ARZU ÇEMBERİ 3

NSFWEnsest Cuckold | Kurgu & Smut

​

​

O gece evdeki sessizlik, fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Berk yanımda uzanmış, karanlıkta heyecanlı nefesler alıp verirken, ikimiz de ertesi sabah dükkanda ne olacağını hayal ediyorduk. Annem, çaresizliğin getirdiği o karanlık teslimiyetle odasında ertesi gün giyeceği kıyafetleri seçiyordu. Kendi güzelliğinin gücünü biliyordu ama bu sefer o gücü, kendisini bir av gibi gören adamların ortasına, onların kurallarıyla oynamak için götürecekti.

​

​Sabah olduğunda evde hummalı bir hazırlık vardı. Annem banyodan çıktığında, bu kez dükkana sadece "uğramak" için değil, oradaki erkek egemenliğini tamamen sarsmak için hazırlandığını belli eden bir seçim yapmıştı. Üzerine, vücut hatlarını adeta bir eldiven gibi saran, göğüs dekoltesi derin, askılı gri bir bluz giymişti. Altında ise bacak boyunu ve kalça hatlarını alabildiğine vurgulayan, yüksek bel, dar bir kot pantolon vardı. Saçlarını serbest bırakmış, hafif ama göz alıcı bir makyaj yapmıştı. Yoğun parfüm kokusu koridora yayıldığında, Berk odanın kapısından kafasını uzatmış, yutkunarak onu izliyordu.

​

​"Ben hazırım Umut, çıkalım," dedi annem. Sesinde gergin bir kararlılık vardı.

​

​Berk’e dönüp göz kırptım. "Sen evde kal Berk, evi sana emanet ediyorum. Dönünce her şeyi anlatırım," dedim. Berk başını sallarken gözlerindeki o kıskançlık ve merak karışımı ifade, kurduğumuz ittifakın onu ne kadar ele geçirdiğini gösteriyordu.

​

​

Hırdavat deposunun önüne geldiğimizde dükkandaki çıraklar ve sokaktaki diğer esnaflar anında işi gücü bırakıp bize döndü. Annemin topuklu ayakkabılarının beton zeminde çıkardığı ses, dükkanın içindeki o paslı, demir kokulu havayı bir anda dağıttı.

​

​İçeri girdiğimizde Selim abi çay bardağını masaya bırakırken neredeyse deviriyordu. Gözleri, annemin kapıdan adım atışıyla birlikte dar pantolonunun sergilediği hatlara, ardından o derin dekolteye kilitlendi. Yanındaki kıdemli usta bıyık altından gülerek hemen ayağa kalktı.

​

​"Ooo, Beray hanım! Şeref verdiniz, dükkanımıza cidden güneş doğdu bugün," dedi Selim abi, sesindeki o yırtıcı memnuniyeti gizlemeye gerek bile duymayarak. Tespihini cebine koydu ve eliyle arkadaki küçük, cam bölmeli yazıhaneyi işaret etti. "Geçin şöyle buyurun, rahat konuşalım."

​

​Annem dik duruşunu bozmadan, omuzlarını geriye atarak yazıhaneye doğru yürüdü. Kot pantolonunun arkasından adımlarını izleyen Selim abi ve ustanın bakışlarındaki o çiğ arzu, dükkandaki havayı iyice ağırlaştırdı. Ben ise hemen arkalarından yürüyerek kapının önünde durdum. Selim abi bana döndü:

​

​"Umut delikanlı, sen dükkanın önündeki şu yeni gelen cıvata kolilerini içeri taşı hadi koçum. Biz annenle şu hesap kitap işini bir netleştirelim," diyerek beni dışarı kibarca sepetlemek istedi.

​

​Anneme baktım; gözlerinde hafif bir ürperti vardı ama başıyla "tamam" işareti yaptı. Dışarı çıktım ama kolileri taşırken gözüm ve kulağım sürekli o camlı bölmedeydi. Camın ardından Selim abi’nin masanın üzerinden anneme doğru nasıl eğildiğini, elini nereye koyacağını bilemez halde sürekli masayı tıklattığını görebiliyordum. Annem ise borçtan ve ev sahibinden bahsederken, Selim abi’nin gözleri sürekli onun dekoltesine ve dudaklarına kayıyordu.

