Erkekliğin Son Perdesi - 6

NSFWGAY

Zaman su gibi akıp gitti. O gecenin ardından yıllar boyunca hayatım tam anlamıyla ikiye bölündü. Dışarıdan bakıldığında oğlunu tek başına büyüten, işinde gücünde, dürüst ve fedakâr bir babaydım. Ama o dürüst maskenin arkasında,Erdal’ın altına her girdiğinde benliğini yitiren, onun kadını olmaktan gizli bir haz duyan bir beden vardı.

Şimdi 40 yaşındayım. Mert büyüdü, 18 yaşına bastı; koca bir delikanlı oldu. Ama bu geçen yıllarda sadece benim hayatım değişmedi. Ben kendi içimdeki o dişil kabullenişe, Erdal'ın altında ezilip pasifleşmeye o kadar odaklanmış ve kendi gizli dünyama gömülmüştüm ki, evdeki değişimlerin derinliğini çok sonradan fark etmeye başladım. Mert’in okuldan arkadaşı Efe ile olan yakınlığı günden güne artmıştı. Efe’yle henüz yüz yüze hiç tanışmamıştım ama Mert’in ağzından düşmüyordu; hafta sonları onlarda kalıyor, saatlerce birlikte vakit geçiriyorlardı. Bu zamanlar bana Erdal ile görüşmek için fırsat yarattığından hiç karşı gelmemiştim.

Fakat asıl garip olan, bu yakınlık arttıkça Mert’teki fiziksel ve ruhsal değişimdi. O maskülen ergen çocuk gitmiş, yerine bedenine bambaşka bir kadınsı özen gösteren biri gelmişti. Bacaklarındaki ve göğsündeki kılları tıpkı benim gibi özenle jiletlemeye, pürüzsüzleşmeye başlamıştı. Banyoda geçirdiği saatler artmış, cildine sürdüğü nemlendiriciler, tatlı ve hafif kokan parfümler evde yayılır olmuştu. Giysileri bile değişmişti; evde yürüyüşünde bile yumuşak, süzgün bir eda beliriyordu.

Ben Erdal ile kaçamaklar yaparken; Mert'in de tıpkı benim gibi kendi bedeninde kadınsı bir şeyleri besleyip büyüttüğünü, o yöne doğru evrildiğini hiç farkedememiştim.

Mert’e kendi gizli hayatımı hiç hissettirmeden, Erdal ile o butik otelin süit odasında buluşmaya devam ettim. Artık otel çalışanları bile durumu kanıksamıştı. Tepsilerle odaya içki getiren komiler, resepsiyondakiler bana normal bir adam gibi değil, Erdal’ın yanındaki, odaya kapandığında çığlıkları koridorda yankılanan "o kadın" gözüyle bakıyordu. İçimdeki orospuyu, o odanın duvarları arasında doyasıya yaşadım.
Ama Erdal için artık bu gizli kaçamaklar, otel odalarında birkaç saatliğine beni sikip eve göndermeler yetmemeye başladı.

Son buluşmamızda, yine bacaklarımı omuzlarına alıp deliğimi dölüyle doldurduktan sonra, üzerimden kalkıp sigarasını yaktı. Dumanı yüzüme doğru üfleyip kaslı göğsünü gerdi. Doyumsuz gözlerle altındaki ezilmiş, bacaklarının arasından spermleri süzülen bedenime baktı.
"Bu kadar saklambaç yeter Burak," dedi sert ve kestirip atan bir tonla. "Yıllardır seni bu otel odasında skiyorum ama artık yetmiyor. Sen sadece geceleri koynuma giren bir kapatma değilsin. Seni tamamen yanımda istiyorum. Artık evime, yatağıma ve hayatıma tam anlamıyla karım olarak yerleşeceksin. Mert de büyüdü zaten... Ne bok yiyorsan ye, bu gizlilik bitecek. Seni resmiyette olmasa da evimin, koynumun tek kadını yapacağım."

Yıllardır içimde tuttuğum o utanç ve arzu, Erdal’ın bu emriyle yeniden çakıştı. Artık sadece otel odalarında sikişen iki gizli aşık değildik; Erdal beni tamamen sahiplenmek, beni kendi evine kapatıp tapulu karısı gibi kullanmak istiyordu.

Günümüze işte bu kırılma noktasıyla geldik.

Erdal’ın o otel odasındaki kestirip atan, emredici tavrı günlerdir kafamın içinde yankılanıyordu. Artık kaçacak yerim kalmamıştı. Ya Erdal’ı tamamen kaybedecektim ya da Mert’e her şeyi itiraf edecektim.

