İki komşu ev arası 14
Stada vardığımızda hava beklediğimden daha kalabalıktı. Küçük bir BAL Ligi maçı olmasına rağmen tribünler dolmuştu. Davullar çalıyor, insanlar bayrak sallıyordu.
Ela heyecandan yerinde duramıyordu.
“Anne bak! Babam orda!”
Sahada oyuncular ısınırken Emre kenarda teknik ekiple konuşuyordu. Üzerinde siyah eşofman takımı vardı. Uzaktan bile karizmatik görünüyordu.
Bizi fark edince kısa süreliğine durdu.
Sonra yanımıza yürüdü.
“Hoş geldiniz.”
Önce Ela’ya sarıldı. Ardından bana baktı. O birkaç saniyelik bakışta eski yılların ağırlığı vardı sanki.
Sonra gözleri Yavuz’a kaydı.
“Demek Yavuz sensin.”
Yavuz hafif gülümsedi. “Demek meşhur hocamız da sizsiniz.”
İkisi tokalaşırken aradaki ölçülü gerilim hissediliyordu.
Tam o sırada arkadan bir kadın sesi geldi.
“Emre, başkan seni çağırıyor.”
Elif’ti.
Saçlarını toplamıştı, elinde kulüp telefonu vardı. Bizi görünce birkaç saniye durdu. Özellikle beni görünce yüzündeki ifade değişti.
Ama hemen profesyonel bir gülümseme takındı.
“Nermin… uzun zaman olmuş.”
“öyle oldu "
Elif’in gözleri kısa süreliğine Yavuz’a kaydı.
Yavuz ise oldukça rahat davranıyordu.
“Merhaba,” dedi sakin bir sesle.
Elif istemsizce birkaç saniye daha ona baktıktan sonra başını salladı.
“Maçtan sonra kutlama var. Siz de kalırsınız artık.”
Emre araya girdi: “Önce şu maçı bi kazanalım.”
Yavuz da teselli eder gibi
"Merak etmeyin kazanırsınız bu kadar taraftar gelmiş odaklanırsanız kazanırsınız "dedi
Emre de teşekkür edip bize tribünde oturacağımız yeri gösterdi. Mert de orda bizi bekliyordu.
Maç başladığında ortam iyice gerildi.
Ela her pozisyonda ayağa fırlıyor, mert tribünde bağırıp çağırıyordu. Ben ise oyundan çok insanların birbirine bakışlarını izliyordum.
Yavuz birkaç kez fark ettirmeden Elif’le göz göze geldi.
Elif her seferinde bakışını kaçırıyordu.
Ama kaçırmadan önce mutlaka tekrar dönüp bakıyordu.
Bunu yalnızca ben fark ediyordum.
Ve içimde garip bir his oluşuyordu.
Maçın son dakikaları tam bir kaostu.
Emre’nin takımı uzatmalarda golü bulunca stat adeta yıkıldı.
Tribün ayağa kalktı. Oyuncular sahaya koştu. Davullar daha sert çalmaya başladı.
Ela sevinç çığlığı atıp babasına doğru koştu.
Emre kızını havaya kaldırıp döndürürken yüzünde çocuk gibi bir mutluluk vardı.
Bir anlığına onu izledim.
Sonra yanımda duran Yavuz’a baktım.
O ise başka yere bakıyordu.
Elif’e.
Kutlamanın içinde bile gözleri birkaç saniyeliğine birbirine takılmıştı.
Ve Elif bu sefer bakışını kaçırmamıştı.
İşte o an…
Bu gecenin düşündüğümden çok daha tehlikeli biteceğini hissettim.
Kutlamalar sürerken saha kenarı tam bir karmaşaya dönmüştü.
Futbolcular birbirine sarılıyor, taraftarlar tribünlerden tezahürat yapıyordu. Davul sesleri stadın içinde yankılanıyordu.
Biz de kalabalığın biraz gerisinde durmuş etrafı izliyorduk.