​

​

Aradan geçen yirmi dakikanın ardından Selim abi’nin kasadan bir deste para çıkarıp masanın üzerine koyduğunu gördüm. Parayı anneme doğru iterken, diğer elini masanın üzerindeki annemin elinin hemen yanına yerleştirdi. Aralarındaki mesafe iyice kapanmıştı. Annem parayı alıp çantasına koyarken, Selim abi’nin yüzündeki o sinsi, muzaffer gülümseme her şeyi özetliyordu. Bu para bedava değildi; bir taahhüdün, o dükkana daha çok uğranacağının ve aradaki o "orta yolun" ilk taksitiydi.

​

​

​Annem yazıhaneden çıktığında yanakları hafifçe kızarmıştı, yürürken üzerindeki o baskının ve bakışların ağırlığını taşıyor gibiydi ama aynı zamanda o koca adamı dize getirip parayı koparmanın verdiği o gizli gücü de taşıyordu.

​"Umut, ben eve geçiyorum. Akşama görüşürüz," dedi, dükkandaki diğer ustaların bakışları altında hızlı adımlarla uzaklaşırken.

​

​

​Akşam eve döndüğümde içimdeki heyecan doruktaydı. Kapıyı açtığımda Berk salonda oturuyordu, beni görür görmez ayağa fırladı. Annem ise odasındaydı. Berk’i hemen kolundan tutup odama çektim ve kapıyı kapattım.

​"Ne oldu? Anlat çabuk, dükkanda neler yaşandı?" diye sordu Berk, nefesini tutarak.

​

​

​"Selim abi parayı verdi," dedim fısıldayarak. "Ama annemi görseydin... Adamın karşısında öyle bir durdu ki, Selim abi ne yapacağını şaşırdı. Parayı verirken annemin elini tutmaya çalıştı, gözlerini ondan ayıramadı. Annem artık o dükkanın gizli patronu gibi bir şey oldu Berk. Adamı avucunun içine aldı."

​

​

​Berk duyduklarıyla yatağın kenarına çöktü, gözleri daldı. Annemin o dükkandaki koca adamları parmağında oynatması, onun ulaşılamazlığı ve aynı zamanda bu tehlikeli oyunun bir parçası olmak, Berk’in de içindeki tüm sınırları tamamen ortadan kaldırıyordu. Arzu çemberi, dükkandaki adamları da içine alarak genişlemişti ve biz evdeki iki genç olarak, bu tehlikeli tiyatronun hem senaristleri hem de en sadık seyircileriydik.

​

​

Annem dükkandan aldığı o sıcak parayla eve döndüğünde, üzerindeki gerginlik yerini tamamen tuhaf bir özgüven dalgasına bırakmıştı. Selim Abi'den aldığı deste para, masanın üzerinde duran çantamızın içinde, adeta ev sahibinin suratına çarpılmayı bekleyen bir silaha dönüşmüştü. Ancak bu paranın bedeli, annemin o hırdavatçı dükkanındaki erkeklerin bakışlarına karşı verdiği gizli taahhüttü.

​

​

​Akşamüstü, ev sahibinin geleceği saat yaklaşırken evdeki atmosfer iyice elektriklendi. Annem odasına gidip üzerini değiştirdi. Bu kez ev sahibinin karşısına dün olduğu gibi çaresizce yakalanmış bir şekilde değil; paranın verdiği güçle, adamın o sinsi arzularını kamçılayacak ama onu parmağında oynatacak bir imajla çıkmak istiyordu.

​

​

​Üzerine vücut hatlarını tamamen ortaya çıkaran, kalçalarını sımsıkı saran gri bir tayt ve göğüs dekoltesini cömertçe sergileyen askılı kırmızı bir bluz giydi. Saçlarını ensesinde topuz yapmış, boynunu ve omuzlarını tamamen açıkta bırakmıştı. Kokusu yine koridoru kapladı.

​

​

​Berk’le birlikte odamızın kapısını hafifçe aralayıp koridoru görecek şekilde beklemeye başladık. Berk’in heyecandan nefesi kesiliyordu; bir yandan ev sahibine duyduğu öfke, diğer yandan annemin bu nefes kesici ve pervasız duruşu karşısındaki büyülenmişliği yüzünden okunuyordu.

