Yarak Aşığı Kocam - 3

NSFW𝐴𝐿𝐷𝐴𝑇𝑀𝐴 𝑉𝐸 𝐶𝑈𝐶𝐾𝑂𝐿𝐷

3

Neredeyse öğlen olmuştu uyandığımda, ama Nesrin hâlâ yatıyordu. Ben kahvaltı hazırladım. Bir de çay demledikten sonra Nesrin uyandı, 

"Günaydın" dedi. Ben de ona, 

"Günaydın canım, nasıl uyudun?" 

"Harika," dedi. "Böyle uyumayı unutmuşum." 

"Güzel, sevindim. Hadi gel kahvaltı yapalım sonra da çarşıya inelim." 

Çarşıya indik Nesrin'le. Giyimlere bakıyordu; ama tarzı olmayan giysilere benim tarzım daha farklı diye yorum yapıyordu. 

''Ne o Nesrin, sen böyle giyinmez miydin?" 

"Artık giyineceğim," dedi. 

"Peki öğle olsun," dedim. 

Biraz para harcadı, güzel şeyler aldı. Bir de iç çamaşırları aldı, benim giydiğim cinsten; benim hoşuma gitti tabii ki. Demek ki ben kadınları bile etkilemişim giyimimle. Sonra da benim kuaför arkadaşım var, oraya götürüp bir bakım yaptık Nesrin'e; bayağı değişmişti. Makyaj malzemesi falan derken güzel de para harcamış oldu. Eve gidip aldıklarını tek tek denemeye başladı; harika duruyordu üzerinde. Bacaklar dolgun olunca bir de kalça biraz büyük olunca kadının seksiliği ortaya çıkıyor. Kadını sexy yapan bunlar zaten; bir de memeleri eğer biraz büyük olursa, Nesrin'de neredeyse hepsi vardı. Bende de var tabii ki. Bir de kendine iki adet bikini aldı; bende olduğu için almadım. Onları da denemişti. Baktım ki Nesrin'in amındaki kıllar normal kesilmişti, kıllar biraz büyümüş. 

"Gel," dedim, "seni güzel traş edeyim." 

Nesrin'i banyoya götürüp amının kıllarına şekil verdim; ama çok yakıştı. Birçok erkek hafif kıllı amlardan hoşlanır; şekil verdiğin zaman da daha çok azdırır. Her şey tamamdı. 

"Seni görecek erkek kesinlikle sana bir daha bakacak," dedim. "Belki sana laf atacak." 

"Yapma Filiz, ben o kadar güzel değilim ki." 

"Güzellik kalptedir canım, bunu unutma. Bir de sen güzelsin, kendine haksızlık etme sakin. Hele vücut hatların çok güzel, neredeyse mükemmele yakın. Baksana şu kalçaya; dar etek giydiğinde kalçan ortaya çıkacak şimdi ki gibi. Bak aynaya Nesrin." Bakınca, 

"Ayy Filiz, gerçekten büyük kalçam var," dedi. 

"Fazla değil canım ama seksi kalçan var; erkeklerin çoğu bayılır böyle kalçaya." 

"Peki," dedi, "bundan sonra hep böyle giyineceğim senin gibi."

"Teşekkür ederim canım, gururum okşandı." 

"Bir şey değil Filiz, ben sana hep imrenmiştim; senin gibi giyinmeyi çok istiyordum ama kocam olacak serefsiz müsaade etmiyordu. Ama şimdi her ne istersem giyineceğim artık. Hadi şimdi yavaş yavaş neler götüreceğimize bakalım." 

Birçok şey hazırladık; ama akşam olmuştu. Kocam geldiğinde neredeyse Nesrin'i tanıyamadı; öyle acaip acaip baktı. 

"Ne oldu Cengiz?" 

"Nesrin çok değişmiş," dedi. 

"Evet değişti, ama sence nasıl olmuş?" 

"Bence harika, aynı senin gibi olmuş. Ama üstündeki giysiler çok yakışmış," dedi. 

"Gerçekten mi Cengiz?" 

"Evet Nesrin, sana hayran kaldım; şu anda seni öpebilirim."

 "Teşekkür ederim Cengiz ama yine de öpebilirsin." 

Kocam Nesrin'i öptü, sonra da kalçasını avuçladı. Yemeğimizi de yedikten sonra oturduk. 

"Cengiz ben her şeyi hazırladım, senin başka götürmek istediğin şeyler var mı?" 

"Sanırım fazla eşya taşımamıza gerek yok," dedi, "çünkü orada giyinmeyeceğiz, sadece yemek yiyip duş alacağız. Yani fazla giyim almayalım bence." 

"Haklısın galiba, ama mutfak eşyası almamız lâzım. Yine de Wolfiye sormamız lâzım; belki onların kamp eşyaları içinde mevcuttur." 

"Aynen, önce senin Wolfine bir sor," dedi. 

"Cengiz, ne demek senin Wolfi?" 

"Hayatım kaç aydır beraber seks yapmıyor muyuz?" 

"Evet yapıyoruz." 

"O halde 'senin Wolfi' dememe kızmaman lâzım." 

"Kızmıyorum canım, sadece ilk defa dediğin için bu tuhafıma gitti.'' 

''Zaten ilk başlarda bana 'iki kocam var' demedin mi?" 

"Evet dedim, ben sevinmiştim ama. Böyle bir şey diyeceksen ya her zaman diyeceksin ya da demeyeceksin." 

