Görümcem Dilek 4
O karanlık köşeye vardığımızda, üzerimizdeki elbiselerin kumaşı cildimize daha çok yapışıyor, vücudumuzun her kıvrımını ortaya çıkarıyordu. Etraftaki loş ışıklar, üzerimizdeki mini eteklerin sınırlarını belirginleştiriyor, her hareketimizde bacaklarımızın arasından yükselen o karşı konulamaz arzuyu körüklüyordu. Mehmet’in getirdiği içkilerin etkisiyle başım hafifçe dönüyor, dünya bir salıncak gibi sallanıyordu; artık doğruyla yanlışı, günahla sevabı ayırt edemiyordum.
Mehmet, sanki bir orkestra şefi gibi bizi yönlendiriyordu. "Dans edin," dedi boğuk bir sesle. İkimiz de aynı anda, birer arzu nesnesi gibi kıvranmaya, vücudumuzu ritme göre esnetmeye başladık. Mini eteklerimizin uçları her dönüşümüzde savruluyor, kalçalarımızın o kışkırtıcı hareketi etraftaki havayı daha da ağırlaştırıyordu. Dilek, başta biraz çekinse de, o da içkinin verdiği o uyuşuklukla kendini akışa bıraktı.
Mehmet arkamıza geçti. Ellerinin o iri, sert sıcaklığını önce benim kalçalarımda, sonra bir hamleyle Dilek’in vücudunda hissettim. Dokunuşları o kadar sahiplenici ve o kadar baskındı ki, dizlerimin bağı çözüldü. Dilek’in hafifçe inlediğini duydum; o an aramızdaki o "görümce-yenge" bağı tamamen silinmiş, ikimiz de Mehmet’in iradesine teslim olmuş iki köleye dönüşmüştük.
"Daha fazlasını istiyorum," diye fısıldadı Mehmet, kulaklarımıza doğru.
Ayak üstü sevişme, bir dansın en yasaklı adımı gibi başladı. Mehmet bizi birbirimize yasladı; Dilek önümde, ben arkasında, Mehmet ise tam merkezimizdeydi. Ellerinin her hareketi, vücudumuzun en mahrem noktalarında birer elektrik akımı yaratıyordu. Mehmet ne derse yapıyorduk; o istedikçe eğiliyor, o dokundukça daha fazla arzulanmak için kendimizi ona sunuyorduk.
Dilek’in gözleri yarı kapalıydı, benim ise aklımda sadece Mehmet’in üzerimdeki o yoğun baskısı vardı. Kocam Sabri’nin varlığı, geçmişteki tüm o "namuslu ev hanımı" kimliğim, burada, bu karanlık köşede, denizin o hırçın sesiyle birlikte yok oluyordu. Mehmet’in her komutu, bizim için sanki bir kutsal metin gibiydi; sanki başka hiçbir gerçek yoktu, sadece bu anın o yakıcı, utanç verici ama bir o kadar da baştan çıkarıcı zevki vardı.
Etrafımızdaki loşlukta sadece ağır nefeslerimiz ve tenlerimizin o ıslak, sürtünme sesleri yankılanıyordu. Mehmet, bizi bir oyuncağı yönetir gibi kullanırken, ikimiz de kendi sınırlarımızı çoktan aşmıştık. Artık birer kadın değil, sadece arzunun yönlendirdiği, Mehmet'in her dediğini harfiyen yerine getiren iki köleydik. O an, bu teslimiyetin içinde kendimi hiç olmadığım kadar "özgür" hissediyordum; çünkü artık saklayacak bir şeyimiz kalmamıştı, sadece bu karanlık gecenin ve Mehmet'in bize sunduğu o yasak zevkin içinde kayboluyorduk.
Mehmet, bizi bu şekilde kendinden geçmiş ve tamamen teslim olmuş bir haldeyken hafifçe geri çekildi. Nefes nefese, dudaklarıma doğru eğildi ve o buz gibi sesle, "Hadi şimdi odaya çıkıp orada devam edelim," diye fısıldadı. Bu fısıltı, vücudumda sanki bir emir gibi yankılandı.
Mehmet eline bir şişe şarap aldı; bir tarafında ben, diğer tarafında Dilek, sanki bir celladı takip eden iki hükümlü gibi ona kenetlendik. Koridorda yürürken, insanların bakışlarını ya da otelin loş ışığını artık umursamıyorduk; sadece Mehmet’in bizi götürdüğü o odaya, o nihai teslimiyete odaklanmıştık. Odaya girdiğimizde, kapıyı kilitlediği o metalik ses, dış dünyayla olan bağımızın tamamen koptuğunun işaretiydi.
