Ayaktan bişey olmaz #2
Bu yaşadığı şeye gerçekten inanamıyordu. Mert’in o gece başından geçirdikleri zihninde çınlıyordu, utancından yerin dibine girmek isterken bedeninde bıraktığı o garip tatmin hali onu korkutuyordu. Okula gitti, hiçbir şey olmamış gibi derse girdi, çıktı, ama ortamın ağırlığı göğsünde bir kaya gibiydi. Tufan’la aralarında hiçbir konuşma geçmemişti, ta ki o koridorda kulağına kadar eğilip o fısıltıyı atana kadar.
Vücudunu vücuduna değdirerek, sıcak nefesini boynunun arkasının incecik tüylerine hissettirerek, “Seni düşünmeden boşalamıyorum,” dedi. Sanki yere çakıldı. Donup kaldı, şokla boynunu kıvırıp ters bir bakış attı. “Saçmalama,” dedi, sesindeki titreyi gizlemeye çalışarak. “Tufan, Beril sevgilin değil mi? Bunu yapıyorsun.”
Tufan gözlerini kırpmadan, o manipülatif, huzursuz bakışlarını boynunda dolaştırmaya devam etti. “Evet, ama Beril sadece takılmak istiyor. Olay bu kadar basit,” dedi, sesindeki özgüven onu daha da şaşırttı. “Ayrıca onunla birlikte olsam bile, seni düşündüğüm anki kadar zevk alamıyorum. Beril yerine sen ol, Selin. Senin hiç görmediğim vücudunu hayal etmekten yoruldum.”
Kafası çapkınlıktan karışmış olmalıydı, düşündü. Ama bu itiraf karşısında uyuşmuştu. “Ne zamandır?” diye sordu, cümlenin sonunu getirmekte zorlanarak.
Tufan, “Ne ne zamandır?” diye saçma sapan bir soru sordu ama gözlerindeki o açgözlülük her şeyi anlatıyordu.
“Beni... Beni ne zamandır istiyorsun?”
“İlk gördüğümden beri,” dedi, aralarındaki mesafeyi daha da kısaltarak. “Ama bastırıyordum hislerimi. Artık sadece seni istiyorum. Şu an senden aldığım çorapla yetinmeye çalışıyorum.”
“Ne yapıyorsun?” diye şaşırdı, gerçekte ne dediğini idrak edemeyerek.
“Gerçekten tahmin edemiyor musun?” diye sordu, ona o kadar yaklaştı ki neredeyse kulağına fısıldarken boşalacakmış gibi görünüyordu. Kafası allak bullak olmuştu. Söylediği şeyler onu dehşet verici bir şekilde tahrik ediyordu. Sadece ayaklarını yalamış ama onu düşünmeden duramıyordu. O da aynısını düşünüyordu. Ayaklarının deli gibi yalandığı o an aklına geldikçe, içindeki o karanlık arzu kabarıyordu.
Kafeye tekrar geldiklerinde Tufan, Beril yanında olduğu halde, gözlerini ondan alamıyordu. Beril masada neşeyle bir şeyler anlatırken, Tufan’ın bakışları resmen onu yiyordu. Aslında doğrusu titriyordu ona. Hiç dokunmadan, sadece gözünün önünde ayaklarını yalarken hissettiği o yasaklı şey, onu zorluyordu. Onun cinsellik sırasında çok sert olabileceğini, o baskın tavrını tahmin edebiliyordu. Neredeyse sadece Tufan’ın yer gibi bakışlarıyla orada boşalacaktı.
Tufan fırsat yaratmaya çalışıyordu ve onu eve bırakmakta ısrar etti. Beril’in evi zaten yakındı, o da “Tamam” dedi. Tufan’la arabada baş başaydılar, Beril gidince ortamdaki o gergin hava anında patlama noktasına geldi. Tufan arabanın içindeki havayı değiştirdi, direkt konuya girdi. “Bugün bilerek mi böyle giyindin Selin?”
“Nası giyinmişim?” diye savunmaya çalıştı, sesi zayıf.
Tufan gülümsedi, o gülümseme sadece bir kurdun avını koklamasıyla açıklanabilirdi. “Selin, bir memenin ucunu bile görmüyorum o elbisenin altında.”
“Ayak sevenler sadece ayaktan hoşlanmıyor muydu?” diye kestirip attı, utancımla alay edercesine.
Tufan kahkahayı boğdu, “Şaşırmışsın. Hayır, tabii ki. Ben en çok memelerini düşünmüşümdür Selin,” dedi. Şaşırmıştı, utandım, “Şımarma,” diye kızdı.
“Mert hayvanı ayağını siktirip boşaldı, ona niye kızmadın?” diye sordu, onu köşeye sıkıştıran o manipülatif zekasıyla.
“İzin vermedim biliyorsun, beni tutuyordunuz,” dedi, ama sesinde inatçılıktan çok arzu vardı. Bir anlık o garip cesaretle ekledi, “Senden de... Bunu yapmanı isterdim.”
Tufan direksiyonu sıktı. “Selin, ben sadece ayakla yetinemem. Ayrıca... Geç değil,” diyerek arabayı yolun kenarına, kimsenin göremeyeceği karanlık bir yere park etti. Motoru durdurdu ve döndü. “Ayağını ver,” dedi emirle.
