Teşhirci Anne Serap-18 (Tatilin son günü ve eve dönüş)

NSFWENSEST CUCKOLD

Sabah uyandığımda, Ali hâlâ derin uykudaydı. Kolunu sırtımın altından geçirmiş, beni sıkıca kucaklamıştı. Yüzü huzurluydu, rahattı. Dün gece yaşadıklarımızın etkisiyle uyumuştu.

Yavaşça kalktım, banyoya geçtim. Aynaya baktığımda, yüzümde bir gülümseme vardı. Dün gece... Dün gece gerçekten özeldi. Ali'nin beni başka bir erkekle paylaşması, onun için büyük bir adımdı.

Duş alırken, Ali'nin de uyandığını duydum. Banyoya girdi, beni duşta dururken gördü.
"Günaydın," dedi, sesi hâlâ uykulu.
"Günaydın," dedim, ona doğru dönüp gülümseyerek.

Ali duşa girdi, beni kucakladı. Sıcak su ikimizin üzerine akıyordu.
"Dün gece..." dedi, sözünü tamamlayamadı.
"Evet?" diye sordum, ona sarılarak.
"İnanılmazdı."
"Beğendin mi?"
Ali duraksadı, sonra yavaşça başını salladı:
"Evet. Beğendim. Ama... biraz tuhaf hissediyorum."
"Neden?"
"Çünkü... çünkü karımı başka bir erkekle paylaştım. Ve bundan hoşlandım."

Bu itiraf beni heyecanlandırdı. Ali gerçekten değişiyordu.
"Bu senin ilk kez başkası olduğunu sanıyorsun, değil mi?" diye sordum masumane.
Ali şaşırdı:
"Evet, tabii ki. Senin için de ilkti, değil mi?"
"Evet," dedim yalan söyleyerek. "Benim için de ilkti."

Doğru değildi. Ben Can, Mert, Deniz ve daha birçok erkekle olmuştum. Ama Ali bunu bilmemeliydi. Şimdilik değil. Her iki tarafı ayrı kontrol etmeli, oyunlarımı ayrı ayrı oynamalıydım.

Duştan çıktık, kurulandık. Ali bana sarıldı, beni öptü.
"Seni çok seviyorum Serap," dedi, gözlerimin içine bakarak.
"Ben de seni seviyorum Ali," dedim, onu öperek.

Kahvaltı salonuna indiğimizde, Ali hâlâ dün geceyi konuşuyordu:
"Nasıl hissettin? Eray'la?"
"İyi hissettim," dedim sakin bir şekilde. "Ama en çok senin tepkini izlemekten hoşlandım."
"Benim tepkim mi?"
"Evet. Senin tahrik olduğunu görmek... beni de tahrik etti."

Ali'nin gözleri parladı. Bu fikirden hoşlanıyordu.

Kahvaltıdan sonra plaja indik. Güneş parlaktı, deniz turkuazdı. Şezlonglara uzandık, güneşlendik.

Bir süre sonra, su sporları yapmaya karar verdik. Muz denen, lastikten yapılma, üzerine binilen bir şeye binecektik.

Muzun üzerine bindik. Önde Ali, arkada ben. Muzun arkasında başka insanlar da vardı - turistler, gençler...

Tekne hareket etmeye başladı. Muz dalgaların üzerinde zıplıyor, sallanıyordu. Ben Ali'ye sıkıca sarılmıştım.

Tam o sırada, arkamdaki bir adamın bana iyice yaklaştığını hissettim. İlk başta "yanlışlıkla" sanmıştım, ama sonra kasıtlı olduğunu anladım.

Adamın ereksiyonu şortunda belirgindi. Her zıplamada, her sallanmada, sikini kalçama dayıyordu. Şortunun kumaşı o kadar inceydi ki, sikinin şeklini hissedebiliyordum.

Ali'nin kulağına eğildim, fısıldadım:
"Arkamdaki adam neredeyse içime girecek."
Ali şaşırdı, sonra gülümsedi. Tahrik olmuştu.
"Ne yapıyor?" diye sordu alçak bir sesle.
"Her hareketimde sikini bana dayıyor. Şortundan bikinimi delecek gibi."

Ali'nin gözleri parladı. Bu fikirden hoşlanıyordu.
"Cesaretine hayranım," dedi, beni öperek.

Muz zıplamaya devam ediyordu. Her zıplamada, arkamdaki adam daha da cesaretleniyordu. Şimdi elleri belimdeydi, beni tutuyor gibi yapıyordu.