"Tamam Filiz, nasıl istersen canım, yeter ki sinirlenme." Ben bir anda bir kahkaha bastım. "Şimdi ne oldu?" 

"Yok bir şey, ben seninle şaka yapayım dedim. Elbette her ne zaman istersen diyebilirsin canım kocacığım. Sende olmasan bu güzellikleri yaşayamazdım. Seni seviyorum Cengiz'im benim." 

"Ben de seni seviyorum Filiz'im benim." 

''Bu da senin Nesrin'in dün siktiğine göre,'' Nesrin'de kızardı. "Şakalaşıyoruz canım benim, utanma, sorun yok. Ama sanırım aramızda gizli şeyler kalmadı; beraberce seks yaptık ve sanırım daha birçok kez yapacağız.'' 

"Buradan çıkmadığı sürece sorun değil," dedi.

"Çıkmaz canım, merak etme. Wolfiden zaten çıkmaz." 

Yemeklerimizi bitirdikten sonra biraz daha oturup çene çaldık; her konudan konuştuk. Ertesi gün Wolfiyi aradım, neler getirebileceğimizi sordum. O da bana, 

"Amlarınızı getirin yeter," dedi. 

"Domuz!'' dedim, şakaydı tabii ki.

"Bir şey getirmeyin Filiz," dedi, "giyecek zaten lazım olmayacak. Ondan sonra eğer bir şey lazım olursa zaten marketten alırız." 

"Mantıklı, tamam o zaman. Sadece kadınlara özel şeyler almamız gerekir." 

Biz de Nesrin'le bunu yaptık. İki gün kalmıştı; bize heyecan basmıştı; ne de olsa ilk defa gidecektik. Ama hoşumuza giderse her zaman gideriz. Nesrin bana, 

"Filiz Türkiye'ye gitmek istemiyor musun?" 

"Evet aslında gitmeliyim, ailemi özlemişim, ama dönüşte giderim belki; hem biletler daha ucuz olur." 

"Evet haklısın.'' 

''Seni de beraber götürebilirim istersen." 

"Bakarız," dedi, "hele burayı atlatalım, hayırlısıyla, gerisini sonra düşünürüz." 

"Tamam ben bu akşam Cengiz'le konuşurum; bakalım ne diyecek." 

Gitmeden bir gün önce Wolfi'nin kız arkadaşı geldi; Wolfi beni arayarak söyledi, sonra da akşam bizi tanıştırmak için davet etti. "Tamam," dedik. Kocam gelince Wolfi'nin yanına gittik. İçeri girdiğimizde kız arkadaşı oradaydı. Sarışın çok tatlı bir kadındı; henüz 30'lu yaşlarında sanırım. Bu arada ben Wolfi'nin yaşını, şeklini, şemasını söylememiştim. Wolfi 35 yaşlarında bir adam; uzun boylu, yakışıklı biri; ne şişman ne de zayıf. Kız arkadaşı da sarışın; o da biraz uzun; vücut olarak da bize benziyordu; yani kalçası dolgun, memeleri normal büyüklükte; balık etli biri; adı Monika. Tanıştıktan sonra hemen kaynaştık. Bu arada Wolfi, Nesrin'i görünce önce tanıyamadı. 

"Bu Nesrin değil mi?" diye sordu. 

"Evet," dedim. 

"Aman Tanrım, ne kadar da değişmiş," dedi.

"Beğendin mi?

''Hem de nasıl!"  

Wolfin'in bu şaşkınlığı, Nesrin'i daha çok mutlu etmişti. Sonra neler yapabileceğimizi falan sorduk. Onlar tecrübeli oldukları için bize olacakları izah ediyorlardı. Monika'nın şaşırdığı şey, "Siz Türkler böyle yerlere gider mi?" diye sormasıydı. "Mutlaka gidenler vardır, veya sizin dikkatlerinizden kaçmış olabilir," dedim. Ama tabii ki gidenler çok azınlıkta olmalı; yoksa belli ederlerdi. Güzel bir akşam geçirdik, Wolfi de.

Daha sonra eve gittik. Erken yatmamız lazımdı, ama yine de Nesrin'le oturup heyecanımızı yenmek için başka konulardan konuştuk. En sonunda yatağa geçmiştik; kocam çoktan uyumuştu. Sabah kalktığımızda neredeyse gitmek için hazırdık ama kahvaltı yapmadan olmazdı. Bunu da hallettikten sonra karavana her şeyi yükledik. Öğlene doğru yola koyulduk. Birçok yerde mola verdik; malumunuz kadınlar tuvalete çok gittikleri için birçok kez durmak zorunda kaldık. Bazen şoförler değişiyordu, arkada oturanlar şakalar yapıyordu, şarkılar söylüyordu. Monika sıcak kanlı biriydi, bizimle çok çabuk kaynaştı; hatta hemen samimi oldu. Bu da bizi sevindirmişti. 

Neredeyse 10 saat geçmişti, akşam oldu; biz hâlâ yoldaydık. Wolfi'ye soruyoruz, "Az kaldı" diyor bize, ama yol bitmiyordu. En sonunda yol bitmişti. Vardıktan sonra oradaki görevli bizi bize ayrılan yere götürdü. Biz de orada karavanı park ettik, ama yorgunduk; bir de akşam olduğundan bir şey yapamazdık. En iyisi uyumaktı. Kimisi uyku tutkumuna girip yattı, kimisi de karavanda uyudu. Velhasıl sabah olmuştu. Biz karavanı daha düzgün bir şekilde park ettik, sonra da çadırı kurduk. Bize yardım edenler de vardı. Monika'yla birlikte kahve yaptık; işimiz neredeyse iki saat sürmüştü, ama başarmıştık. Etraf çıplak insanlarla dolmaya başladı, ama biz hâlâ giyinmiştik. İşimiz bittikten sonra karavanın içine girip soyunduk; Wolfi ile Monika çıktılar.

