Pikocu Necla hanım_Bölüm_22
TANSİYON
Gözlerimi araladığımda bir hastane odasında olduğumu anladım. Kolumdaki bantlı kelebek iğne, plastik bir serum torbasına hortumla bağlıydı. Damlalar çok yavaş akıyordu. Tam o sırada kapı yavaşça açıldı; içeriye gülerek yaşlı bir erkek doktor, ardından da bir hemşire girdi. Doktor bana bakarak:
— Nasılsınız İlyas Bey? dedi.
— Biraz daha iyiyim doktor bey. Evde başım döndü, yere yığılıp bayılmışım.
— Evet, gece getirdiklerinde tansiyonunuz çok yüksekmiş. Dün tuzlu bir şey yediniz mi?
— Valla doktor bey, dün evde çalışan ustalara kasaptan tepsi kebabı yaptırmıştım. Haliyle tuzluydu ama ben de ölçüyü kaçırıp biraz fazla yedim sanırım.
— Tamam, bundan sonra hayatınızdan tuzu çıkarıyorsunuz. Ben de size tansiyon hapı yazdım, her gün bir tane alın. Altı ayda bir kontrole gelin. Serum bitince taburcu olabilirsiniz, tekrar geçmiş olsun.
— Çok teşekkür ederim doktor bey, sağ olun.
Doktorla hemşire odadan çıkınca içeriye bizimkiler girdi. Hepsinin suratı düşmüş, ağlamaktan gözleri kan çanağı gibi olmuştu. Necla elimden tutup avuç içimi öperek:
— Çok şükür iyileştin İlyas'ım, bizi çok korkuttun, dedi.
Yeşim de yanağımdan öpüp:
— Bundan sonra dışarıdan bir şey yemek yok. Az daha gözümüzün önünde gidiyordun aşkım, diye ekledi.
Cahide burnundan akan sümüğü içine çekerek yanıma yaklaştı ve o da elimi öptü:
— Sensiz ne yaparız biz? Öyle korktum ki erkeğim, zor yetiştirdik seni hastaneye.
— Korkmayın kızlar, acı patlıcanı kırağı çalmaz. Bundan sonra tuzu hayatımdan çıkarıyorum, o kadar.
Serum bittiğinde yavaşça ayağa kalktım; başımın dönmesi falan geçmişti. Kızların üstüne baktığımda, evden üstlerine ne geçirdilerse öylece çıktıklarını fark ettim: Eşofman altları, uzun kollu kapüşonlu üstler. Cahide'nin sağ ayağında başka bir terlik, solunda başka bir terlik vardı. Hafifçe gülerek odadan çıkıp dış kapının önüne geldiğimde, yüzüme sabahın o ılık rüzgârı vurdu. Yeşim'le Cahide iki koluma girdi, Necla da koşarak arabayı almaya gitti.
Böyle bir durumda insan ne arıyor biliyor musunuz? Tek dal sigara. Evet, evet, sigara. Otoparka vardığımızda kaldırıma oturdum, haliyle kızlar da yanıma oturdular. "Sigara var mı yanınızda?" dedim. Yeşim cebini karıştırıp paketi çıkardı. "Yak, ver bir tane," dedim. Hiç sorgulamadan yaktı ve verdi dudaklarıma. İlk nefes ciğerlerimde turunu tamamlayıp dışarı çıktığında gözlerim karardı, başım dönmeye başladı ama az sonra vücudum tekrar kendini toparlamıştı. İki, üç derken yarısına gelmiştim sigaranın. Bu arada Necla parktan çıkmış, yanımıza yanaşıp durmuştu. Kızlara doğru bağırdı:
— Kim verdi o sigarayı eline? İlk önce bir karnını doyursaydı evde!
— Kızma Necla, ben istedim sigarayı. Hem doktor sadece tuzu yasakladı, ayrıca aç da değilim; serumun içinde ne varsa karnım tok şu an.