​

​

​

Saat tam yediye gelirken kapı o tanıdık, kaba ve sabırsız ritimle çalındı. Annem, topuklarının üzerinde dikleşerek yavaş ve emin adımlarla kapıya yürüdü. Kapıyı açtığında, ev sahibi o terli, tütün kokan gövdesiyle ve yüzündeki o sırıtan, iğrenç "orta yol" ifadesiyle karşısında duruyordu. Adamın gözleri anında annemin kırmızı bluzuna ve taytının sergilediği hatlara kaydı, yutkundu.

​

​"Eee Beray Hanım," dedi, içeri süzülmeye çalışarak. "Vakit doldu. Düşündün mü taşındın mı? Orta yolu buluyor muyuz, yoksa eşyalar yavaştan sokağa çıksın mı?"

​

​Annem adamın içeri girmesine izin vermeyerek kapı eşiğinde dimdik durdu, omuzlarını geriye attı. "İçeri geçmene gerek yok, İlyas Efendi," dedi sesini bilerek mesafeli ama meydan okuyan bir tonda tutarak. "Biz sözümüzün arkasındayız."

​

​Annem elindeki çantadan Selim Abi'den aldığı o bir deste parayı çıkardı. Adamın gözleri parayı görünce bir an şokla açıldı; böyle bir parayı bu kadar kısa sürede bulabileceğimizi asla tahmin etmiyordu. Annem parayı adamın göğsüne doğru uzattı.

​

​"İki aylık kira. Al, kuruşu kuruşuna tam," dedi.

​

​Ev sahibi parayı alırken parmakları bilerek annemin eline değdi, gözlerini annemin yüzüne dikti. Şaşkınlığı çabuk geçmiş, yerini yine o doymak bilmez esnaf kurnazlığına bırakmıştı. Parayı cebine koyarken yavaşça anneme doğru eğildi, aralarındaki mesafeyi sıfıra indirdi.

​

​"Parayı bulmuşsun Beray... Bulmuşsun da, bu paranın nereden, nasıl geldiğini de az çok tahmin ederiz mahallede," dedi sinsi bir ses tonuyla, gözleriyle annemin göğüs çatalını süzerek. "Kiranı ödedin, eyvallah. Ama önümüzdeki ay ne olacak? Bu devirde kimse kimseye karşılıksız bu kadar para vermez. Bence sen benim teklifimi yine de bir düşün. Gelecek ay sıkışırsan, benim kapım sana her zaman açık... Orta yol her zaman daha tatlıdır."

​

​Annem adamın bu imalı ve aşağılayıcı lafları karşısında geri adım atmadı. Aksine, dudaklarının kenarında hafif, alaycı bir gülümseme belirdi. Kendi cazibesinin bu ellili yaşlarındaki adamı ne hale getirdiğini görmenin verdiği o tehlikeli gururla, taytının üzerindeki ellerini kalçasına koydu.

​

​"Gelecek ayı ben düşünürüm İlyas Efendi, sen tasalanma. Şimdi paranı aldın, hadi iyi akşamlar," diyerek kapıyı adamın suratına sertçe kapattı.

​

​

Kapı kapandığında annem koridorda derin bir nefes aldı, sırtını kapıya yasladı. Üzerindeki o gerilim, yerini muzaffer bir kadının edasına bırakmıştı. O sırada Berk’le birlikte odadan çıktık. Berk’in gözleri adeta yuvalarından fırlayacak gibiydi; ev sahibinin anneme o kadar yakınlaşması ve annemin adamı parasıyla dize getirişini izlemek onu tamamen sarsmıştı.

​

​Annem bizi görünce gülümsedi. "Gördünüz mü?" dedi, taytını hafifçe yukarı doğru çekip düzelterek. "Erkekler böyledir işte... Parayı da bulurlar, hizaya da gelirler."

​

​O gece odamıza çekildiğimizde Berk yatağın içinde sürekli dönüp duruyordu. İçindeki arzu çemberi artık tamamen taşma noktasına gelmişti. Bana döndü ve fısıldadı: "Umut... Annen inanılmaz bir kadın. O adamların onun karşısında nasıl küçüldüğünü görmek... Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. Gelecek ay ne olacak? Selim Abi dükkanda ne isteyecek?"