Bizim cesaretimiz yoktu. Monika, 

"Hadi gelin artık," diyordu. Biz çekiniyorduk. Sonra Monika içeri girip, 

"Utanmayın," dedi. "Size kimse bakmaz; bakın pencereden, herkes çıplak değil mi? Kadın erkek hepsi aynı." 

"Öyle de ben sonuçta çıkacağım; ha şimdi ha sonra," dedim. Cengiz'e çıkmasını söyledim; zor da olsa çıktı. Sonra Nesrin'e, "Hadi biz beraber çıkalım, tamam mı?" 

"Tamam Filiz,'' dedi. 

Beraber çıkarken bir elimiz göğüslerimizde, bir elimiz de amımızdaydı, güya kapatıyorduk. Dışarı çıkmıştık ama ellerimiz, Havva'nın yaprakla kapattığı gibi, biz de ellerimizle kapatmışız. Monika gülüyordu, Wolfi de öyle. Etrafa bakıyoruz; kimse bakmıyor, herkes malını ortaya koymuştu. Bizde ne özellik var acaba? Sonra ben ellerimi indirdim: "Artık kim görürse görsün," dedim. Nesrin de benim peşimden geldi, yani indirdi. Böylece ilk kez dünyâ alemde çıplak olarak duruyordum; "anadan doğma" derler ya işte böyle bir şeydi. Yavaş yavaş alışmaya başlamıştık. Biraz oturup kahve içtikten sonra Monika, "Birazdan gider gezeriz," dedi. "Tamam," dedik. Bu seferlik de bu kadar; asıl macera şimdi başlıyordu.

İlk defa bu kadar insanın içinde çıplak haldeydim, Nesrin de öğle, ama buna da alışmak gerekiyordu. Sonuçta yalnız değiliz; burada insan kaynıyordu. Genç yaşlı herkes çıplaktı. Kimisi gölde yüzüyordu, kimisi de dolaşıyordu, kimisi de grup halinde oturup sohbet ediyorlardı. Birçoğu çimlerin üzerinde uzanmış güneşleniyordu. Biz de alışma aşamasındaydık. Kahvelerimizi içtikten sonra Monika, alışık olduğundan gayet rahat bir şekilde davranıyordu. "Hadi gidip etrafı dolaşalım" dedi. 

Kalkıp beraberce dolaşmaya çıktık. Sadece kadınlar erkekler oturup sohbete devam ettiler. Nesrin etrafa bakıp bana, ''Filiz, şu sallanan aletlere bak" diyordu. 

"Görüyorum, Nesrin," Monika bize, 

"Nasıl rahatmışsınız?" diye sordu. 

"Biraz daha rahattık" dedim. 

"Güzel.'' 

Ormanın içine girdiğimizde herkes gezmeye çıkmıştı. Yalnız gezen erkeklerin bize dikkatlice bakması hoşuma gidiyordu. O kadar çok vardı ki 'seç beğen al' gibi, sanki pazardan meyve seçiyor gibiydik. Hoşumuza gidenlere gülümsüyorduk. Monika gayet rahattı, ama bizde neredeyse alışmıştık. Güzel bir ortama benziyordu. Monika bize, 

''Bazen akşamları burada canlı müzik oluyor dedi." 

"Güzel, o zaman gelir eğleniriz" dedim. 

"Evet, biz her zaman geliyoruz Wolfgang'la.Hoşlandığım biri çıkarsa onunla önce flört ediyorum; ısınırsam da gidip kuytu bir yerde sex yapıyorum." 

"Wolfgang sana bir şey demiyor mu yani?" 

"Burada olduğumuz sürece herkes ne isterse onu yapar" dedi. "Ne ben ona karışırım ne de o bana." 

"Harika. Ben de kocamla böyle anlaştım. Ben de hoşuma giden birini bulsam ben de sex yapacağım" dedim. Monika gülerek, 

"Doğrusu da budur" dedi.

Göl büyük bir alanı kaplıyordu. Çadırlar kurulmuş, etraf insan kaynıyordu. Ben yanımızdan, önümüzden geçen erkeklerin önce önlerindeki sarkan aletlerine bakıyordum. Bir çoğu hoşuma gidiyordu. Hele bir de gençlerin bazılarında büyükçe yarraklarını görmek delirtiyordu beni. Ama herhangi birine "yarrak hoşuma gidiyor, gel beni sik" diyemem ki, veya herhangi biriyle sex yapma gibi bir niyetimde yok. Eğer çekici olursa yapardım, yoksa yapmam. Nasıl olsa daha bugün birinci gün; ilerdeki günlerde göreceğiz nasıl olacağını. 

Bayağı dolaşmıştık. Yanımızdan geçen neredeyse her erkek bize bakıp bir şeyler mırıltılıyordu. İki orta yaşlı adam karşıdan geliyordu. Yanımıza yaklaşıp durdular, bize bakıp, 

"Merhaba" dediler. Biz de merhaba dedik. "Ne kadar da güzel kadınlarsınız böyle." 

"Teşekkür ederiz.Siz de yakışıklısınız" dedik. Onlar da teşekkür ettiler. 