O akşam Mert salon masasında oturmuş, laptopunda takılıyordu. Banyodan yeni çıkmıştı; tenine sürdüğü o tatlı nemlendirici kokusu salona yayılmıştı. Yüreğim ağzımda, adımlarımı zorla atarak karşısındaki koltuğa oturdum.

"Mert," dedim. Sesimdeki o titremeyi gizleyemedim. "Seninle bir şey konuşmam lazım. Artık saklayamayacağım bir şey..."
Mert kafasını kaldırıp yüzüme baktı. "Ne oldu baba? Kötü bir şey mi var?"
Derin bir nefes aldım. Gözlerimi kaçırmadan, içimdeki o bütün utancı ve tutkuyu sansürsüzce masaya yatırmaya karar verdim.
"Beni yıllardır oğlunu büyütmeye çalışan, kendi halinde bir baba olarak bildin," diye başladım, sesimi alçaltarak. "Ama ben... ben göründüğüm gibi bir adam değilim Mert."
Mert’in gözleri hafifçe açıldı ama tek kelime etmedi. Devam etmemi beklercesine baktı suratıma
"Hayatımda biri var oğlum." diyerek devam ettim, yutkundum. "Erdal Amcan ile karşılaşıp bize çaya geldiğinden beri otel odalarında buluşuyoruz. Ben... Ben bir kadının bir erkeği arzuladığı gibi arzuluyorum onu Mert. Yıllardır da senden gizli onun kadını oluyorum. Ve Erdal artık otel odalarını istemiyor. Beni evinde, yatağında karısı olarak görmek istiyor."

Gözlerimi kapatıp Mert’in ne nefretini ne iğrenç bakışlarını görmeye hazırlandım. Ama salona derin bir sessizlik çöktü.
Mert tek kelime etmeden yüzüme bakıyordu. Gözlerinde ne iğrenme vardı ne de büyük bir şok... Sadece tuhaf, derin bir kabulleniş ve buruk bir tebessüm belirdi dudaklarında.

Yavaşça oturduğu sandalyede geriye yaslandı. İnce, pürüzsüz bacaklarını birbirine bastırdı, tişörtünün yakasını düzeltti.
"Demek öyle baba..." dedi, sesi şaşırtıcı derecede sakindi. "Demek aynı evin içinde, birbirimizden habersiz birer kadın yaratmışız..."
Şaşırma sırası bendeydi. "Mert... Sen ne diyorsun?"
Mert gözlerimin içine bakarak acı bir tebessümle devam etti:
"Sen yıllardır Erdal Amcamın kadını olurken... Ben de iki yıldır Efe ile ilişki yaşıyorum baba. Efe ile Şile’deki yazlıklarında ufak kaçamaklar yapıyorduk. Ben de tıpkı senin gibi onun kadını olmaktan zevk alıyordum. Vücudumdaki bütün kılları onun için temizliyorum, onun beğendiği o tatlı kokuları onun için sürüyorum."

Sözleri salonda bir bomba gibi patladı. Karşımda oturan Mert değil, tıpkı benim gibi eşcinsel bir pasifti.
Aynı çatının altında, birbirimizden sırlar saklayarak, farklı odalarda bir erkeğin tohumlarıyla sulanmanın utancını ve hazzını yaşamışız.

Mert’in bu sarsıcı itirafı salonun ortasında yankılanırken bir an ne diyeceğimi bilemedim. Şaşkınlıktan kilitlenmiştim ama içimde ona karşı en ufak bir kızgınlık ya da öfke kırıntısı belirmedi. Beliremezdi de... Aynı bedensel arzuların, aynı gizli kadınsılığın ve teslimiyetin pençesinde kıvranırken kendi oğlumu yargılamak, kendimi inkar etmek olurdu.

Aramızdaki masaya doğru uzanıp Mert’in pürüzsüz, narin elini tuttum. Parmaklarını sıkarken gözlerim dolmuştu.
"Mert..." dedim, sesim şefkat ve kabullenişle titreşerek. "Sana kızmam, seni yargılamam imkânsız paşam. Çünkü senin geçtiğin o yollardan ben de geçtim, aynı hislerin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Sen ne yaşarsan yaşa, içindeki o kadını nasıl yaşarsan yaşa benim biricik oğlum, canımdan bir parçamsın. Seni her halinle kabul ediyorum ve daima seveceğim."

Mert derin bir nefes verip gülümsedi, elimi sıkarak başını salladı. O an, aynı evin çatısı altında birbirimizin en karanlık, en gizli gerçeğini sarmalamış olmanın getirdiği o tuhaf ve derin rahatlama ile birbirimize sarıldık.