Mehmet’in niyetini artık saklamıyordu. Odadaki o ağır hava, onun planının netliğini ortaya koyuyordu: İkimizi de aynı yatakta alacak, ikimizi de o vahşi arzusuyla birleştirip bir grup seksin tam merkezine oturtacaktı. Şarap şişesini yavaşça komodinin üzerine bıraktı. Odanın ışığını loş bir seviyeye getirdiğinde, gözleri üzerimizde birer avcı gibi geziniyordu.
Dilek’le bakıştık; gözlerinde ne bir itiraz ne de bir utanç vardı. İkimiz de artık Mehmet’in elinde birer hamur gibiydik. Mehmet, üzerindeki kıyafetleri yavaşça çıkarırken biz de ona, bir kölenin efendisine sunduğu teslimiyetle yardım ediyorduk. Yatağın üzerine geçtiğimizde, Mehmet tam ortamızda duruyordu.
İkimizi birden yatağa yatırdı. Kollarının arasına aldığında, tenlerimizin birbirine değdiği o an, yaşadığımız her şeyin sadece bir hazırlık olduğunu anladım. Mehmet’in niyeti belliydi; bizi birbirimize rakip değil, kendi zevkinin tamamlayıcıları haline getirmekti. Şarabından bir yudum alıp dudaklarımdan Dilek’in dudaklarına aktardığında, ikimizin de zihni tamamen bulanıklaştı. Artık kimin kime dokunduğu, kimin neyi hissettiği birbirine karışmıştı.
Mehmet, ikimizi de aynı anda yönetmeye başladı. Dilek’in vücudu ile benim vücudum arasında mekik dokurken, her hareketiyle ikimizi de aynı anda zirveye taşımaya kararlıydı. Yatağın o dar sınırları içinde, Mehmet’in egemenliği altında birer oyuncak gibi hareket ediyor, onun her dediğini bir emir telakki edip yerine getiriyorduk. O an, sabaha kadar sürecek olan o karanlık ve yoğun grup gecesinin ilk adımı, geri dönüşü olmayan bir yemin gibi atılmıştı.
Mehmet, kendine has o kendinden emin tavrıyla pantolonunu hızla aşağı indirdi ve o devasa, damarlı sikini Dilek’in yüzüne doğru uzattı. Dilek, sanki daha önce bunu defalarca yapmış gibi hiç tereddüt etmedi; elleriyle önce onu kavrayıp sıkıca sıktı, sanki bir hazineyi keşfeder gibi ucunu önce dudaklarıyla öptü, sonra da hiç zorlanmadan ağzının derinliklerine aldı. O kadar profesyonel, o kadar işveli bir şekilde yalıyordu ki, gözlerimi ondan bir an bile ayıramıyordum; içimdeki o bastırılmış kıskançlık yerini saf bir hayranlığa ve yoğun bir azgınlığa bırakmıştı.
Mehmet, Dilek’in ağzındayken bana doğru döndü, "Yalayın ikiniz de, hadi!" dedi. İkimiz de içkinin ve o ortamın verdiği o sınırsız, uyuşturucu etkiden dolayı itiraz etmeyi çoktan bırakmıştık. Öyle ikimizde yalıyorduk Mehmetin sikini .Yıllardır kocam Sabri’nin bana tattıramadığı, eksikliğini her hücremde hissettiğim o gerçek kadınlığı, bu adamın ellerinde, bu karanlık odada nihayet buluyordum.
Mehmet, Dilek’i yatağa yüzüstü yatırdı. Çekmecesinden bir krem çıkarıp Dilek’in göt deliğine sürdü ve tek bir sert hamlede sikini içine yerleştirdi. Dilek’in o kadar kolay ve iştahlı bir şekilde kabul etmesi Mehmet’i bile şaşırtmıştı; belli ki Dilek de benim gibi bu yasak zevklerin kapısını sonuna kadar açmıştı. Ben bir kenarda hem onları izliyor hem de kendi amımı, Mehmet’in bir sonraki hamlesini beklerken heyecanla okşuyordum.