Elif birkaç sıra aşağıdaki koltuklardan birine oturmuştu. Elindeki telefonla sürekli görüntü çekiyor ama arada bir gözleri istemsizce bizim tarafa kayıyordu.
Yavuz da rahat görünmeye çalışsa da dikkatinin dağıldığı belliydi.
Ela dan kalan boş koltuğa Elif geçti.
“Bugün ortam baya çılgın,” dedi gülümseyerek.
“Şampiyonluk kolay gelmiyor demek ki,” dedi Yavuz.
Elif hafifçe güldü. “Emre böyle maçlarda tamamen başka birine dönüşür.”
Tam o sırada tribünlerden yeniden büyük bir tezahürat yükseldi. Oyunculardan biri taraftarlara doğru koşunca herkes ayağa kalktı. Kalabalığın itişiyle Elif kısa süreliğine dengesini kaybetti.
Yavuz refleksle kolundan tutup düşmesini engelledi.
“İyi misin?”
“İyiyim,” dedi Elif kısa bir şaşkınlıkla.
O an birkaç saniyelik garip bir sessizlik oldu.
Ben uzaktan onları izlerken Elif’in yüzündeki ifadeyi fark ettim. Sanki ilk kez Yavuz’a gerçekten dikkatle bakıyordu.
Sonra hemen toparlandı.
“Teşekkürler,” deyip saçını kulağının arkasına attı.
Ama artık ortam değişmişti.
Kutlamanın gürültüsünün altında, kimsenin tam adını koyamadığı başka bir gerilim dolaşmaya başlamıştı.
Ve ben bunu gördükçe içimdeki intikam hissinin giderek büyüdüğünü hissediyordum.
Kutlamalar stattan çıktıktan sonra da bitmedi.
Takım otobüsünün önünde insanlar hâlâ tezahürat yapıyor, futbolcular sırayla taraftarlarla fotoğraf çektiriyordu. Emre bir an olsun yerinde durmuyordu. Sürekli biri kolundan çekiyor, biri omzuna sarılıyor, biri röportaj istiyordu.
En sonunda kulübün ayarladığı küçük mekâna geçildi.
Şehir merkezine yakın, eski taş bir restorandı. İçerisi tamamen takım insanlarıyla dolmuştu. Masalar birleşmiş, müzik açılmıştı. Herkes bağırarak konuşuyor, galibiyetin verdiği coşkuyla birbirine sarılıyordu.
Ben biraz geride kalmayı tercih ettim.
Ela çoktan futbolcuların yanına gitmişti. Mert de birkaç genç oyuncuyla muhabbete dalmıştı. Emre ise masadan masaya dolaşıyor, herkesle ilgilenmeye çalışıyordu.
Yavuz başlangıçta yanımdaydı.
Ama sonra gözüm onu kaybetti.
İçimde tarif edemediğim bir his oluştu. İstemsizce etrafa bakmaya başladım.
Ve birkaç dakika sonra onları gördüm.
Mekânın arka tarafındaki dar koridorda duruyorlardı.
Elif duvara yaslanmıştı. Elinde telefon vardı ama ekrana bakmıyordu. Yavuz tam karşısında durmuş, sakin sakin konuşuyordu.
Kalabalığın gürültüsünden ne dediklerini duyamıyordum.
Ama beden dilleri her şeyi anlatıyordu.
Elif ilk başta mesafeli görünmeye çalışıyordu. Kollarını bağlamıştı. Ama Yavuz bir şey söyledikçe yüzünde bir gülümseme oluşuyordu .
Yavuz da ona doğru biraz eğildi.
İşte o an midemin içinde garip bir sıcaklık hissettim.
Kıskançlık değildi.
Öfke de değildi.
Daha karanlık bir şeydi.
Sanki uzun zamandır içimde biriken bütün kırgınlıklar yavaş yavaş başka bir şeye dönüşüyordu.
Tam o sırada içeriden büyük bir tezahürat sesi yükseldi.
Emre’nin adı bağırılıyordu.
Elif refleksle başını salona çevirdi. Yavuz ise gözünü ondan ayırmadı.