"Eğer müsaitseniz sizinle bir şeyler içmek isteriz. Az ilerde bir büfe var, oturup sizinle tanışmak istiyoruz" dediler. 

"Monika olabilir" dedi. Bize baktı, 

"Filiz, eğer isterseniz gidip biraz laflarız; ama istemiyorsanız boş ver" dedi. Nesrine sordum, 

"Sen bilirsin" dedi. Ama iki adam ısrar ediyordu. 

"Peki" dedik. 

Büfeye gidip içeceklerimizi aldılar, sonra da gölgelik bir yerde çimlerin üzerinde oturup konuşmaya başladılar. Bizim Türk olduğumuzu anlayınca şaşırdılar. 

"Neden şaşırdınız?" 

"Hiç, sadece alışık değiliz bu tür yerlerde Türk görmek. Sizler bu tür yerlere gelir miydiniz?" diye sorunca, 

"Her şeyin bir ilki var. Ama eminim ki bizden başka Türklerin olduğu kesin" dedim. 

"Olabilir, biz birkaç kişiye benzettik" dediler. 

"O halde yalnız değiliz." Akşam ne yapacağımızı sordular. Monika onlara, 

"Biz henüz bugün geldik, kocalarımız da bizi bekliyor" dedi. 

"Hem sizinle hem kocalarınızla tanışmak isteriz. Bizim de eşlerimiz var," dediler. 

"Olabilir ama daha yeni geldik; önce buraya bir alışmamız lazım, daha sonra belki tanışma imkanımız olur.'' Yerlerini söylediler bize. "Tamam" dedik. 

Aşağı yukarı bir saat gibi bir zaman geçirdik onlarla. Gayet kibar kişilerdi, hatta yarrakları da fena değildi. Daha sonra kalıp kendi yerimize geldik. Erkekler orada değillerdi; sanırım dolaşmaya çıkmışlardı. Biz oturup bir şeyler hazırladık. Monika bize o ikisinin Biseks olduklarını söyledi. Ben bunun ne demek olduğunu biliyordum izlediğim filmlerden; hem kadın hem erkek sevenler anlamına geliyordu. "Nesrin'e tam kocama uygun birileri dedim." Nesrin güldü. Monika bize,

"Lütfen Almanca konuşun ki ben de anlayayım" dedi. 

"Peki" dedi. "Bu iki erkek tam benim kocama uygun" dedim. Monika bana bakıp, 

"Senin kocan BI mi?" 

"Evet" dedim. 

"O halde burası tam ona göre" dedi. 

"Evet zaten bu yüzden gelmeyi kabul etti. Benim başka erkeklerle sex yapmam onu ilgilendirmiyordu; sadece yarak yalamak için geldi" dedim. 

"O halde yarın istersen kocanı al, gidip tanıştır" dedi. 

"Hele bir bakayım, belki onlar BI değiller?'' 

''Kesin öyleler" dedi. 

"Peki nereden bu kadar emin olabiliyorsun?" 

"Çünkü dikkat ettiyseniz yürürken neredeyse sarılacak gibiydiler.''

''Ben hiç dikkat etmedim" dedim. 

"Bir de bir şeyler içerken birbirlerinin aletlerine bakıyorlardı" dedi. 

"Evet bunu gördüm ama böyle bir şey aklıma gelmedi" dedim. 

"İşte ondan biliyorum" dedi. 

"Peki o zaman akşam kocama söylerim, belki de onlarla grup yaparız" dedim. Zaten hoşuma gitmişlerdi; beğenmiştim adamlari. Nesrin de beğenmişti. Cengiz'le Wolfgang gelmişlerdi. 

"Buldun mu hayatım aradığını?" 

"Çok var" dedi. 

"Güzel, istersen tanıştığımız iki kişi var dedim, seni tanıştırayım?" 

"Olur" dedi. 

"Peki yarın gideriz yanlarına.'' 

''İstersen bu akşam gidelim" dedi. 

"Bu ne acele hayatım?'' 

''Zaman kaybetmeyelim ondan" dedi. 

"Peki nasıl istersen. Ama biz yarın gelebileceğimizi söyledik ondan.'' 

''Filiz sen nasıl istersen; benim için aslında hava hoş, daha üç haftamız var zaten" dedi. 

"Peki hayatım. Az önce hemen demiştin, sonra bir anda 'hava hoş' diyorsun." 

"Ben böylesine" dedim, "Bakalım nasıl tepki göstereceksin" diye dedi. 

"Tamam Cengiz, bu akşam sakin bir şekilde oturup sohbet edelim." 

Hava kararmak üzereydi. Beraberimizde bira getirmiştik; bir de kocam rakı getirmişti. Yemekten sonra karavanın önünde oturup birer bira açıp içiyorduk. Her konudan konuşuyorduk. Cengiz hem Monika'yla Nesrin'in arasında oturuyordu; ben de Wolfgang'la Nesrin'in ortalarındaydım. Arada tabii ki mesafe vardı. Hem konuşuyor hem de biramızı içiyorduk. Cengiz genelde Nesrin'le Monika'yla konuşuyordu. Ama ortam güzeldi. Biz de tam alışmıştık sanki. Ne utanma duygusu ne de olumsuzluklar vardı. Gayet iyi bir şekilde uyum sağlamıştık. Wolfgang kadınlara bakarak yarağının sertleştiğini görebiliyordum; Nesrin de öyle. Nesrin adama, 

"Wolfgang seninki uyanmış" dedi. 