Bakışlarından, tavrından şok olmuştu ama aynı zamanda azgın bir köpekti. Uzattı ayaklarını. Uzatmasıyla birlikte ayaklarını sömürmeye başladı. O kadar sert ve açgözlüyle yalıyordu ki dudaklarından arası kaçan bir inleme boğazını düğümledi. Bir anda nefesini tutmuştu. “Zevkli, değil mi?” diye sordu, araya girmeden.
Inlemiyordu, sadece başını salladı. “Evet,” dedi fısıltıyla.
“Utançma, hadi,” dedi, sertçe zevkle ayak tabanına vurdu. “Ah!” diye inledi, acı ve zevk karışık.
“İşte böyle,” dedi Tufan, “ayaklarımdan bu kadar sevk alıyorsan şimdi diğerlerinden ne hale gelirsin?” Haklıydı. Kontrol tamamen Tufan’ın ellerine geçmişti. Dudaklarından öpmeye başladı, öpücüğü acı veriyordu. Elleriyle memelerini açtı, elbisenin yaka kısmını yırtarcasına kenara itti. “Tam da hayal ettiğim gibi... Beyaz, büyük,” diyerek emmeye başladı. Kafasını memesine bastırıyordu, parmakları saçlarına dolanmıştı.
“Çıldırıyorum,” dedi, nefes nefese.
“Daha yeni başlıyoruz bebeğim, şimdiden boşalacaksın?” dedi Tufan, dalga geçer gibi ama haklıydı.
“Tufan, anlamıyorsun... Bakışlarını beni yerken şimdi memelerimi emiyorsun...”
“Tamam bebeğim, istediğin kadar gelebilirsin. Hayatında almadığın zevki alacaksın,” diyordu. Evet, Tufan haklıydı, çok zevk alıyordu. Memelerini öperek, dişleriyle hafifçe ısırarak yalatırken aynı anda eteğinin altından parmaklarını amına sokmaya başladı. Bir süre sadece parmaklayarak, inlemesini ve vücudunun kıvranmasını izledi. Titriyordu, emilmekten kırmızı olmuş beyaz memeleriyle zevkten ağlamamı izliyordu.
“Geliyorum, harikasın Tufan,” diye inliyordu, kendini ona bırakmıştı. Titreyerek, kasılarak boşaldı. Ama hala azgındı, o boşalma onu doyurmadı, aksine daha da açtı. Tufan’ı öpüyordu, dudaklarının tadı birbirine karışmıştı. “Hayatımda gördüğüm en seksi orgazmı yaşadın Selin,” dedi dudaklarından ayrılırken. “Sıra sende Tufan, bunu hak ettin.”
Tufan, “Bugün sen izin vermesene bile sana sahip olacaktım zaten,” diyerek saçlarını tuttu ve büyük sikine doğru yaklaştırdı. “Dur, yavaş,” dedi ama zevk alıyordu. Sert davranması hoşuna gidiyordu, Tufan ne istiyorsa yapacak kadar arzuluyordu onu.
Misyoner pozisyonunda içine girdiğinde derin bir “Oh” çekti. “Çok darsın Selin, çok iyi,” diyordu. Beril’yle birlikteyken girip çıktığını anlamıyordu, bu onu daha da tahrik ediyordu. “Kutu gibi senin,” diyerek yavaş yavaş ileri geri yapıyordu. Ama o yavaş istemiyordu. Çok azmıştı, Tufan’ın sert yapması için tokat attı omzuna. Duraksadı, şaşırmış bir baktı. Bir daha attı. En sonunda boğazını sıktı.
“Napıyorsun orospu?” dedi, sesi sert ve emir doluydu. Bir anda hızlandı, sinirli sinirli boğazını sıkarak memelerime de sıkıyordu. O da zevkten deliriyordu, nefesi kesiliyor, gözleri yerinden çıkacak gibi oluyordu. “Çok hoşuna gitti galiba,” dedi Tufan, göğüslerimi ezerek.
“Ağzını aç,” dedi. Sorgulamadı, açtı. Ağzına tükürdü. Ne olduğunu anlamadan ağzımı eliyle kapattı, o tükürüğü yutmamı istedi. Sonra sertçe sikmeye devam etti. “Benim Selin’im sert istiyormuş demek,” dedi ve hızla beni domalttı. Ellerimi arkada birleştirip tüm gücüyle sikiyordu, taşaklarının amına vuruşunu her darbede net bir şekilde hissediyordu. Sikiilmekten kendinden geçmiş, inleyip dururken tekrar boşaldı. Tufan dayanamadığını söyledi, kasıldı ve o da içine boşaldı.
İkimiz de çok mutlu olmuştu, birbirimizi öperek evlere ayrıldık ama kafası karışmıştı. Mert’in yaptıkları, Beril’le olan ilişkisi... Sahi Zeynep ne yapıyordu? Kaç gündür görüşmüyordu. Tufan’a gerçekten güvenebilir miydim, onu da bilmiyordum ama gerçekten bu gece beni mutlu etmişti. O karanlık arzu, artık onun bir parçasıydı.
Hikaye gerçek yaşanmış olaylardan esinlenerek yazılmıştır.
Posted Aug 13, 2026, 8:36 PM UTC