Bir an, öyle bir zıpladık ki, adamın sikinin tam kalçamın arasına geldiğini hissettim. Bikini altım o kadar inceydi ki, neredeyse içeri girecekti.

Ali'ye döndüm, gülerek:
"Muz bana girecek diye espri yapıyordum, ama adamın muzu bana girecek gibi."
Ali kahkaha attı, beni daha sıkı kucakladı:
"Sen delisin Serap."
"Biliyorum. Ama sen de beni seviyorsun."

Muzdan indikten sonra, şezlonglarımıza döndük. Ali hâlâ heyecanlıydı:
"O adam... gerçekten mi?"
"Evet, gerçekten. Ve sen de bundan hoşlandın."
"Evet," dedi Ali, yutkunarak. "Hoşlandım."

AKŞAM YEMEĞİ VE GECE YAŞANANLAR

Bu gece farklı bir şey planlıyordum.

Gün boyunca bu "özel gece" için hazırlandım. Plajda güneşlendik, denize girdik, ama zihnim hep akşamdaydı. Ali'nin üzerimdeki etkisi artıyordu; muzda yaşadığımız küçük taciz olayını sık sık anlatıyor, beni tahrik etmeye çalışıyordu. Onun bu değişimi beni daha da azdırıyordu.

Akşam için en seksi, en baştan çıkarıcı kıyafetimi seçtim: Kırmızı, ipek, vücudu saran bir gece elbisesi. Elbisenin sırtı tamamen açıktı, belime kadar iniyordu. Önü ise derin bir V-yaka ile göğüslerimin neredeyse yarısını açıkta bırakıyor, kalçalarımı mükemmel şekilde sarmalıyordu. Eteği bir yandan uzun ama yanları yırtmaçlıydı, her adımımda bacağımın tamamı görünüyordu. İçine hiçbir şey giymemiştim. Sadece yüksek topuklu ayakkabılar ve mücevherler tamamladı görüntümü.

Ali beni görünce adeta dili tutuldu. Gözleri üzerimde gezinirken, nefesi hızlandı.
"Serap... sen... harika görünüyorsun," diye kekeledi.
"Teşekkürler canım. Sen de çok yakışıklısın," dedim, Ali'yi öperek.

Otelin en lüks restoranına indik. Ortam romantik, mum ışığıyla aydınlatılmış, kalabalık ama özel masalarla doluydu. Garson bizi masamıza götürürken, tüm erkeklerin bakışlarını üzerimde hissettim. Ali bunu fark etti ve eskisi gibi kıskançlıkla değil, bir gururla kabullendi.

Yemeklerimizi yerken, gözlerimi salonda gezdirdim. "Doğru" çifti arıyordum. Genç ve çılgın değil, biraz daha olgun, kendinden emin, bu tür bir "geceye" açık olabilecek bir çift...

Sonra onları gördüm. Restoranın diğer ucunda, 40'lı yaşların ortalarında bir çift oturuyordu. Kadın zarif, kumral, siyah ipek bir elbise giymişti. Erkek ise gümüşi saçlı, otoriter duruşlu, pahalı bir saat takan bir adamdı. Birbirleriyle konuşurlarken bile aralarındaki gerilimi, tutkuyu görebiliyordum. Mükemmeldiler.

"Ali," dedim alçak bir sesle, onları işaret ederek. "Şu çifte bak."
Ali baktı, sonra bana döndü. "Güzel çift. Neden?"
"Onlarla tanışmak ister misin?"
Ali'nin yüzü gerildi. "Serap, onlar... çok resmi görünüyorlar. Bizim gibi değiller."
"Belki de göründükleri gibi değillerdir," dedim cilveli bir şekilde.

Yemekten sonra, restoranın bar kısmına geçtik. O çift de bara gelmişti ve tesadüf gibi yaparak ben aslında onları takip ediyordum gözlerimle ve onlar oturunca bizde yan masalarına oturduk. Fırsat doğmuştu.

Ali tuvalete gittiğinde, yerimden kalkıp o masaya doğru yürüdüm. Kırmızı elbisemle her adımımda dikkatleri üzerime çekiyordum.
"Affedersiniz," dedim, gülümseyerek. "Burada otel misafiri mi yoksa yerli misiniz? Bu bölgede güzel bir şarap evi önerebilir misiniz acaba?"