"Evet haklısın" dedi. "Ne yapayım, üç güzel çıplak kadın karşımda dururken sikimin yatmasını mı bekliyorsunuz yani?" 

"Hayır" dedik, "Kalkmasaydı zaten şüphelenirdik." Birden bir gülme koptu. 

"Canım, sex istiyor" dedi. Monika ona, 

"Hayatım şu anda yanında üç kadın var; hangisiyle sex yapmak istersen gir çadıra yap" dedi. 

"Evet haklısın sevgilim" dedi. Bir bana bakıyor bir Nesrin'e, sonra kocama dönüp, "Ben senin karını sikmek istiyorum". Kocam da, 

"Olur. Ben de senin kız arkadaşını sikerim" dedi.

 "Olur" dedi. 

"Bu ne rahatlık böyle?" dedim. "Bize sormanız gerekmez mi yani? Belki bizim canımız çekmiyor?" 

"Tabii ki soracaktık" dediler. 

"Yani her canınız çektiğinde bizi sex kölesi gibi kullanamazsınız" dedim. Monika'la Nesrin, 

"Haklısın Filiz" dediler.

Bayağı oturduktan sonra, bir de geç olduğundan etrafta fazla kişi yoktu. Çoğu yataklara gitmişti sanırım. Biz de kendi yatacağımız yere gittik. Sabah kalktıktan sonra da kahvaltımızı yapıp biraz göle girip yıkandık, yüzdük, güneşlendik. Öğleden sonra kocamla beraber adamların yanına gittik; bizi görünce çok sevindiler. Herkesi tanıştırdık. Onlar da eşlerini tanıştırdılar. 

Fena eşleri yoktu; ama diri gibi duruyorlardı. Hele memelerinin diri dik durması acaba silikon mu diye kendime sordum. Erkeklerden biri beni anlamış olacak ki, kadınların memelerini ellerine alıp "Filiz bunlar gerçek" dedi. Ben gülümseyerek, "Çok güzeller" dedim. Biraz konuştuk; neler yaptıklarını, nasıl bir hayat sürdüklerini falan. Onlar da açık bir şekilde anlattılar. İki haftadır burada olduklarını söylediler. Ama çok güzel vakit geçirdiklerini söylediler. Bir hafta sonra gideceklerdi. Bayağı bir samimiyet girdi aramıza. Nereden geldiklerini sorduk; bize bir saat mesafeden gelmişlerdi. Aslında arabalarının plakasıyla biliyorduk ama tam olarak bilmek istedik. "O zaman yakınız birbirimize" dedik.

"Evet" dediler, "Ama isterseniz özel durumda görüşelim" dediler. 

"Olabilir" dedik, neden olmasın ki. Daha sonra kalkarken adamlar bize, 

"Sizinle güzel vakit geçirmek isteriz" dediler. Biz de onlara, 

"Olabilir" dedik. "Ama şimdi olmaz.'' 

Benle Cengiz bir de Nesrin dolaşmaya gittik. Monika'la Wolfgang göle girecekmiş. Gezindik durduk. Her erkek bize bakıyordu. Ormanın içinde sikişenler de vardı; bazen durup izliyorduk. Sikişenler bizi fark edince, sikişen kadını erkekleri çağırıyordu; erkek de bizi çağırıyordu ama biz sadece izlemekle yetiniyorduk. Daha sonra gördüklerimiz farklıydı. Gerçekten orada her şeyi görebilirsiniz; sanki porno filmi izler gibi. İki erkekli kadınlar, üç erkekli kadınlar veya iki kadınlı erkekler; her şey vardı. Porno filmlerini aratmayacak cinstendi.

İzlerken amım ıslandıyordu ama yapacak bir şey yoktu, aslında vardı ama ben çekiniyordum. Gay olan erkekler, yani demek istediğim, her kategoriye girecek insanlar var artık; kendimizi daha çok rahat hissediyorduk. Cengiz her yanına bir kadın almış, beni bir de Nesrin'i. Yürüyüşümüzü yaparken erkeklerden bir sürü laf duyuyorduk, ama olumlu şekilde, iltifat gibi laflar; benim hoşuma gidiyordu. Cengiz de bize, 

"Beni kıskanmamak imkânsız," dedi. 

"Neden hayatım?'' 

''Baksanıza erkeklerin bir çoğu sizin için neler diyor." 

"Eh olacak o kadar canım, senin aslında gurur duyman lazım bizimle. O halde şikayet etmeyeceksin. Biz bunların olacağını biliyorduk zaten," dedim. 

"Evet haklısın Filiz."

Gördüklerimizle amımın ıslandığını biliyordum, Nesrin de öyle. Güzelim sertleşmiş yarakların kadınların amlarına nasıl da pompaladığını... Bir anda katılmak gibi bir düşünce sarmıştı beynimi, sonra da "Boş ver Filiz," dedim kendi kendime. Mutlaka birilerini bulacaktım, hatta bulmam için aramama gerek yoktu; çünkü bizimle ilgilenmek isteyen bir sürü erkek vardı zaten. Daha önce tanıştığımız iki orta yaşlı erkek mesela; orta yaşlı erkeklerin kadınlara daha iyi yanaştıklarını, bir de daha kibar olduklarını biliyordum. Gençler ise çok farklı; sadece sikiştikten sonra bir daha tanımazlar. Ama genç sıfatından çıkmış erkekler daha çok ilgilidir. 