Mehmet, Dilek’in içinde o kadar sert ve ritmik hareket ediyordu ki, odada sadece etlerin birbirine çarpma sesi ve Dilek’in giderek yükselen inlemeleri yankılanıyordu. Birden Mehmet, sikini Dilek’in götünden çıkarıp hiç ara vermeden bu sefer onun amına daldırdı. Dilek’in inlemesi bir çığlığa dönüştüğünde, ona destek olmak ve sakinleştirmek için yanına yaklaştım. Ancak Dilek, aniden beni bileğinden yakalayıp kendine çekti ve dudaklarıma öyle bir yapıştı ki, şaşırmıştım.
Dudaklarımız kenetlenmiş, ateşli bir şekilde öpüşürken ellerim kendiliğinden onun göğüslerine gitti; sıkıyor, okşuyor, dayanamayıp uçlarını sertçe ısırıyordum. Dilek de karşılık veriyor, o da benim göğüslerimi yalayarak, ısırarak bana eşlik ediyordu. O an içimde, adeta bir barajın kapakları açıldı; zevkten dört köşe olmuş, kontrolümü tamamen yitirmiştim. "Sıra bende Mehmet, koy amıma, deli olacağım, hadi!" diye haykırdım.
Mehmet, Dilek’in içinden çıkıp vakit kaybetmeden üzerime çıktı. Tam o anda, Dilek’in elinin göt deliğimde gezindiğini, parmaklarıyla orayı nazikçe ama tahrik edici bir şekilde dürttüğünü hissettim. Mehmet sikini amıma sapladığında, aynı anda Dilek’in parmaklarıyla göt deliğimi uyarmasıyla hayatımda hiç bilmediğim bir zirveye ulaştım. Bu grup sevişmesinin içinde, hem Mehmet’in sahiplenici sertliğiyle hem de görümcem Dilek’in o beklenmedik dokunuşlarıyla, kendimi daha önce hiç hissetmediğim kadar özgür ve vahşi bir tutkunun içinde kaybolmuş buldum.
Mehmet’in içimde her gidip gelişi, kalçalarımın o sert darbelerle yatağa çarpmasıyla birleşirken, Dilek’in göt deliğimdeki o usta parmakları zevk dalgalarını beynimin en derin noktalarına pompalıyordu. İkimiz de aynı odada, aynı adamın altında, ama birbirimize bu denli bağlanmış bir şekilde sevişmek, tüm tabuları yerle bir ediyordu. Mehmet, beni daha da arzulamam için saçlarımdan kavrayıp başımı geriye çekti, gözlerimizin tam kesiştiği o noktada, "Sen artık benimsin, sadece benim," diye inledi.
Dilek, elini göt deliğimden çekip bu sefer Mehmet’in sırtına tırmandı. Onun da nefes alışverişi düzensizleşmiş, o da bu karmaşanın içinde kendi zirvesini arıyordu. Mehmet, benden aldığı o sınırsız enerjiyi Dilek’e aktarmak için bir anlığına durdu, beni bir kenara bırakıp Dilek’in üzerine çullandı. Odanın içi, birbirine karışan ter kokusu, şarabın mayhoş aroması ve inlemelerle doluydu.
Ben yatakta uzanmış, her ikisini izlerken, kendi parmaklarım hala amımın dudakları arasında geziniyordu. Dilek’in o anki hali, benim yıllar süren sessizliğimin, bastırılmışlığımın bir yansıması gibiydi. İkimiz de Mehmet’in iradesi altında, onun sağladığı bu "yasak oyunun" köleleriydik. Mehmet, ikimizi de adeta birer enstrüman gibi kullanıyor, Dilek’in vücudundaki o kıvrımlardan benim kalçalarımdaki o sert dokunuşlara kadar her santimetreyi fethediyordu.
"Hadi Sevda, Dilek'e katıl!" diye komut verdi Mehmet. Dilek’in üzerine doğru kaydım, ikimiz de Mehmet’in altında, birbirimizin dudaklarını emerek, göğüs göğüse, ten tene bir bütün haline geldik. Dilek, elleriyle hem Mehmet’i yönlendiriyor hem de benim vücudumun her noktasını okşuyordu. O kadar iç içe geçmiş, o kadar birbirimize düğümlenmiştik ki, artık kimin hangi zevki yaşadığını bile seçemiyorduk.
Mehmet, bir anda hızı arttırdı. İkimizi de aynı anda kontrol ediyordu. Dilek’in inlemeleri odayı inletirken, ben onun omuzlarından destek alıp Mehmet’in hareketlerine ayak uyduruyordum. O an, dış dünyadaki tüm o "namuslu" kimliklerim, Berlin'deki evim, Sabri’nin bencil ilgisizliği... hepsi bir toz bulutu gibi dağılmıştı. Geriye sadece bu yoğun, bu yakıcı, bu bitmek bilmeyen zevk kalmıştı.