Çift şaşırdı, ama kadın hemen gülümsedi. "Biz de misafiriz, İstanbul'dan geliyoruz. Ama şarap konusunda eşim bilgili olabilir," dedi, erkeğe dönerek.

Erkek ayağa kalktı, zarifçe elini uzattı. "Emre. Bu da eşim, İdil."
"Serap," dedim, elimi uzatarak. Tam o sırada Ali geldi ve durumu gördü.
"Ah, kocam Ali," dedim hemen. "Ali, bunlar Emre ve İdil."

Birkaç dakika içinde sohbet başlamıştı. Emre iş insanıydı, İdil iç mimardı. İstanbul'da yaşıyorlar, sık sık tatile çıkıyorlardı. Konuşma ilerledikçe, aralarındaki o "gerilimin" aslında tutkulu, hâlâ birbirlerine aşık bir çiftin gerilimi olduğunu anladım. İdil'in gözleri sık sık Emre'nin dudaklarında takılı kalıyor, Emre de İdil'e dokunmaktan kendini alamıyordu. Mükemmeldiler.

Sohbetimiz derinleştikçe, ben kasıtlı olarak biraz daha cesur konulara değindim. Tatilin özgürlüğünden, monotonluktan kaçıştan, "farklı deneyimlerden" bahsediyordum. İdil'in gözleri parlıyor, Emre ise dikkatle dinliyordu.

Ali başta çekingen davranıyordu, ama birkaç kadeh şaraptan ve benim yönlendirmelerimden sonra o da sohbete katılmaya başladı. Hatta, muzda yaşadığımız küçük olayı anlattığında, Emre ve İdil gülümsedi, şaşırmadılar.

"Bazen tatil... insanın içindeki vahşiyi ortaya çıkarır," dedi Emre, gözleri bana dikilmişti.
"Kesinlikle katılıyorum," dedim, şarabımdan bir yudum alarak. "Kuralların, sosyal baskıların olmadığı bir yerde... insan kendini özgür hisseder."

Saat ilerlemişti. Bar kapanmak üzereydi.
"Odamızda biraz daha içki içmeye ne dersiniz?" diye teklif ettim birden. Ali şaşırdı, ama sesini çıkarmadı.
Emre ve İdil birbirlerine baktılar. Gözlerinde bir soru, bir merak, bir heyecan vardı.
"Neden olmasın?" dedi İdil, eşinin elini tutarak.

(Otel Odasına Giriş: Otel koridorlarında dört kişi yürüyordu. Önde Serap, kırmızı ipek elbisesiyle adeta bir alev gibiydi. Her adımında yırtmaçlı eteği bacaklarını açığa çıkarıyor, sırtındaki açıklık belinin inceliğini vurguluyordu. Arkasında Ali, gergin ama meraklıydı. Onların ardından Emre ve İdil geliyordu; İdil heyecanlıydı, Emre ise kontrollü ve hesaplayıcı görünüyordu. Odaya girdiklerinde, lüks suit'in büyüklüğü ve şıklığı herkesi etkiledi. Serap hemen bara yöneldi. "Ne içersiniz?" diye sordu. Ortam gergin ama elektrik doluydu. Herkes ne olacağını biliyor gibiydi, ama kimse ilk adımı atmıyordu.)

İlk kadehlerimizi aldıktan sonra, salondaki geniş koltuğa oturduk. Sohbet başlangıçta normaldi, ama havada asılı duran gerilim giderek artıyordu. Ben kasıtlı olarak koltuğun kenarına oturmuş, bacak bacak üstüne atmıştım. Bu pozisyon, yırtmaçlı elbisemin bir bacağımı tamamen açığa çıkarmasına neden oluyordu.

Emre'nin gözleri ara sıra bacağıma kayıyordu. İdil bunu fark etti ve kıskanmaktansa, tahrik olmuş gibi görünüyordu.

Sonra, sohbet sırasında, ayağa kalkıp İdil'in yanına oturdum. Ona dokundum, elbisesinin kumaşını beğendiğimi söyledim.
"Seninki de inanılmaz Serap," dedi İdil, gözleriyle beni süzdü.
"Teşekkür ederim," dedim ve sonra, hiç beklenmedik bir anda, onu öptüm.

Öpüş yumuşak, araştırıcıydı. İdil ilk başta şaşırdı, ama sonra karşılık verdi. Dudakları sıcak ve istekliydi.