“Gitmezsen ayıp olacak,” dediğini dudaklarından okudum.
Elif birkaç saniye ona baktı.
Sonra alçak sesle bir şey söyledi.
Yavuz hafifçe gülümsedi.
Elif tam dönecekken topuğuyla yere takıldı gibi oldu. Yavuz yine refleksle belinden tuttu.
Bu sefer temas daha uzundu.
Elif’in eli istemsizce Yavuz’un göğsüne geldi.
İkisi de birkaç saniye kıpırdamadı.
Yavuz yaklaşıp Elif'i dudağından öptü. Ufak bir buseydi ama Elif'i etkilemişti . Yavuz eliften tepki gelmeyince devam etti . Onu koridorun duvarına yaslamıştı. Tutkulu bir şekilde öpüşüyorlardı.
Koridorun loş ışığında birbirine yapışmış iki bedenin arasındaki o elektrik artık açıkça hissediliyordu.
Ve en tehlikeli kısmı şuydu:
Emre hiçbir şeyin farkında değildi.
Koridordaki kısa yakınlaşmanın ardından Elif hızla geri çekildi. Yanakları kızarmıştı. Birkaç saniye boyunca ikisi de konuşmadı.
İçeriden yükselen tezahüratlar hâlâ devam ediyordu. Emre’nin adı ritmik şekilde bağırılıyordu.
“Elif hanım! Fotoğraf çekileceğiz!” diye bir ses duyuldu içeriden.
Elif gözlerini kapatıp derin nefes aldı. Gidiyorum diye işaret yaptı .
Yavuz bu kez kolundan tutmadı. Sadece hafifçe yaklaşıp bir şeyler dedi elif de ellerini kollarını oynatarak ona bir şeyler anlatıyordu.
Yavuz sakin görünüyordu ama sesindeki özgüven Elif’in dengesini bozuyordu.
Ben ise koridorun girişinde durmuş, onları gizlice izliyordum.
İçimde garip bir heyecan dolaşmaya başlamıştı.
Yavuz birkaç saniye sonra hiçbir şey olmamış gibi salona geri döndü. İnsanlarla tokalaşıyor, futbolcularla konuşuyordu. O kadar doğal davranıyordu ki biraz önce yaşanan şey gerçek değilmiş gibiydi.
Elif ise birkaç dakika sonra kendini toparlayıp başka masaya geçti.
Ama gözleri sürekli giriş tarafına kayıyordu.
Sonunda Yavuz telefonuna bakıyormuş gibi yapıp ön kapıya yöneldi.
Kimse dikkat etmedi.
Ben ettim.
Yaklaşık otuz saniye sonra Elif de hızlı adımlarla çıkışa yürüdü.
Ben de sessizce arkalarından çıktım.
Restoranın önü hâlâ kalabalıktı. Taraftarlar marş söylüyor, bazıları sigara içip maç konuşuyordu. Ama biraz ileride, sokak lambasının az vurduğu yerde Yavuz’un arabası park halindeydi.
Yavuz sürücü kapısına yaslanmış Elif’i bekliyordu.
Elif yanına geldiğinde etrafına tedirgin şekilde baktı. “Bence bu çok yanlış.”
Yavuz hafifçe gülümsedi. “Yanlış olsaydı gelmezdin.”
Elif cevap veremedi.
Ben restoranın duvarının köşesinden onları izliyordum.
Yavuz kapıyı açtı. Elif birkaç saniye kararsız kaldıktan sonra arabaya bindi.
Arabanın arka koltuğundalardı. Sokak lambasının ışığı sayesinde onları görebiliyordum.
Yavuz Elif'in dudaklarına yapıştı. Elif de karşılık veriyordu. Yavuz elinin birini Elif'in elbisesinin içine soktu. Bir yandan dudaklarını emiyor bir yandan da göğüslerini avuçluyordu .
Daha sonra elini aşağı indirdi. Elif'in iç çamaşırını çıkarmaya çalışıyordu. Elif ilk başta dirense de yavuzun ısrarlarına dayanamadı ve kıçını hafif kaldırarak Yavuz'a yardımcı oldu.
