktan sonra sessizce mutfağa girdi ve kapıyı arkasından kapattı.
Sezer (alçak sesle): “Yenge… Nihayet yalnız kaldık biraz.”
Annem (irkilip arkasını dönerek): “Sezer! Delirdin mi sen? Aşağıda insanlar var, baban aşağıda!”
Sezer (yaklaşarak, gözleri annemin vücudunda): “Biliyorum… Ama bütün gün seni izledim. O elbisenin içinde kalçaların, memelerin… Dün olanlar aklımdan çıkmıyor. Sikim bütün gün sertti.”
Annem tezgâha yaslandı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu. Elbisesinin altında bacakları hafif titriyordu.
Annem (fısıltıyla, utangaç): “Sezer… Dün büyük hataydı. Bir daha olmayacaktı. Ben senin teyzenim… Bu çok yanlış.”
Sezer (daha da yaklaşıp annemin beline ellerini koyarak): “Yanlış olduğunu biliyorum. Ama sen de istiyorsun yenge. Dün sikimi emerken gözlerin yaşlıydı ama ağzından çıkarmıyordun. Hatırlıyor musun?”
Annem yutkundu. Yüzü kıpkırmızı oldu. Sezer’in elleri belinden yavaşça aşağı kaydı ve kalçalarını sıktı.
Annem (hafif inleyerek): “Sezer… Yapma… Biri gelebilir. Lütfen…”
Ama sesi pek de ikna edici değildi. Sezer bunu fark etti ve cesaretlendi. Annemi kendine çevirdi ve dudaklarını boynuna yapıştırdı. Sıcak nefesi annemin terli tenine değiyordu.

Sezer: “Sadece biraz yaramazlık yapalım yenge… Kimse görmez. Hadi…”
Eli elbisenin üzerinden annemin dolgun kalçalarını okşuyor, diğer eli göğüslerinden birini avuçluyordu. Parmakları elbisenin kumaşının üzerinden meme ucunu bulup sıkıyordu.
Annem (nefes nefese, gözleri yarı kapalı): “Ahh… Sezer… Çok terbiyesizsin… Ama… dokunma öyle… İçim gidiyor.”
Sezer annemi tezgâha yasladı. Elbisesini yukarı sıyırdı, kalın ve etli kalçalarını ortaya çıkardı. Altında beyaz bir külot vardı. Sezer külodun üzerinden kalçalarını okşadı, sonra elini öne getirip annemin amını avuçladı.
Annem (titreyerek): “Sezer… Orama dokunma… Çok ıslak oldum utanıyorum…”
Sezer (kulağına fısıldayarak): “Islanmışsın yenge… Dün sikimi emdiğin için mi bu kadar azdın? Hadi… Yine em beni.”
Annem tereddüt etti ama Sezer fermuarını açtı ve kalın sikini çıkardı. Dün olduğu gibi sert ve damarlıydı.

Annem (gözlerini sikinden alamadan, fısıltıyla): “Allah’ım… Yine çok büyük… Nasıl dayanacağım buna…”
Dizlerinin üzerine çöktü. Mutfak kapısına bir kez daha baktıktan sonra utana sıkıla sikini eline aldı. Sıcaklığını hissedince inledi.
Annem: “Sezer… Çok tehlikeli burası… Ama… dayanamadım.”
Diliyle sikin başını yalamaya başladı. Bu sefer daha cesurca yalıyordu. Dili damarların üzerinde geziniyor, başını ağzına alıp emiyordu.

Sezer (saçlarını tutarak, inleyerek): “İşte böyle yenge… Dün gibi em. Orospu gibi yala… Çok iyi yapıyorsun.”
Annem (ağzı dolu halde mırıldanarak): “Mmmhh… Sus… Konuşma… Ama… tadı hoşuma gidiyor… Çok sert…”
Başını ileri geri hareket ettiriyor, sikini boğazına kadar sokup çıkarıyordu. Islak, şapır şupur sesler mutfakta yankılanıyordu. Dolgun memeleri elbisesinin içinde sallanıyordu. Bir eliyle Sezer’in sikini sıvazlıyor, diğer eliyle kendi kalçalarını sıkıyordu.

Sezer annemi ayağa kaldırdı, elbisesini beline kadar sıyırdı ve külodunu dizlerine indirdi. Annemin ıslak amı ortaya çıktı.
Sezer: “Yenge… Dön, tezgâha yaslan.”
Annem (korku ve heyecanla): “Sezer… sokma… Sadece elle… Lütfen sokma… Henüz hazır değilim.”
Sezer annemin arkasından amını parmaklarıyla okşadı, klitorisini sıktı. Annem zevkten inliyordu.
Annem (bastırılmış sesle): “Ahh… Sezer… Orası çok hassas… Parmağını sokma… Aahh!”
Sezer parmağını annemin ıslak amına sokup çıkarıyordu. Diğer eliyle de memelerini sıkıyordu.
Bir süre böyle devam ettikten sonra Sezer annemin ağzına tekrar verdi. Annem diz çöküp hevesle emmeye devam etti.

Sezer (nefes nefese): “Geliyorum yenge… Memelerine boşalacağım yine.”
Annem sikini ağzından çıkardı, Sezer annemin dolgun memelerine ve boynuna kalın kalın boşaldı. Spermler elbisesine de bulaştı.

Annem (nefes nefese, utançla): “Sezer… Ne yaptık yine… Elbise kirlendi. Nasıl temizleyeceğim şimdi?”
Sezer (memelerini okşayarak): “Yenge… Sen harikasın. Bu bayram daha bitmedi. Yarın yine fırsat kollarız.”

Annem aceleyle kendini toparladı, elbisesini düzeltti ama spermlerden kalan izler hâlâ görünüyordu. Yüzü kıpkırmızı, bacakları titriyordu.
Mutfaktan ayrı ayrı çıktılar. Annem derin bir pişmanlık ve tuhaf bir tatmin hissediyordu.

Posted May 28, 2026, 10:57 AM UTC

925
Loading comments…