Emre ve Ali donup kalmışlardı, izliyorlardı. Emre'nin yüzünde şok değil, yoğun bir ilgi vardı.

Öpüşten sonra ayrıldığımızda, İdil nefes nefese kalmıştı.
"Vay canına," dedi sadece.
Emre yerinden kalktı, bana doğru geldi. "Sıra bende mi?" diye sordu, alçak ve çekici bir sesle.
"Tabii ki," dedim.

Emre beni öptü. Öpüşü İdil'inkinden farklıydı; daha baskın, daha sahiplenici, daha tecrübeliydi. Elleri belime kaydı, beni kendine çekti.

O anda, Ali İdil'e yaklaştı. Ne yapacağını bilemiyor gibiydi. İdil ona gülümsedi, elini uzattı. Ali onu öptü. Öpüşleri ilk başta utangaçtı, ama hızla tutkulu bir hal aldı.

Artık dörtlü bir dans başlamıştı. Ben Emre ile öpüşüyor, Ali İdil ile... Sonra partner değiştiriyorduk. Ortam giderek ısınıyordu.

Emre dudağımı bıraktı, gözlerimin içine baktı. "Bu elbise... harika, ama sanırım rahat etmeni engelliyor," dedi.
Gülümsedim. "Belki de haklısındır."

Yavaşça ayağa kalktım. Tüm gözler üzerimdeydi. Elbisenin omuzlarındaki ince askıları ittim. Askılar kaydı, elbise göğüslerimin üzerinden aşağı doğru süzülmeye başladı. İpek kumaş tenime değerek kalçalarıma, sonra dizlerime, en sonunda ayaklarımın etrafında bir örtü gibi birikene kadar kaydı.

Şimdi karşılarında tamamen çıplaktım. Sadece yüksek topuklu ayakkabılarım ve takılarım duruyordu. Otel odasının loş ışığı tenimi yumuşak bir parıltıyla aydınlatıyordu.

İdil'in ağzı hafifçe aralandı. Emre'nin gözlerinde saf arzu vardı. Ali ise gurur ve kıskançlık karışımı bir ifadeyle izliyordu.

"Kim bana eşlik edecek?" diye sordum, sesim biraz pürüzlü çıkmıştı.

İdil hemen ayağa kalktı, kendi elbisesini çıkarmaya başladı. Emre ona yardım etti. Bir dakika sonra o da çıplaktı. Vücudu güzeldi; dolgun göğüsler, ince bir bel, zarif hatlar...

Emre ve Ali de giysilerini çıkardılar. Şimdi dört çıplak insan, birbirlerinin karşısında duruyorduk. Gerilim dayanılmazdı.

Emre bana doğru geldi, beni öptü. Elleri göğüslerime dokundu, başparmaklarıyla meme uçlarımı ovaladı. Ben inledim. Aynı anda, İdil Ali'ye yaklaştı, onu öpmeye başladı. Ali'nin elleri İdil'in kalçalarındaydı.

Emre beni yatağa doğru götürdü. Sırtüstü yatırdı, bacaklarımı araladı. Başını eğdi ve dilini amıma dokundurdu. Usta, yavaş daireler çizerek yalamaya başladı. Her dokunuşunda bedenim seğiriyordu.

Karşı yatakta, Ali İdil'i yatırmış, onu aynı şekilde yalıyordu. İdil'in inlemeleri odada yankılanıyordu.

Emre yalamayı bıraktı, üzerime çöktü. Kalın, sert penisi amımın girişine dayanmıştı. Gözlerimin içine baktı, soru sorar gibiydi. Başımı salladım, onay verdim.

Yavaşça, ama kararlı bir şekilde içime girdi. Tamamen dolduğumda, ikimiz de derin bir nefes aldık. Sonra hareket etmeye başladı. Başlangıçta yavaş, ölçülü vuruşlardı, ama hızla hızlandı. Her vuruşta pelvis kemiği klitorisime çarpıyor, çifte bir zevk dalgası yayılıyordu.

"Aman tanrım," diye inledim, ellerimi sırtına kenetleyerek. "Çok iyisin."
"Sen de öylesin," diye homurdandı, ritmini koruyarak.

Tam o sırada, yanımızda bir hareket oldu. İdil yanıma gelmiş, beni öpmeye başlamıştı. Öpüşümüz tutkuluydu. Ellerim İdil'in göğüslerine gitti, onları okşadım, sıktım. O da benim göğüslerimi emiyor, dişleriyle hafifçe ısırıyordu.