Ben kafama koydum: eğer bir sevgilim, sikişim olacaksa, o da benden çok genç olmalı bundan emindim. İstisnalar kaideyi bozmaz ama, mutlaka çok genç birisiyle sex yapmak isterim doğrusu; bunu da başaracağımdan adım gibi eminim. Geze geze kaldığımız yere varmıştık. Wolfgang ile Monika hâlâ suyun içindeydiler. Nesrin'le ben bir şeyler hazırlayalım deyip karavanın içine girdik. Hazırlarken Monika geldi, bize yardım etti. Güneş batınca dışarıda kurulan masanın üzerine yemeğimizi koyup yedik. Wolfgang, 

"İlerde parti yapılıyor," dedi, "İsterseniz oraya gidip eğlenelim." 

"Olur," dedik; burada oturmaktansa orada eğleniriz. Kalkıp gitmeden akşam olduğundan herkes bir şeyler giyindi; yani erkekler şort, kadınlar da bikini üstüne kısacık etek giyerek gittik. Bayağı geniş bir alanda müzik çalıyordu, kimisi dans ediyordu, herkesin elinde içeceği vardı. Biz de içeceklerimizi aldık. Cengiz Monika'yı dansa davet etti; o da kabul ederek gitti.

Biz yerimizde dans ediyorduk. Sonra birileri gelip benimle Nesrin'i dansa davet etti. Wolfgang'a baktım, "Neden sen davet etmedin?" manasında; o da bir şey demedi. Gidip dans etmeye başladık. Çılgınca bir ortamdı, ama çılgınlarla çılgın olmak gerek; biz de uyum sağladık. Sonuçta buraya eğlenmeye gelmiştik. Benimle dans eden şahıs gençlerden biri, ama tipi benim tipim değildi. Sonuçta bir danstı zaten; onunla evlenecek değildim. Ama genç iki de bir bana dokunuyordu, oramı buramı elliyordu. Ben ses etmiyordum. Sonra beni arkadan sardığı gibi dans etmeye başladı; arkamda kalçamı delecek bir kazık koyduğunu zannettim.

Elimi arkaya atıp ne olduğunu anlamak için, elimde sert bir et parçası olduğunu fark ettim. Beni sarmışken kulağıma, benim için çıldırdığını söylüyordu. Ben tuhaf olmuştum. Genç bir şort giymişti, ama şortunu delip çıkacak kadar sertti. Elimden tutup beni ortamın içinden alıp karanlık bir yere götürdü. Ben istemesem de ayaklarım sanki kendiliğinden gidiyordu. Bir yerde durduk; etrafta bizden başkaları da vardı. İnleme sesleri duyuluyordu, bir de kaşıkların kalçalara toslama sesleri duyuluyordu. Genç çocuk çok gençti. Beni öperken acemiydi; yani başkalarıyla öpüştüğüm gibi öpmüyordu, sadece dudaklarımı somurmaya çalışıyordu. Ben de dilimi onun ağzına soktum, dolandırmaya başladım. Çocuk anlamış olacaktı ki somurmaya, diliyle benimkinle dans ettirmeye çalıştı. Ama yarr­ağı gerçekten çok sertti. Öpüşmeyi bıraktım, "Sen kaç yaşındasın?" diye sordum.

"Ben 20 yaşındayım," dedi. Ben de ona "Yalan söyleme yoksa bırakır giderim" dedim.

"Peki," dedi. "Henüz 18 yaşındayım."

"Ama ben senin için yaşlı değil miyim?"

"Olur," dedi. "Farketmez, ben seni çok beğeniyorum."

"Tamam ama beni tanımıyorsun ki."

"Seni geldiğin andan itibaren takip ediyorum," dedi.

"Vay be," dedim kendi kendime. "Neyse, daha sonra soru-cevaplara devam ederiz," dedim kendi kendime. "Şimdi sikiş zamanı." 

Çocuğun yarr­ağını ağzıma alıp yalamaya başladım. Bu yaşta böyle bir yarrak harikaydı. Çocuk zevkten ne dediğini bilmiyordu; "Evlen benimle" deyip duruyordu. Ben aldırmıyordum; hatta ona eşlik ediyordum zevk alsın diye. Ben somururken çocuk ağzıma boşaldı, ama yarr­ağı hâlâ demir gibiydi. Ben yarr­ağını bırakıp "Uzansın" dedim. Uzandı. Amımı ağzına getirip oturdum.

 "Hadi sen de beni boşalt. Yala, dilinle siki beni," dedim. 

Çocuk da aynısını yapıyordu. İyice izah ettim nasıl yapacağını falan, o da uyguladı; her ne dediysem beni gerçekten ağzıyla diliyle boşalttı. Üstünden kalkıp "Hadi şimdi de beni arkadan sik.'' 

''Götten mi?" diye sordu. 

"Hayır," dedim. "Ammından canım." 

Ben domaldım. O da yarr­ağını soktu, başladı pompalamaya. Kaşıkları da geniş olan kalçama toslarken erotik ses çıkıyordu. Harika bir şeydi bu. Beni beş dakika kadar pompaladıktan sonra yarr­ağını çıkarıp kalçamın üstüne boşaldı. 

"Çabuk oldu," dedim.

"Evet," dedi. "Amının içi çok sıcak olmasından kaynaklı bir durum."

"Ama ben de boşalmıştım. Hadi kendimizi yıkayalım sonra da eğlence yerine gidelim," dedim. 