Eve geldiğimizde kızların gözü yapılan işleri görmemişti bile. Beni direkt salondaki çekyatın birine yatırdılar. Yeşim'le Cahide üst kata çıkıp dağılmış yatak odasını toplayıp evi havalandırdılar. Necla da çayı demleyip kahvaltı masasını hazırlıyordu. O an şunu anladım: Tuz, tansiyon falan umurumda değildi; bu zirvede gezinen, doymak bilmeyen erkekliğimi bir düzene sokmam lazımdı. Bunu ancak kızlarla konuşup halledebilirdim.
Güzel bir kahvaltıdan sonra kızların neşesi tekrar yerine gelmişti, ben de tuzsuz şeylere merhaba demiştim. Necla kahveleri hazırlayıp masaya servis etti, mutfak kapısını aralayıp sinekliği kapattı. Hepsinin gözü üzerimdeydi; evet, çok korkmuşlardı. Ben de gerginlik azalsın diye gülerek:
— Kızlar düşündüm de, bundan sonra bu sevişme işini bir sıraya sokalım. Yoksa ben bu gidişle çok yakın zamanda zortlayabilirim, dedim.
— O ne demek İlyas, 'zortlayabilirim'? Hiçbir şey senin sağlığından önemli değil, dedi Necla.
— Ne yapalım aşkım, nasıl bir sıra olsun? dedi Yeşim.
— He anladım, gün başına tek kadın, doğru mu anlamışım kocam? dedi Cahide.
— Evet, doğru anlamışsın Cahide. Bu üç kadınla sevişme işi bende yavaş yavaş özgüven patlamasına sebep oluyor. Zirveydi falan derken kendimi aşırı zorluyorum, haliyle vücudum da yakında pes edecek; bunu artık hissetmeye başladım.
— Tamam o zaman aşkım, sıraya sokarız seni zorlamamak için. Sen akşamları birimizle sevişirsin, diğer ikisi de birbirleriyle sevişir, dedi Necla.
— Anne o nasıl olacak? İlyas'la Yeşim sevişirken ikimiz birlikte mi olacağız?
— Kızım, kocamızın sağlığı için. Hem artık hepimiz onun hanımıyız, aramızda gizli saklı da yok. Canın çekerse sen beni, canım çekerse ben seni severim, olmaz mı?
— Anne; Yeşim abla zaten beni yemek için hazır bekliyor, şimdi sıraya sen de mi gireceksin?
— Kızım, senin gibi bakire çıtırı bulmuşuz, yemeyelim mi?
— İlyas'ım, kocam; bak şu zillilere, beni yemek için sıraya geçmişler!
— Kız Cahide, bir şey olmaz, yabancı mı onlar? Biri annen, diğeri de Yeşim ablan; bırak onlar da tadına baksınlar, hahaha.
Bir süre daha muhabbet edip kızlarla ön girişe çıktık. Garajın girişinden eve doğru baktılar; gece bir şey görememişlerdi. Evin boyası harika olmuştu; çimler, limon serviler eve yeniden hayat vermişti. Arkaya geçtiğimizde, arka kumsala inen yeni taş merdivenlerden kamelyaya indik. Oturduğumuzda kızlar çok beğenmişti; en azından kumsalda pişmeyecektik artık.
Yukarıya doğru çıkarken aklıma şantiyeye bırakacağım ödeme listesi ve aracın tamponu geldi. Eve girince kızlara söylediğimde Necla biraz kızarak:
— Acelen ne İlyas, bir yere kaçmıyoruz ki? İllaki gideceğim dersen beraber gidelim. Hem evin eksiği gediğini de hallederiz beraber; bahçe için hortumla ikinci el çim biçme makinesi bakalım, olur mu? dedi.
— Sen kızma sultanım, tamam beraber gideriz.
Kızlar evdeki eksik erzakları bir kağıda yazdılar, ben de ödeme planını aldım. Necla ile birlikte yola çıktık. Arabayı Necla kullanıyordu; sol elimle uzun yırtmaçlı eteğinin arasından sağ bacağının yukarılarını okşuyordum. Necla hafif kızarmıştı.
— Sarı saç sana çok yakışmış karıcım.
— Diğerlerine?