Emre'nin ritmi değişti. Beni yan çevirdi, arkadan girmeye hazırlandı. Bu pozisyonda daha da derine inebiliyordu. İdil ise önümde durmuş, göğüslerini ağzıma veriyordu. Emre'nin her vuruşunda, İdil'in meme ucunu daha şiddetli emiyordum.

Bu üçlü dans bir süre devam etti. Sonra Ali yanımıza geldi. İdil'i yan yatırdı ve onun arkasından içine girdi. Şimdi iki çift, yan yana, birbirine paralel bir şekilde sevişiyordu.

"Değişelim," diye fısıldadım Emre'ye.

Yer değiştirdik. Şimdi Ali üzerimdeydi. Gözlerimin içine bakarak içime girdi. "Sen benimsin," diye fısıldadı, her vuruşunda.
"Evet," diye inledim. "Seninim."

Emre ve İdil de birleşmişti. Emre İdil'i doggy pozisyonunda sikiyordu. İdil'in yüzü zevkten buruşmuştu.

Sonra, Ali'nin kulağına fısıldadım: "Onları izle."
Ali başını çevirdi, Emre ve İdil'i izlemeye başladı. Bu onu daha da tahrik etti, daha sert, daha hızlı hareket etmeye başladı.

"Ben de izlemek istiyorum," dedi İdil soluk soluğa.

Pozisyonlarımızı bir kez daha, daha karmaşık bir şekilde değiştirdik. Ben sırtüstü yatarken, Ali üzerimde, amıma girip çıkıyordu. Emre ise yüzümün üzerinde durmuş, sikini ağzıma veriyordu. Derin nefesler alarak onu yutmaya çalışıyordum. İdil ise Ali'nin arkasında diz çökmüş, dilini Ali'nin testislerine ve anüsüne gezdiriyordu.

Bu pozisyon inanılmazdı. Her yönden uyarılıyordum. Ali'nin penisi amımda, Emre'ninki ağzımda, İdil'in dili ve nefesi de arkamda... Zevk o kadar yoğundu ki, çığlık atmamak için kendimi zor tutuyordum.

Ali boşalmak üzere olduğunu belli etti. Vuruşları düzensizleşmiş, inlemeleri derinleşmişti.
"İçime boşal," diye ısrardım. "Lütfen."
Ali son birkaç sert vuruştan sonra, derin bir iniltiyle içime boşaldı. Sıcaklığını hissettim.

Onun boşalması beni de tetikledi. Orgazmım bir dalga gibi geldi, tüm bedenimi kasıp gevşetti. Çığlık atmışım, ama umursamıyordum.

Emre de ağzıma boşaldı, ben de yutmaya devam ettim.

Sessizlik oldu. Sadece ağır nefesler duyuluyordu. Sonra İdil, "Ben henüz bitmedim," dedi cilveli bir sesle.

Emre güldü. "Öyleyse, hadi."

Bu sefer İdil yatağın ortasına uzandı. Emre onun üzerine çöktü, amına girdi. Ali ve ben ise yanlarına oturduk, izledik. Ali beni kucakladı, elleri göğüslerimde geziniyordu.

Emre İdil'i sikmeye devam etti. İdil'in yüzü zevkten kıpkırmızı olmuştu. "Daha sert!" diye bağırıyordu.
Emre onun isteğini yerine getirdi. İdil bir süre sonra çığlıklar atarak boşaldı, bedeni titreyerek yatağa çöktü.

Emre de onun üzerine yığıldı.

Uzun, yorucu, inanılmaz bir seans sona ermişti. Hepimiz ter içinde, bitkin, ama tatmin olmuş bir şekilde yatakta yayılıyorduk.

Kimse konuşmuyordu. Sadece nefeslerimizin sesi vardı.

Sonra İdil, "Vay canına," dedi, hâlâ nefes nefese. "Bu... bu inanılmazdı."
"Katılıyorum," dedi Emre, İdil'in saçını okşayarak.
Ali bana sarıldı, alnımdan öptü. "Sen harikasın," diye fısıldadı.

Bir süre daha yatakta öylece kaldık. Sonra Emre ve İdil yavaşça kalktı, giysilerini topladı.
"Teşekkürler," dedi Emre, bize dönerek. "Bu... unutulmaz bir geceydi."
"Biz teşekkür ederiz," dedim içtenlikle.