​

​Oyun planlandığı gibi işliyordu. Annem hem ev sahibini hem de hırdavatçı Selim Abi'yi kendi cazibesiyle bağlamıştı ve bu durum evdeki gerilimi daha da tırmandıracaktı.

​

​

Ev sahibinin kapıdan kovulmasının ardından evde hem büyük bir rahatlama hem de tarifi zor, elektrikli bir hava esmeye başladı. Annem, kazandığı bu zaferin edasıyla mutfakta akşam çayını hazırlarken, Berk’le odada baş başa kalmıştık. Berk yatağın kenarında oturmuş, elleri titreyerek koridoru izliyordu.

​

​"Umut," diye fısıldadı, sesindeki heyecan odanın karanlığında yankılanıyordu. "Annen o adama parayı fırlatırken... O taytın, o bluzun içinde nasıl durduğunu gördün mü? Adam resmen eridi karşısında. Ama gelecek ay için hâlâ gözü dönmüş gibi bakıyordu."

​

​Berk’in omuzlarına ellerimi koydum, gözlerimi gözlerine diktim. "İşte bu yüzden anlaşmamız şimdi daha önemli Berk. Yarın ben yine bütün gün dükkanda, o ağır kolilerin altında olacağım. Annem evde yalnız kalacak. Ama artık yalnız değil... Sen varsın. Onun her hareketini, evdeki o rahat hallerini, eğer arayan soran olursa kiminle ne konuştuğunu bilmem gerekiyor. Bana sadık kalacaksın, her şeyi rapor edeceksin."

​

​Berk yutkundu, gözlerindeki o sadık ama günahkar parıltıyla başını salladı. "Söz," dedi. "Her anını, her kelimesini izleyeceğim."

​

​

Ertesi gün dükkanda Selim Abi’nin imalı bakışları ve "Annen parayı aldı, yüzü güldü mü bari?" soruları arasında ağır hırdavat malzemelerini taşırken, aklım sürekli evdeydi. Berk’in ne yaptığını, annemin evde nasıl davrandığını deliler gibi merak ediyordum. Akşam eve adım atar atmaz Berk beni hemen odamıza çekti. Kapıyı arkasından kilitlerken nefes nefeseydi, yüzü kıpkırmızı olmuştu.

​

​"Umut, her şeyi yaptım," dedi, cebinden telefonunu çıkararak. "Sen gittikten sonra Beray teyze temizlik yapmaya başladı. Üzerinde sadece o çok dar, pembe mini şortu ve beyaz askılı tişörtü vardı."

​

​Berk telefonunu bana doğru uzattı. Ekrandaki videoda, annemin salonda arkası dönük bir şekilde yerleri sildiği anlar vardı. Şortu her eğildiğinde yukarı doğru sıyrılıyor, hatlarını tamamen ortaya çıkarıyordu. Berk’in videoyu çekerken ellerinin nasıl titrediği, nefes alışverişinin kameranın mikrofonuna yansımasından çok net anlaşılıyordu.

​

​"Koridorun köşesindeki odadan kapıyı aralayıp çektim," dedi Berk, gözlerini benden kaçırarak ama içindeki o muazzam hazzı gizleyemeyerek. "Sonra banyoya girdi. Duş alırken telefonun ses kaydını banyo kapısının altındaki boşluğa bıraktım. Çıkarken bornozunun önü yine açıktı Umut... Beni salonda ders çalışırken gördü, yanıma geldi."

​

​"Ne dedi?" diye sordum, içimdeki o tuhaf gurur ve heyecan dalgası büyürken.

​

​"Yanındaki koltuğa oturdu. Bacak bacak üstüne attı, bornozu iyice açıldı. 'Berkciğim, Umut işteyken evde çok sıkılıyorum, iyi ki varsın' dedi. Saçlarından damlayan sular omuzlarına akıyordu. Bana gülümsedi, 'Bana biraz masaj yapabilir misin? Temizlikten her yerim tutulmuş' dedi."