— Hepinize çok yakışmış da sende daha seksi duruyor. Kızıl saçlarına alışmıştım ama bu renk sana daha çok yakıştı.
— İlyas, biraz daha kasıklarımı okşarsan altıma kaçıracağım, haberin olsun, hahaha.
— Kaçır gülüm, senden kıymetli mi o koltuk?
Şantiyeye vardığımızda ustabaşını sordum, çarşıya inmişti. Patron olan abiyi sordum, o da bürodaymış. Araçla büroya gittik. Hoş geldin faslından sonra ödeme planını verdim. Bayağı bir inceledikten sonra eline kalem alıp aylık ödeme miktarlarını biraz kısarak vadeyi uzattı. Eline telefonu alıp adamı aradı; kısa bir konuşmadan sonra abinin dediği olmuştu. Necla ile bana dönerek:
— Tamam, arkadaşın yanına gidin, senetleri imzalayın. Eylül ayında ev ve dükkanlar anahtar teslim hazır olacak, tapuyu o zaman verecek. Kızımın eczanesi ile yandaki dükkanın açılır kapanır kepenkleri de benden hediye olsun, dedi.
— Abi çok teşekkür ederiz, size olan borcumuz nedir?
— Ne borcu komiserim? Ustalarımın karnını doyurmuşsun, çaylarını sigaralarını eksik etmemişsin, üstüne bir de denize girmişler. Bir pazar günü mangala çağırırsın, hanımla birlikte geliriz, ödeşmiş oluruz.
Necla'yla ben teşekkür edip tam bürodan ayrılırken dışarıda duran aracın tamponunu gördü. Olayı kısaca anlattım. "Tamam," dedi, "Siz benim aracı alın, inşaata gidip senet işini halledin, oradan alışverişinizi yapın. Ben sanayideki ustama bunu yaptırtırım."
Araca binip inşaata gittik. Müteahhit örnek dairede bizi bekliyordu, senetleri imzaladık. Necla ile önce eve baktık, neredeyse bitmek üzereydi. Alt kattaki dükkanları gezdik, bayağı genişti dükkanlar; alt katta da aynı genişlikte depoları vardı. Karşıda yapılan araştırma hastanesi inşaatı da çok hızlı şekilde ilerliyordu. Necla gülerek:
— Abiden çim biçme ile hortum da isteseydik, hahaha, dedi.
— Yok daha neler Necla, adam o kadar iyilik yaptı. Güzel bir mangal yaparız artık, mezeli rakılı.
— Yaparız kocam, ben şakasına takılıyorum.
Marketten evin eksik gediğini aldık. Oradan cadde kenarında çim makinesi onaran servise girdik; elden geçirilmiş elektrikli bir makineyi çok ucuza aldık. Sağ olsun adam yirmi metrelik kabloyu da hediye etti yanında. Çimleri sulayacak hortumu da yanındaki hırdavatçıdan alıp tekrar abinin ofisine uğradık. Kapının önünde arabanın tamponu fıstık gibi yapılmış duruyordu. Eşyaları bizim araca taşıyıp abiyle vedalaştık. Her ne kadar sıcağa çıkmasak da dışarısı yine kavuruyordu.
Eve geldiğimizde yeni garaja girdi Necla arabayla. Bagajı açıp kızların da yardımıyla taşıdık eşyaları. Çim biçme ile hortumu arka bahçeye koyduk, kablo çok rahat yetişecekti prizlere. Hortumu duvardaki çeşmeye aparatla güzelce taktım, terası yıkamaya başladım. Suyu kapattığımda sanki az önce sulamamışım gibi beton eski haline döndü. Kızlar tüm kapı pencereleri kapatmış, mutfaktaki klimanın altında çay içiyorlardı. Necla ödeme planını çıkarıp "kiralar + maaş" diye başladı hesap yapmaya. Ev ve dükkanlarda taksit miktarı azalmış, vade uzamıştı ve üstüne üstlük vade farkı da alınmamıştı; dün malzeme parası diye ayırdığımız para da ortak hesapta kalmıştı. Kadın kafasında nasıl hesap yapıyorsa artık, gözünün birinde dolar, birinde euro işareti gördüm sanki ama yemin et desen edemem yani.