Çift odadan çıktı. Kapı kapandığında, Ali ile yalnız kaldık.

Ali bana uzun uzun baktı. Gözlerinde şaşkınlık, bitkinlik, ama en çok da tatmin olmuşluk vardı.
"Serap," dedi sonunda. "Bu... bu son gece..."
"Evet Ali?"
"Her şeyi değiştirdi."
"Nasıl yani?"
"Artık... artık eskisi gibi düşünemiyorum. Seni, bizi, her şeyi..."

Gülümsedim, ona sarıldım. "Bu iyi bir şey Ali. Bu, bizi daha da güçlendirir."
"Gerçekten mi?"
"Evet. Çünkü hiçbir sırrımız yok artık. En karanlık arzularımızı bile paylaşıyoruz."

Ali sessiz kaldı, bu fikri sindirmeye çalışıyordu. Sonra bana daha sıkı sarıldı.
"Seni çok seviyorum Serap."
"Ben de seni seviyorum Ali."

Duşa girdik. Sıcak su teri ve vücut sıvılarını temizlerken, birbirimize sarıldık, öpüştük. Bu öpüş sadece tutku değil, derin bir bağlılık ifadesiydi.

Yatağa döndüğümüzde, Ali beni kucakladı, başını göğsüme gömdü.
"Yarın eve dönüyoruz," dedi.
"Evet. Can bizi bekliyor."
"Can..." Ali duraksadı. "Ona... hiçbir şey belli etme, sakın... rezil oluruz?"
"Tabii ki hayır," dedim, içimde bir gülümsemeyle. "Bu bizim sırrımız.".

Ali kısa sürede uykuya daldı. Ben ise uyanık kaldım, geceyi zihnimde yeniden yaşadım. Mükemmeldi. Ali tamamen dönüşmüştü. Artık oyunuma tam anlamıyla dahildi.

TATİL BİTTİ...EVE DÖNÜŞ

Tatil bitmişti. Antalya'nın turkuaz suları, lüks oteli, o özgürleştirici havası geride kalmıştı. Şimdi Ali ile birlikte arabamızla İstanbul'a dönüş yolundaydık. Yol uzundu, ama Ali'nin yanımdaki huzursuzluğu daha da uzun hissettiriyordu.

Ali direksiyondaydı, gözleri yola kilitlenmişti ama zihni başka yerlerdeydi. Ara sıra bana bakıyor, bir şeyler söylemek istiyor gibiydi ama kelimeler boğazında düğümleniyordu. Onu anlıyordum. Tatilde yaşadıklarımız - o çılgın dörtlü, bardaki genç Eray, plajdaki cesur anlar - onun için bir deprem etkisi yaratmıştı. Geleneksel değerleriyle, yeni keşfettiği arzuları arasında sıkışıp kalmıştı.

"Serap," dedi sonunda, sesi yol seslerinin arasından sıyrılarak. "Bu... eve dönünce... her şey normale dönecek mi?"
"Ne demek istiyorsun Ali?" diye sordum, ona doğru dönerek.
"Yani... biz... sen ve ben... artık farklıyız, değil mi? Tatilde yaşadıklarımız... bunlar evde de devam edecek mi?"

Gülümsedim, elini tutarak. "Ali, tatil bitti diye biz bitmedik. Yaşadıklarımız bizi daha da yakınlaştırdı. Ama tabii ki evde daha... ölçülü olacağız. Can var, komşular var..."
Ali rahatlamış gibi göründü, ama gözlerinin derinliklerinde bir endişe kıvılcımı hâlâ parlıyordu. "Peki... başka erkekler? Sen... senin isteğin..."

Bu soru beklediğimdi. "Ali, senin olduğun sürece, her şey seninle birlikte olacak. Sen izin verdiğin sürece, senin hoşuna gittiği sürece," dedim, kelimeleri özenle seçerek. Doğruydu ama aynı zamanda yanıltıcıydı da. Can, Mert ve Deniz zaten hayatımdaydılar. Ama Ali'nin bunu bilmesine gerek yoktu. Henüz değil.

Akşamüstü eve vardık. Kapıyı açtığımızda, Can hemen koridorda belirdi. Yüzünde saf bir sevinç vardı.
"Anne! Baba!" diye koşarak geldi, önce Ali'ye sonra bana sarıldı.
"Oğlum," dedi Ali, onu sıkıca kucaklayarak. "Nasılsın? Tek başına idare edebildin mi?"
"Tabii ki baba, sorun yok," dedi Can, ama gözleri bana dikilmişti. O bakışta, tatil boyunca aklından geçen tüm soruları okuyabiliyordum.