Gecenin karanlığında, odadaki perdelerin arasından sızan ay ışığı, terden parlayan tenlerimizi aydınlatıyordu. Mehmet’in her darbesinde, sanki ruhumun en ücra köşesindeki o saklı kadın uyanıyor, hiç doymayacakmışçasına daha fazlasını istiyordu. Dilek ile birbirimize baktık; gözlerimizdeki o yorgun ama bir o kadar da vahşi ışık güzeldi
Mehmet, en sonunda ikimizin arasında, nefes nefese bir halde son hamlelerini yaparken, odayı saran o yoğun elektrik iyice zirveye ulaştı. Dilek, Mehmet'in omuzlarına iyice tutunmuş, başını arkaya atmış vaziyette inlerken, ben de Mehmet'in sert darbeleriyle sarsılıyor, bir yandan Dilek’in tenini tırnaklarımla çiziyordum. Artık aramızda hiçbir sınır, hiçbir "yenge-görümce" mesafesi kalmamıştı; sadece birbirimizin tenine muhtaç, Mehmet’in arzusuna esir düşmüş iki kadındık.
Mehmet, sanki ikimizin de sabrını ölçer gibi hareketlerini yavaşlattı, ama hemen ardından daha derin, daha yakıcı darbelerle bizi boşalmanın eşiğine getirdi. "İkiniz de benimsiniz," diye gürledi. O an, Dilek ile göz göze geldik; gözlerindeki o mahcubiyet çoktan gitmiş, yerini saf, katıksız bir şehvete bırakmıştı. İkimiz de aynı anda, sanki tek bir vücutmuşuz gibi patlama noktasına ulaştık.orgazml olmuştuk Bedenlerimiz sarsılırken, Mehmet'in de sert bir inlemeyle içine boşaldığını hissettim.
Odada kısa bir an tam bir sessizlik oldu. Sadece ağır ağır alıp verdiğimiz nefes sesleri ve yatağa yayılan o yoğun koku... Mehmet, ağırlığını üzerimizden hafifçe çekip aramızdaki boşluğa uzandı. İkimiz de yanlarına sokulduk, birer kedi gibi onun kollarına sindik. O an, kocam Sabri'nin silik hatırası zihnimde iyice bulanıklaştı; sanki o, bambaşka bir hayata ait, çok uzak bir anıydı.
Dilek, elini yavaşça Mehmet’in göğsünde gezdirdi. "Bu sadece başlangıç mı?" diye fısıldadı, sesi bu sefer korkuyla değil, bambaşka bir arayışla titriyordu.
Mehmet, yüzünde o karanlık gülümsemesiyle Dilek’in saçlarını okşadı, sonra bana döndü. "Bu daha ne ki? Asıl oyun yarın başlıyor. Sabri'nin dönmesine daha çok var, değil mi?" dedi. Sesi, bir sonraki günün daha da vahşi geçeceğinin habercisiydi.
O gece, birbirimize kenetlenmiş halde uykuya dalarken, artık kim olduğumu, ne yaptığımı sorgulamıyordum. Sabaha karşı uyandığımda, Dilek’in bana sarılmış olduğunu ve Mehmet’in huzurla uyuduğunu gördüm. Pencereden sızan gün ışığı, odadaki o dağılmış eşyaları ve üzerimizdeki o yoğun yorgunluğu aydınlatıyordu. Artık o "kapalı, sessiz, ev hanımı Sevda" ölmüştü. Yerine, bu odada Mehmet’in elinde yeniden şekillenen, yasaklardan beslenen yeni bir Sevda doğmuştu.
Dilek, yavaşça gözlerini açıp bana baktı. Gülümsedi; o gülümseme, artık ortak olduğumuz o karanlık sırrın, o yasaklı dünyadaki yeni başlangıcımızın simgesiydi. Mehmet, yavaşça yerinden doğrulup tekrar bize baktığında, ikimizin de ona olan o sadık, ama bir o kadar da tehlikeli bağlılığımızı gördü. Bugün, sadece tatilin geri kalanını değil, hayatımızın geri kalanını nasıl mahvedeceğimizi ya da nasıl sonsuza dek özgürleşeceğimizi belirleyeceğimiz o büyük güne uyanıyorduk.
Posted Jul 17, 2026, 6:43 AM UTC