​

​

Duyduklarımla Berk’in omuzlarını sıktım. "Yaptın mı?" diye sordum doğrudan.

​

​Berk heyecanla başını salladı. "Y-yaptım... Koltuğun arkasına geçtim. Omuzlarına dokundum. Ten pürüzsüzdü, sıcaktı... O kadar yoğundu ki kokusu, başım döndü. Ben masaj yaparken o hafifçe içini çekti, 'Çok iyi geldin Berk, ellerin çok uğurlu' dedi. O sırada bornozunun yakasından göğüsleri tamamen görünecek şekilde arkaya doğru yaslandı, gözlerimin içine baktı Umut. Beni resmen deniyordu... ya da o da bu durumdan keyif alıyordu."

​

​Berk’in anlattığı bu ayrıntılar, evdeki arzu çemberinin ne kadar tehlikeli bir boyuta ulaştığının kanıtıydı. Annem, evdeki bu genç ve toy çocuğun kendisine olan hayranlığını fark etmiş, ev sahibinin ve dükkandaki adamların yarattığı o ağır baskıdan kaçmak için Berk’in bu saf arzusunu bir sığınak, belki de kendi gücünü tazeleyeceği bir oyun alanı olarak kullanmaya başlamıştı.

​

​"Harika iş çıkardın Berk," dedim, onun bu suçluluk dolu ergenlik heyecanını ödüllendirerek. "Ona yakın olmaya devam et. Yarın da evdesiniz. Bakalım oyunun bir sonraki adımında bize ne gösterecek."

​

​Tam o sırada mutfaktan annemin o davetkar, tatlı sesi yükseldi:

​

"Umut, Berk! Hadi gelin, akşam yemeği hazır çocuklarım..."

​

​Berk’le göz göze geldik. İkimiz de koridora çıktığımızda, annem mutfak kapısında, üzerinde dekolteli, ev rahatlığını yansıtan mini bir elbiseyle bizi bekliyordu. Berk’e bakıp hafifçe göz kırptığında, bu tehlikeli ittifakın artık üç kişilik bir tiyatroya dönüştüğünü ikimiz de çok iyi biliyorduk.

​

​

​

Ertesi gün hırdavat deposunda zaman benim için adeta durmuştu. Selim Abi’nin dükkandaki işçilere bağırıp çağırması, paslı demirlerin birbirine sürrtülürken çıkardığı o kulak tırmalayıcı sesler zihnimin uzağında kalıyordu. Sırtımda taşıdığım ağır koli yığınları bile içimdeki o karanlık, yakıcı merakın yanında hafif kalıyordu. Evde, o kapalı kapıların ardında Berk ve annemin yazdığı gizli senaryoyu düşünmekten kendimi alamıyordum.

​

​Akşam mesaisi biter bitmez dükkandan adeta fırlayarak çıktım. Eve giden sokakları her zamankinden çok daha hızlı yürüdüm. Kapıyı anahtarımla açıp içeri girdiğimde evde ağır, sessiz ve adeta asılı kalmış bir gerilim vardı. Salon boştu. Mutfağa göz attım, orada da kimse yoktu. Tam odama yönelmiştim ki, Berk kapıyı içeriden yavaşça araladı. Yüzü kelimenin tam anlamıyla alev alev yanıyordu, alnındaki ter damlaları saç diplerine doğru süzülmüştü. Beni görür görmez kolumdan tutup içeri çekti ve kapıyı ardımızdan kilitledi.

​

​"Umut..." dedi, sesi öyle bir titriyordu ki nefesi boğazında düğümleniyor gibiydi. "Bugün... Bugün her şey çok başka bir boyuta geçti."

​

​Yatağın kenarına oturdum, sırtımdaki yorgunluğu tamamen unutmuştum. Gözlerimi Berk’e diktim. "Anlat," dedim, sesimdeki o soğukkanlı ama sabırsız tonla. "En ince ayrıntısına kadar anlat."

​

​

​

Berk, odanın ortasında bir ileri bir geri yürürken ellerini nereye koyacağını bilemiyordu. Derin bir nefes alıp yatağın üzerindeki telefonunu eline aldı ama bu kez video açmadı; elleri o anı tekrar yaşamanın verdiği heyecanla titriyordu.