Akşam yemekten sonra çay içtik, biraz sohbet ettik. Kızlar müsaade isteyip yukarı yatak odasına çıktılar. Hava serinleyince aşağı kamelyaya inecektik. Aklıma uzatma kablosu geldi; kamelyada ışık yoktu. Dışarı çıkıp kabloyu aşağıya saldığımda yetip artmıştı bile. Evi temizlerken merdiven boşluğunda asma bir duy ve ampul görmüştüm; onları bulup ucuna erkek bir priz taktım ve kamelyanın tavanına gelecek şekilde astım. Yukarı çıkıp prizi taktığımda kamelyada ışık yanıyordu. Sivrisinek için yine merdiven altında arkadaşımdan kalan, yaktığında duman çıkaran yuvarlak şeritler vardı beş altı tane, onlardan yakacaktım. İçimden, "Ulan İlyas, bütün işlerin denk geliyor, yoluna hep doğru insanlar çıkıyor, bu dünyada başka ne isteyebilirsin ki?" diye düşündüm. Demek ki Tanrı'nın sevdiği kuluydum herhalde.
Kızlar aşağıya indiklerinde yine nutkum tutuldu. Üçünün de üstünde mini bir elbise, hafif makyaj, yine aynı çiçek kokusu. "Ulan," dedim içimden, "Daha sabah çıktım hastaneden, yine üçlü mü saldıracaklar bana?" Necla bir adım öne çıkarak hafifçe gülümsedi:
— İlyas'ım, erkeğimiz, kocamız. Dün geceki olaydan sonra senin hayatımızdaki önemini bir kere daha beraberce sorguladık. Sen olmazsan biz bir hiçiz. Sen bu hayatı bize tekrar sevdiren, ayrım yapmayan ve tek kalbine hepimizi sığdıran koca yürekli bir adamsın. O yüzden Cahide'yle seni resmi nikahla evlendirip karı koca yapacağız. Cahide okulunu bitirip çarşıdaki eczanenin başına geçince istediğiniz kadar çocuk yapabilirsiniz; ben ve Yeşim ömrümüzün yettiği kadar çocuklarınıza bakmaya yemin ettik. Kızımın bekaretini ister nikah kıyıldığı gece, isterseniz okulu bitirip işine başladığı hafta bozabilirsin; bu kararı ikiniz vereceksiniz, anladın mı İlyas'ım?
Necla'nın suratına aval aval bakıyordum. Cahide yanıma gelerek kalçama çimdik attı gülerek:
— Anne bu şoka girdi, oturtalım koltuğa yine bayılmasın.
Üçlü çekyata oturduğumda beynim durmuştu sanki. Kendime geldiğimde:
— Nasıl yani Necla, sen kızını bana mı veriyorsun? Daha ben istemedim bile, dedim.
— İsteme işi yalandan aramızda olacak ama resmi nikah muhakkak kıyılacak. Düğün müğün de yapmayacağız; belediye nikah salonunda nikah, evde de rakılı mezeli eğlence.
— Bir şey soracağım Necla, bütün bunları planlamıştın değilmi?
— Evet İlyas, Yeşim de biliyordu ama dün gece yaşananlardan sonra Cahide de plana dahil oldu, hem de canı gönülden. Ayrıca sıra olayı devam edecek, seni sağlığından edecek hiçbir şey yapmayacağız.
— Peki bu nikah işi ne zaman olacak?
— Cahide'nin yatay geçiş sınavı belli olsun, ondan sonra yaparız. Hadi şimdi aşağı kamelyaya inelim.
Aşağıya kumsala indiğimizde hava serinlemişti. Kamelyada ışık yanıyor, sivrisinek kovucu da dumanını tüttürüyordu. Güzel bir sohbet eşliğinde sigara içiyorduk. Dünkü yorgunluktan sonra herkesin kafasında tek bir düşünce vardı, o da uyumak!
.
Posted Jun 27, 2026, 7:37 AM UTC