Erdal’a durumu anlatan bir mesaj atmak için telefonumu elime aldım. "Erdal, Mert’le her şeyi konuştum. Beklediğimin aksine beni anladı ve kabul etti. Üstelik aynı gizliliği yaşıyormuşuz. Artık aramızda hiçbir engel kalmadı. Seni sabırsızlıkla bekliyorum Sahibim..."

Mert’le aramızdaki o büyük sırrı paylaştıktan iki gün sonra, Erdal’ın evimize ilk kez geleceği o akşam için hazırlıklara başladım. Bu gece sadece bir akşam yemeği değildi; yıllardır sakladığım, sadece otel odalarında yaşayabildiğim o kadının ilk kez kendi evimde, oğlumun gözleri önünde tamamen özgürleştiği gece olacaktı.
Öğleden sonra banyoya kapanıp tepeden tırnağa pürüzsüzleştim. Son aylarda uzatmaya başladığım ve artık ensemi kapatıp neredeyse küt boya gelen saçlarımı fön çekip düzleştirdim, uçlarına hafif bir kavis verdim. Aynaya baktığımda karşımdaki siluet artık dürüst ve sert bir baba değil, Erdal’ın arzuladığı, sahip olmak istediği baştan çıkarıcı bir kadındı.

Kilitli dolabımdan Erdal’ın aklını başından alacak o kıyafeti çıkardım: Vücudumu saran, derin göğüs dekolteli, siyah esnek kumaştan diz üstü bir elbise... Altına ince siyah çoraplarımı ve Erdal’ın adımlarımı kısıtlamayı sevdiği o topuklu ayakkabıları geçirdim. Tenime Erdal’ın bayıldığı, ağır ve kışkırtıcı, afrodizyak etkili o tatlı kadın parfümünü bolca sıktım.

Elbisenin kumaşı tenime yapışırken, kalçamdaki ve bacak aramdaki hafif titremeye engel olamıyordum. Salona çıktığımda Mert yemek masasını hazırlıyordu. Beni o halde, tamamen kadın kılığında görünce elindeki tabaklarla duraksadı. Yüzünde bıyık altından gülümseyen, kışkırtıcı bir ifade belirdi.
"Ooo, Burak Hanım..." dedi neşeyle sataşarak. "Bu ne süslenme böyle? Topukluların üzerinde yürürken bacakların titriyor heyecandan, farkında mısın? Erdal Amcam içeri girdiği an düşüp bayılma sakın."

Yüzüm anında alev aldı. "Mert, yapma paşam... Zaten kalbim gırtlağımda atıyor," dedim, topukluların üzerinde hafifçe sendeleyerek masaya bir tabak koyarken.
"Valla süper olmuşsun baba," dedi Mert, yaklaşarak elbisemin yakasını hafifçe düzeltti. "Saçların, kokun falan tam bir kadın gibisin. Erdal Amcam bu gece seni masada bile rahat bırakmaz, benden söylemesi."
Tam o sırada kapının zili çaldı. O sesle birlikte bedenimden baştan aşağı bir elektrik dalgası geçti. Bacaklarımın arası anında zonklamaya, ıslanmaya başladı. Mert bana bakıp göz çırptı. "Hadi bakalım, git aç kocana kapıyı."
Derin bir nefes alıp topuklarımın çıkardığı tıkırtılarla dış kapıya doğru yürüdüm. Titreyen ellerimle anahtarı çevirip kapıyı açtım.

Erdal, elinde bir şişe pahalı şarapla kapının önünde dikiliyordu. Üzerindeki koyu renk takım elbisesiyle son derece heybetli ve sert duruyordu. Bakışları önce fönlü, küt saçlarıma, ardından derin dekolteme ve vücudumu saran siyah elbiseye kaydı. Bakışlarındaki o koyu, aç ve kışkırtıcı arzu odanın havasını bir anda ağırlaştırdı.
"İçeri gel Erdal...hoşgeldin" dedim, alçak ve pürüzsüz bir kadın sesi çıkarmaya çalışarak.

Erdal bir adım içeri atıp kapıyı arkasından sertçe kapattı. Şarabı portmantoya bırakıp belimden tuttuğu gibi beni kendine çekti. Ağır kadın kokumu ciğerlerine çekerken sert elini kalçama yapıştırdı.
"Hoş bulduk karım..." diye fısıldadı kulağıma, sert ve sahip çıkan bir tonla.