Yavuzun bir eli amında hareket ediyordu artık bir yandan da Elif'in dudaklarını somuruyordu.
Onu biraz itekleyerek koltuğa yatırdı ve kendisi de üzerine uzandı. İkisinin de kafaları görünmüyor sadece hareket eden bacakları görünüyordu.
Galiba yavuz da pantolonunu çıkarmaya çalışıyordu.
Tam o sırada restoranın kapısı yeniden açıldı.
Emre çıktı.
Yüzünde hafif bir şaşkınlık vardı. Etrafına bakıyordu.
“Elif?” diye seslendi.
Kalbim bir anda hızlandı.
Çünkü Emre’nin bakışları yavaş yavaş arabanın olduğu tarafa dönüyordu.
Ben hızlıca ortaya çıktım. “Emre!”
O bana döndü. “Nermin, Elif’i gördün mü?”
Ben sakin görünmeye çalışarak omuz silktim. “Az önce başkanla konuşuyordu galiba. Telefon geldi dediler.”
Emre kaşlarını çattı. “Telefonu içeride masada duruyor.”
Bir anlığına nefesim kesildi.
O sırada birkaç metre ileride Yavuz’un arabasının farları kısa süreliğine yandı.
Emre refleksle başını o tarafa çevirdi.
Ben hemen koluna dokundum. “Ela seni arıyordu. Pasta getirmişler.”
Emre tekrar bana baktı. Kararsız görünüyordu.
Arkada ise araba yavaşça hareket etmeye başlamıştı.
Ve Emre yalnızca birkaç saniye daha geç dönse her şeyi görebilirdi.
O sırada Mert imdadımıza yetişti.
" Baba başkan geldi basına açıklama yapman gerekiyormuş. Seni çağırıyorlar "dedi
Emre koşturarak içeri girdi. Mert de peşinden gidiyordu. Mert'in kolundan tuttum
"Canım telefonunu verebilir misin "
"Niye ki"
" Benimki şarjda bi arkadaşımı aramam gerekiyor acil "
Emre telefonu verdi ama başımda bekliyordu. "Sen git ben sana getircem" diyerek uzaklaştırdım onu .
Yavuz'u aramaya başladım . İlkinde açmadı ikinciye aradım ve son anda açtı.
"Efendim Mert"
"Altında yatan kaşara çaktırmadan konuş "
"Dinliyorum "
"Elif'i arıyorlar bırak yoksa yakalanacaksınız"
"Sen de bunu istemiyo muydun zaten "
"Hayır ,şimdi değil daha sonra yakalanmasını istiyorum sadece Elif'in ve Emre'nin yanmasını istiyorum . "
"Tamam mertcim şimdi biraz işim var . Ama söz sana araba kullanmayı öğretecem ."
Telefonu kapatınca hemen eski yerine döndüm . Arabayı gözetlemeye devam ediyordum.
Yavuz Elif'in üzerinden toparlandı.
Tam işleri bitti demişken Elif'in dudağına öpüp onun kafasını kendi kucağına bastırdı.
Elif'in kafası bir aşağı bir yukarı hareket ediyordu. Dayanamayıp Mert'in telefonundan yeniden aradım .
" Efendim Mert"
Napıyosun salak yakalanacaksın
"Geliyorum Mert , birazdan geliyorum " sesi inler gibiydi . Arka taraftan vıcık vıcık sesler geliyordu.
" Hatta gelmek üzeriyim " diye inledi ben de telefonu kapattım ve içeri girdim.
5 dakika sonra Elif içeri girdi. Kocasının yanına geçti . Konuşmaya başladılar ona bir şeyleri izah ediyordu galiba
Bir iki dakika sonra da Yavuz içeri girdi. Yüzünde rahatlamış gibi bir ifade vardı.
Gece sonuna kadar herkes eğlendi . Ama kimse Yavuz kadar eğlenmemişti galiba. Gecenin sonunda evlerimize dağıldık.
Posted May 29, 2026, 7:51 PM UTC