​

​"Sen gittikten birkaç saat sonraydı," diye başladı Berk, gözleri odanın zeminine kilitlenmişti. "Beray teyze odasından çıktı. Üzerinde o dün bahsettiğim pembe mini şort bile yoktu bu sefer... Sadece çok kısa, saten, ten rengi bir gecelik vardı. Salondaki koltuğa uzandı. Televizyon izliyordu ama gözleri sürekli benim odamın kapısındaydı. Bir süre sonra bana seslendi: 'Berkçuğum, içeride tek başına ne yapıyorsun, gelsene yanıma' dedi."

​

​Berk yutkundu, odadaki hava sanki bir anda daha da ısınmıştı.

​

​"Salona geçtim, koltuğun yanındaki tekli koltuğa oturdum. Bana baktı, omuzlarını esnetti. 'Dün omuzlarıma yaptığın masaj o kadar iyi geldi ki, bütün ağrım geçti. Ama bugün de bacaklarım inanılmaz sızlıyor, sanırım o ev sahibinin yarattığı stresten... Bana biraz daha yardım eder misin?' dedi. Bunu söylerken geceliğinin eteğini yavaşça yukarı, kalçasının sınırına kadar çekti Umut. Bacakları tamamen önümdeydi."

​

​"Peki sen ne yaptın?" diye sordum, içimdeki o sınırları zorlayan dürtü iyice körüklenirken.

​

​"Koltuğun ucuna, ayak ucuna doğru oturdum," dedi Berk, sesini iyice kısarak, sanki annem koridordan duyacakmış gibi. "Ellerimi ilk önce diz kapaklarına koydum. Teninin o pürüzsüzlüğü, sıcaklığı ellerimi yaktı resmen. Yavaşça yukarı doğru, uyluklarına doğru masaj yapmaya başladım. Ben dokundukça Beray teyze başını koltuğun arkasına yasladı, gözlerini hafifçe kapattı ve o derin, nefes kesen iç çekişlerinden birini bıraktı. 'Ah Berk... ellerin cidden çok şifalı, çok rahatlatıyorsun beni' diye fısıldadı."

​

​

Berk anlatırken gözlerindeki o suçluluk duygusunun, yerini tamamen o anın yarattığı devasa hazza bıraktığını görebiliyordum. Karşı dairedeki muhafazakar evinden çıkıp, mahallenin aklını alan bu kadının bacaklarına dokunuyor olmak, Berk’in tüm dünyasını altüst etmişti.

​

​"Daha yukarılara, geceliğinin bittiği o sınıra kadar ellerimi yürütmemi istedi," diye devam etti Berk, nefes alışverişi hızlanarak. "Ellerim şortunun hizasına geldiğinde gözlerini açtı ve doğrudan gözlerimin içine baktı. O bakışta hiçbir teyze edası yoktu Umut. Tamamen ne yaptığının farkında olan, benim ona olan bu vahşi arzumu bilen ve bundan beslenen bir kadının bakışıydı. 'Umut’la aranızda ne konuşuyorsunuz geceleri?' diye sordu aniden."

​

​Yerimde dikleştim. "Ne dedin?"

​

​"Panikledim tabii," dedi Berk. "Ama seninle yaptığımız anlaşmayı bozmadım. 'Hiç... havadan sudan, dükkandaki işlerden konuşuyoruz' dedim. Güldü, o tatlı, alaycı gülüşüyle yüzüme doğru eğildi. 'Güzel... Aranızda gizli saklı olmasın tabii. Ama benim evdeki bu hallerimi, bu masajları da dükkandaki o adamlara anlatmıyorsun değil mi? Onlar bunu hak etmiyor' dedi. Ben de 'Asla Beray teyze, bu sadece bizim aramızda' dedim. O da elimi tuttu, hafifçe sıktı ve 'Aferin benim akıllı oğluma' diyerek yanağımdan öptü."