Erdal belimdeki elini hafifçe gevşetip salona doğru adım attığında, Mert onu güler yüzle karşıladı. Masaya geçip oturduğumuzda havadaki o ilk gerginlik yerini tuhaf, neşeli ve rahat bir ortama bıraktı. Şaraplar dolduruldu, hazırladığım yemekler yendi. Erdal bir yandan yemeğini yiyor, bir yandan da gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Siyah elbisemin içindeki halimi, küt kesim saçlarımı her süzüşünde bakışlarındaki o mülkiyetçi haz daha da belirginleşiyordu.

Laf lafı açarken Erdal kadehinden bir yudum aldı, arkasına yaslanıp önce bana, sonra Mert’e baktı. Yüzünde muzip ama son derece kendinden emin bir ifade vardı.
"Şimdi gençler, ortada bir gerçek var," dedi Erdal, sesi salonda çınlayarak. "Bu kadın bu kıyafetlerle, bu kokusuyla ve koynumda geçirdiği gecelerle artık sadece bir 'Burak' değil. Bu evde de, benim yatağımda da ona hitap edeceğimiz, tam ona yakışan bir kadın ismi bulmamız lazım. Mert, ne diyorsun senin bu fıstık gibi annene?"
Mert kahkaha atarak bana baktı. Yüzümün utançtan kıpkırmızı kesilmesine aldırış etmeden neşeyle söze girdi. "Valla Erdal Amca, bence de şart! Burak Hanım deyip duruyorum sabahtan beri ama şöyle daha dişil bir şey lazım. Hımm... Ne olsun? Arzu mu desek? Ya da Selin?"
"Yok," dedi Erdal, gözlerini dudaklarıma dikerek. "Arzu çok klasik... Selin de yetersiz kalır. Şöyle söylerken ağza oturan, hem asil hem de altında ezildiği erkeğe ait olduğunu hissettiren bir şey..."
Mert elini çenesine koyup beni süzdü. "Sinem nasıl? Sinem..."
Erdal’ın gözleri parladı. "Sinem..." diye tekrarladı, sesi kalınlaşarak. "Bak bu oturdu işte. Sinem... Benim güzel Sinem’im."
Utançtan gözlerimi tabağıma diktim, topuklu ayakkabılarımın içinde parmaklarım büküldü. "Erdal... Mert... Yapmayın şöyle," diye fısıldadım ama içimdeki o kadın benliğin bu isimle birlikte nasıl gururlandığını, nasıl ıslandığını ikisi de hissediyordu.

Erdal kadehini masaya bırakıp bakışlarını Mert’e çevirdi. Sohbetin neşeli havası bir anda daha derin, daha cüretkâr bir boyuta taşındı.
"Mert," dedi Erdal, son derece rahat bir edayla. "Baban bana her şeyi anlattı. Senin de neler yaşadığını, tıpkı baban gibi içindeki o dişil tarafla nasıl mutlu olduğunu biliyorum. O yüzden benim yanımda rol yapmana hiç gerek yok. Hatta diyorum ki, madem bu evde artık Sinem var... Sen de baban gibi saklanmayı bırakıp kendi kıyafetlerini giyebilirsin bu masada. İstersen sana da güzel bir kadın ismi buluruz, ne dersin?"
Mert bu teklif karşısında önce hafifçe kızardı ama gözlerindeki o heyecanlı parıltıyı gizleyemedi. "Bilmem ki Erdal Amca..." dedi pürüzsüz bacağını diğerinin üzerine atarak. "Belki ileride, Erkek arkadaşın dad buradayken..."
"Günü geldiğinde o da olur," dedi Erdal göz kırparak.
Sonra Erdal ceketinin iç cebine uzandı. Masanın üzerindeki tabağımın yanına küçük, şık bir kutu koydu. Bakışları anında ciddileşti, sahiplenici ve emredici o eski haline büründü.

"Aç bakalım Sinem," dedi, gözlerimin içine bakarak. "Bu senin gerçek dönüşümünün ilk adımı."
Titreyen ellerimle kutuyu açtım. Kutunun içinde düzenli bir şekilde dizilmiş hormon hapları ve enjeksiyon ampulleri duruyordu.
"Bundan sonra," dedi Erdal, masanın altından bacağımı sertçe kavrayarak. "Sadece kıyafetlerinle değil, bedenindeki her bir hücreyle benim kadınım olacaksın. Göğüslerin dolacak, kalçan genişleyecek, tenin yumuşayacak...

Seni tamamen bir kadına çevireceğim Sinem."

…

Posted Jul 30, 2026, 2:06 PM UTC

155
Loading comments…