Beraberce kendimizi duşlukta yıkadıktan sonra geri döndük. Genç benden ayrılıp arkadaşlarının yanına gitti; onlara anlatıyordu sanırım çünkü görebiliyordum onlara bir şeyler anlattığını. Ama umurumda değildi, ne isterse yapsın.

Bir hayli eğlendik; Nesrin de eğlenmişti. Bana nereye gittiğimi sordu, ben de "Sonra söylerim" dedim. Eğlence çok geç saatlere kadar sürmüştü; biz de kendi yerimize geri geldik. Nesrine anlattım ne olduğunu; o gülümseyerek "Harika" dedi. "Hele yarın olsun bakalım, o çocuğun nereden geldiğini öğreneceğim." Nesrin’de de biri takılmıştı ama yaşıtı biri; Nesrin sikişmeye gitmemişti ama yarın buluşacaktı. Herkes kendi yatacağı yere geçti. Cengiz Nesrin’le geçti; ben yalnız kaldım Monika’da arkadaşıyla. Benim çadırım küçüktü; sadece yatmak için kullanıyorduk. Çadırıma geçtim, yatağıma uzandım. Birden bir ses duymaya başladım; bana sesleniyordu. Çadırdan dışarı baktım; beni siken genç çocuk. 

"Ne var?" dedim. 

"Seninle yatabilir miyim?" dedi. 

"Hayır, burası çok dar.'' 

''İstersen bizim çadıra gel, orası geniş."

"Hayır. Geç oldu, yatmam gerekiyor." Neredeyse bir saat yalvardı. En sonunda dayanamadım; "Peki, hadi gir içeri," dedim. Girdi, sonra da dudaklarıma yapıştı. "Dur lan. Neler oluyor böyle?"

"Seni seviyorum," dedi.

"Yahu sen iyimsin yoksa kafayı mı yedin? Ben senden 8 yaş büyüğüm; nasıl beni seviyorsun? Hem beni nereden tanıyorsun ki?"

"Biz," dedi, "aynı caddede oturuyoruz."

"Ama ben seni daha hiç görmedim ki."

"Sen beni fark etmemiş olabilirsin ama ben seni her gördüğümde kalbim çok hızlı atıyor," dedi. 

"Adın nedir senin?"

"Ben Stefan," dedi.

"İyi; eminim benim adımı biliyorsun o zaman."

"Evet," dedi. "Seni çok araştırdım."

"Vay canına. Peki şimdi ne olacak?"

"Sana aşığım," dedi.

"Oğlum git işine yahu; ben sana aşık değilim," dedim.

"Olur," dedi. "Zamanla olursun. 

''Bak canım, benim bir kocam var."

"Biliyorum," dedi.

"İyi madem biliyorsun, o zaman seninle bir işimiz olmaz," dedim.

"Ben her şeye razıyım; yeter ki sevgili olalım," dedi. 

Ama da çatladım ben; çocuk o kadar çok diretıyordu ki ben artık dayanamayacaktım. Bir tokat atsam olmaz mı? Ne yapsam olmuyordu. 

"Hadi gel sex yapalım, yarın da unutursun beni," dedim. 

Çocukla birkaç defa sikiştik çadırın içinde, sonra uyuduk misli misli. Bizimkiler uyardılar beni. Çadırı açtım, yanımdaki çocuğu gördüler. 

"Vay Filiz, bakıyorum artık çocuklarla sex yapıyorsun." 

"Sormayın," dedim, "başıma bir bela oldu bu." Olanları anlattım. Wolfgang bu çocuğu tanıyormuş. 

"Şimdi ne olacak peki?" diye kocam soruyordu. 

"Bilmiyorum; Cengiz musallat oldu bu çocuk bana; ne yapacağımı ben de bilmiyorum."

"O zaman buradayken hayatını yaşa, daha sonra düşünürüz," dedi.

Ben de öyle düşündüm zaten; yoksa kurtulamayacağım bu çocuktan. Japon yapıştırıcı gibi yapışmıştı bana genç çocuk. Genç çocuk kalktıktan sonra kendi ailesinin yanına gitti; ben de bir oh çektim. Ama bir daha gelirse ailesine gidip söyleyeceğim, yoksa kurtulamayacağım. Biz beraberce kahvaltımızı yaptık. Daha sonra ormanda bir gezintiye çıktık. Ama gerçekten çıplak halde doğada gezinmek inanılmaz güzeldi. Her tarafta çıplak insanları görmek, herkesin mutluluğu, yaşama sevinçlerini apaçık görebiliyordum. Çok farklı duygular içindeler; ben de dâhildim. Gölün etrafındaki koca ormanda insan kendini öyle çıplak halde her şeyden arınmış, sadece özgür olmanın tadını çıkarıyordu. Gruplar halinde oturup sohbet edenler, sevişenler; her türlü manzarayı görmek mümkündü. Bu da doğanın içindeki özgürlük yaşamıdır.

Saatlerce dolaştık, birileriyle tanıştık, sohbet ettik: lezbiyen olanlar, GAY olanlar; kısaca birçok farklı seks arzusu olan insanı görmek mümkündü. Ama herkes memnundu hayatından, yaşadığı ortamdan. Birçok ekegin yanımızdan geçenler ya da biz onların yanlarından geçerken, genci yaşlısı fısıldayarak güzel sözler duyuyorduk. Saatlerce gezip dolaştıktan sonra kendi yerimize geldik. Daha gelir gelmez bana asılan genç ise hemen yanıma geldi. Bu çocuktan nasıl kurtulacaktım? 

"Neden geldin?" diye sordum. 