​

​Berk hikayesini bitirdiğinde odadaki sessizlik büyümüştü. Annem evdeki bu toy çocuğu tamamen kendi etrafında döndürmeye başlamıştı. Hem dükkandaki Selim Abi’nin hem de kapıdaki ev sahibinin yarattığı o çiğ, saldırgan erkek dünyasına karşı, evde kendisine kul köle olan bu genci kendi arzularıyla ödüllendirerek kontrolü elinde tutuyordu. Ve en önemlisi, bizim bu gizli oyunumuzdan haberdar gibi, kartlarını çok daha zekice oynuyordu.

​

​

Hafta sonu, hırdavat deposunun o boğucu tozundan ve Selim Abi’nin imalı bakışlarından uzakta, bana ilaç gibi gelecek bir tatil günüydü. Ancak bu tatil, evde kurulan o tehlikeli çemberi çok daha geniş, kaçacak hiçbir yeri olmayan apaçık bir alana, yani halka açık bir plaja taşıyacaktı.

​

​

Sabah erkenden plaj çantaları hazırlandı. Annem evden çıkarken üzerine askılı hafif bir elbise giymişti ama altına seçtiği bikini, kumsala ayak bastığımız an plajdaki tüm gözlerin üzerimize dikilmesine yetti. Leopar desenli, iplerle bağlanan, kalça hatlarını neredeyse tamamen açıkta bırakan ve göğüs dekoltesini cömertçe sergileyen son derece iddialı bir bikiniydi. Annemin o pürüzsüz teni, güneşin ilk ışıklarıyla parlamaya başlamıştı bile.

​

​Hasırları serip şezlonglara yerleştiğimizde, annem elbisesini üzerinden sıyırıp attı. O an Berk’in gözleri anında kilitlendi, yutkundu. Annem plaj çantasından güneş kremini çıkardı, havlusunun üzerine uzanmadan önce bana doğru döndü. Yüzünde o her şeyi bilen ama bir o kadar da masum görünen, o saf ve yapışkan tebessümü vardı.

​

​"Umutçuğum, sırtım ve bacaklarım çok çabuk yanıyor biliyorsun. Şu kremi arkama güzelce bir sürer misin annem?" diyerek yüzüstü havluya uzandı.

​

​

Kremi elime döküp annemin sırtına masaj yaparak sürmeye başladım. Teninin sıcaklığı, güneş yağıyla birleşince ellerimin altında kayıyordu. Bacaklarına, uyluklarına ve bikinisinin sınırındaki kalça kıvrımlarına doğru kremi yedirirken, Berk hemen yanımızdaki hasırda nefesini tutmuş, gözlerini bir saniye bile ayırmadan ellerimin hareketini izliyordu. Annem ise hafifçe iç çekerek, "Ah, çok iyi geldi Umut, ellerin dert görmesin," diyordu, etraftaki bakışlardan habersizmiş gibi son derece rahat bir edayla.

​

​Tam o sırada kumsalda ayak sesleri duyuldu. Bizim mahalleden yakın arkadaşlarımız Gencay ve Miran’ın bize doğru geldiğini gördüm.

​

​

Gencay: Ortalama boylarda, esmer, fit görünümlü ama gözleriyle bir kadını süzmeyi çok iyi bilen, kurnaz bir çocuktu.

​

​Miran: Esmer, oldukça kilolu, heybetli gövdesiyle her zaman dikkat çeken ama kadınlar konusunda aşırı çekingen ve aç bir yapıya sahipti.

​

​

İkisi de "Selam beyler" diyerek yanımıza geldiklerinde, havluda yüzüstü yatan, leopar bikinisiyle tüm vücut hatları serilmiş olan annemi gördükleri an adeta çarpılmışa döndüler. Gencay gözlerini kısarak annemin kalça hatlarına kilitlendi; kilolu olan Miran ise şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemeyerek alnındaki teri sildi.

​

​

Annem kafasını hafifçe kaldırıp onlara gülümsedi. "Aaa, hoş geldiniz çocuklar. Ne güzel oldu karşılaştığımız," dedi, o saf ve arkadaş canlısı ses tonuyla. Hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi, onların bu vahşi bakışlarını tamamen "oğlunun arkadaşları" olarak görüyordu.

​

​

Güneş iyice tepeye vurduğunda annem, "Çok sıcak oldu, hadi denize girelim!" diyerek ayağa kalktı. Bizim ekip arkasından yürürken, Gencay ve Miran’ın gözleri annemin arkadan yürürken sallanan kalça hatlarındaydı. Gencay yanıma yaklaşıp fısıldadı: "Oğlum... Beray abla neymiş böyle ya? Plaj yıkıldı resmen." Miran ise sadece yutkunmakla yetindi.

​

​Denizin serin sularına girdiğimizde, su belimize kadar geliyordu. Gencay muzip bir gülüşle, "Hadi bir deve güreşi yapalım! Bakalım kim daha güçlü?" diye ortaya bir fikir attı. Annem bu çocuksu eğlenceye hemen katıldı, o saf neşesiyle ellerini çırptı. "Ay evet, çok eğlenceli olur! Beni kim taşıyacak?" dedi.

​

​

İlk El (Berk’in Omuzlarında): Annem ilk olarak Berk’in omuzlarına çıktı. Berk suyun içinde dengesini kurmaya çalışırken, annem bacaklarını Berk’in boynuna sımsıkı doladı. Annemin o ıslak, pürüzsüz bacaklarının tenine temasıyla Berk’in yüzü anında kıpkırmızı oldu. Annem Gencay’ın omuzlarındaki Miran’la kapışırken, Berk suyun altında annemin kalçalarını sıkıca tutarak dengeyi sağlıyor, bu gizli temasla kendinden geçiyordu. Annem ise sadece oyuna odaklanmıştı, "Hadi Berk, yüklen!" diye bağırıyordu.

​

​

İkinci El (Miran ve Gencay'ın Omuzlarında): Oyunun ilerleyen dakikalarında annem bu kez Miran’ın omuzlarına geçti. Kilolu esmer Miran, annemin o hafif ve kıvrımlı gövdesini omuzlarında hissedince heyecandan nefes nefese kaldı. Annem dengesini kaybetmemek için göğsünü Miran’ın kafasına doğru yasladığında, Miran suyun altında elleriyle annemin ıslak bacaklarını, o dolgun uyluklarını bilerek sımsıkı kavradı. Ardından Gencay’ın omuzlarına geçtiğinde, Gencay fırsattan istifade ederek ellerini annemin kalça sınırlarına kadar götürdü, suyun kaldırma kuvvetini bahane ederek sürekli temas halindeydi.

​

​

Ben ise suyun birkaç adım uzağında durmuş, bu manzarayı en ön sıradan izliyordum. Mahalledeki o üç esmer ve toy gencin, annemin o hiçbir şeyden habersiz, saf neşesi altındaki ıslak ve muazzam vücuduna nasıl yırtıcı bir açlıkla dokunduklarını, her fırsatta ona sürtünmeye çalıştıklarını izlemek içimdeki o karanlık tatmin duygusunu zirveye çıkarmıştı. Annem ise tamamen masum bir eğlence içinde olduğunu sanıyor, çocukların bu sert ve nefes nefese kalan hallerini sadece oyunun heyecanına bağlıyordu.

​

​

Güneş batarken kumsaldan ayrıldığımızda, hepimizin teni tuzlu suyun ve sıcağın etkisiyle gerilmiş, esmerleşmişti. Yol boyunca Gencay ve Miran’ın gözleri hâlâ annemin üzerindeydi. Annem ise arabada arkaya yaslanmış, o saf ve yorgun neşesiyle, "Ay ne güzel eğlendik çocuklar, çocukluğuma döndüm resmen," diyerek gülüyordu. Eve vardığımızda annem kapıyı açarken arkasına döndü ve o misafirperver, arkasında hiçbir niyet barındırmayan saf ses tonuyla, "Çocuklar, öyle kapıdan dönmek yok. Hadi içeri geçin, yorgunluk çayı demleyeyim size," dedi.

​

​Gencay ve Miran bu daveti adeta havada kaptılar. İçerideki o ağır, gizemli hava, eve adım atan bu iki yeni yabancıyla birlikte iyice basık ve tehlikeli bir hal aldı. Annem banyoya geçip üzerindeki o ıslak leopar bikiniden kurtulmak için duşa girdiğinde, su sesleri koridorda yankılanmaya başladı.

​

​

​

​

​

Posted Jun 11, 2026, 9:32 PM UTC

295
Loading comments…