"Biz sevgili değil miyiz?" diye sordu. 

"Hayır canım, değiliz.'' 

''Ama ben sana aşığım," dedi. 

"Yahu sen daha çocuksun, ben senden çok yaşlıyım; yerine gidip beni yalnız bırak."

"Bırakmam," dedi. 

"Peki madem istiyorsun benim seninle konuşmam gerekiyor."

"Nedir?" diye sordu. 

"Gel dolaşalım sana anlatırım." Çocuğu alıp dolaşırken bak dedim: "Beni ne kadar istiyorsun?"

"Çok çok istiyorum," dedi.

"Peki, o halde ben sana bir şey soracağım; ama başkalarına söylersen beni hayatında bir daha göremezsin. Görsen de dokunamazsın, anladın mı?"

"Anladım," dedi.

"Peki, benimle sex yaparken kocam da yanımızda olacak; ayrıca onun isteklerini de yerine getireceksin, anladın mı?"

"Ne gibi istekler?" diye sordu.

"Yatakta her ne isterse canım; kabul ediyorsan benimle olursun, yoksa unut beni."

"Tamam tamam," dedi. "Kabul ediyorum."

"Peki o zaman anlaştık ve şimdiden sonra ikimiz sevgiliyiz artık." 

Çocuk çok sevindi. İki sevgili gibiydik; tabii ona göre. Etrafta dolaşırken bir elini belime dolamıştı. Öyle yürüyorduk; bazende kalçamı avuçluyordu. Ben kendimi bıraktım artık ne olacaksa olsun misali; nasıl olsa doğada tatil yapıyorduk. Gelen geçen bize bakıp bir şeyler mırıldanıyordu. Ama çocuğu överek "Nasıl güzel bir kadın tavlamış" diye söylemler duyuyordum. Bazı arkadaşlarıma da rastladık; hemen çocuğu tebrik ettiler, bana da "Çok güzelsin" diye söylediler. Gençlerden iltifat duymak da güzel bir şeydi. Gezintiye devam ettik; bazen durup öpüşüyorduk. Birkaç saat sonra kaldığımız yere geldik. Nesrin bana, ''Güzel genç bir sevgili buldun Filiz?"

"Evet canım, umarım buradan gittiğimizde kurtulurum," dedim. "Ben çocuğa biraz yalnız kalmak istiyorum.Yarın sabah gel beraberce çıkarız," dedim.

"Peki," dedi ama üzülmüş gibiydi. Ben dayanamadım; onu dudaklarından öptüm sonra da "Üzülme aşkım," dedim. "Yarın bol bol gezeriz; istersen gece gel benimle yatarsın." İşte buna çok sevindi, sonra da gitti.

Akşam olmak üzereydi. Yemeğimizi yedik; sonra da oturup kendi aramızda şakalar yaptık, kendimizce eğlendik. Biralar içtik; çok güzel bir akşam geçirdik. Otururken benim çocuk gelmişti; o da bizimle oturduktan sonra ben yeni genç sevgilimle dolaşmaya çıktım. Nesrin de bizimle geldi. Akşam saatlerinde etrafta dolaşmak güzeldi; herkes kendi karavanının önünde oturmuş sohbet ediyordu. Toplu halde oturup bira içenler çoğunluktaydı; gülüp eğlenmeler akşamın sessizliğini bozuyor, yankılanıyordu; insanların ne kadar mutlu olduklarını gösteriyordu. Birçoğu bizi "Buyrun oturun" diye davet etmek istedi ama biz sadece gülümseyerek teşekkür edip devam ettik. Benim genç çocuk sanki ben kaçacakmışım gibi belimden tutmuş kendine doğru çekiyordu; ama genç olduğundan yarr­ağı sürekli kalkmış oluyordu. Nesrin iki de bir bana, 

"Filiz, seninki sürekli hazır durumda" diyordu. 

"Ben ne yapayım Nesrin? Çocuk beni nerdeyse herkesin önünde sikecek sanki. Ama var ya Nesrin, sana böyle biri lazım," dedim. 

"Öyle mi diyorsun Filiz?"

"Evet gerçekten öyle düşünüyorum canım.'' 

''Bakalım, belki bana biri sana yapıştığı gibi yapışır da icabına bakarım," dedi. Ben hemen çocuğa sordum: 

"Senin arkadaşlardan biri Nesrin'le arkadaş olamaz mı?"

"Olur," dedi, "ama buradakiler değil. Eve gidince ordaki arkadaşlarla tanıştırırım," dedi. Sonra birden "Hadi babamla annemin yanına gidelim; seni tanıştırmak istiyorum," dedi. Ben önce, 

"Hayır olmaz" dedim; "Annenle babam bana negatif bir şey derlerse altında kalmam."

"Hayır korkma," dedi. "Ben senden onlara bahsettim; seni görmek istiyorlar." Nesrine baktım. 

"Gidelim," dedi bana. 

"Peki o zaman gidelim, hadi." 

Bizi ailesinin yanına götürdü. Bizi görünce annesi "Ooo Stefan, istediğin kadını elde etmişsin," dedi. O da "Evet anne," dedi. "Filizi çok seviyorum," dedi. 

Stefan'ın annesi çok tatlı bir kadındı; babası da fena biri değildi. Bir de kız kardeşi vardı ki sadece güzel demek haksızlık olurdu; sanki ilâh kadar güzeldi. Ben bile beğendim.

Posted Jul 23, 2026, 10:05 AM UTC

91
Loading comments…