Akşam yemeğini birlikte yedik. Can tatili sorup duruyordu, Ali ise yüzeysel detaylar veriyordu: "Güzel oteldi, deniz temizdi, yemekler iyiydi..." Ben ise susuyordum, sadece gülümsüyordum. Can'ın gözleri her an bana kayıyor, cevapları benden bekliyor gibiydi.

Ali çok yorulmuştu, erkenden yattı. Ben ise Can ile biraz daha oturdum, televizyon izledik. Can'a yaklaştım, alçak bir sesle, "Yarın konuşuruz her şeyi," dedim. Gözleri parladı, başını salladı.

Gece Ali ile yattık. Bana sıkıca sarıldı, kulağıma fısıldadı: "Seni çok özledim Serap. Ve... ve tatilde yaşadıklarımızı da."
"Ben de seni özledim Ali," dedim, onu öperek. O gece tutkulu ama yorgun bir sevişme yaşadık. Ali sanki beni sahiplenmeye, üzerinde tekrar hak iddia etmeye çalışıyor gibiydi. Bırakmak ona zor geliyordu, ama içini "Acaba ben yokken başka erkekler olur mu?" sorusu kemiriyordu. İç çekişlerinden, gece uyurken bile mırıldandığı kelimelerden anlayabiliyordum.

Sabah erkenden, henüz şafak sökmeden Ali uyandı. Uçağına yetişmesi gerekiyordu. Beni uyandırdı, vedalaştık.
"Seni seviyorum," dedi, kapıda beni son bir kez öperek.
"Yolun açık olsun," dedim. "Güvende ol."

Ali gittikten sonra yatağa döndüm, biraz daha uyudum. Ali'nin yokluğu odada bir boşluk bırakmıştı, ama aynı zamanda bir özgürlük hissi de getirmişti. Artık evdeydim. Kurallarımın, oyunlarımın tam merkezindeydim.

Güneş iyice yükseldiğinde kalktım. Banyoya geçip duş aldım. Bugün için özel bir şey giymeyecektim. Evdeydim, rahattım. Sadece ipek, şeffaf, dantelli bir sabahlığı belime bağladım. Altına hiçbir şey giymemiştim. Sabahlık o kadar inceydi ki, meme uçlarımın koyu halkaları ve kasıklarımdaki hafif kıvrımlar rahatça görülebiliyordu.

Mutfağa geçip kahvaltı hazırlamaya başladım. Yumurtaları çırparken, ekmekleri kızartırken, sabahlığın önü her hareketimde açılıyor, vücudumun büyük kısmı görünüyordu. Bilerek yaptığım bir şeydi.

Tam meyveleri doğrarken, mutfağa adım atıldığını hissettim. Arkamı döndüğümde Can'ı gördüm. Henüz yeni uyanmıştı, üzerinde sadece boxer vardı. Gözleri üzerimde gezinirken, nefesi kesilmiş gibiydi.

"Günaydın anne," dedi, sesi biraz pürüzlü çıkmıştı.
"Günaydın canım," dedim, ona doğru dönüp gülümseyerek. "Tatilden dönmüşüz, güzel bir kahvaltı hazırlıyorum."

Can mutfağa girdi, bana yaklaştı. "Seni özledim," dedi basitçe, ama gözlerindeki ifade basit değildi.
"Ben de seni özledim oğlum," dedim.

Sonra beklediğim oldu. Can bana doğru bir adım daha attı, kollarını belime doladı. Bedeni sıcaktı, sabah sertliğini boxerında hissedebiliyordum. Ona sıkıca sarıldım, başını göğsüme dayadım. Sonra başını kaldırdı, beni öptü.

Öpüşümüz ilk başta yumuşaktı, ama hızla tutkuya dönüştü. Can'ın elleri sabahlığımın arkasına kaydı, kalçalarıma dokundu. Ben de onun saçlarını okşadım, dilim onunkine karıştı.

Bir süre öylece durduk, öpüştük. Sonra Can dudağımdan çekildi, gözlerimin içine baktı. "Tatil nasıldı?" diye sordu, sesi hâlâ pürüzlüydü.
"Kahvaltı yapalım, sonra anlatırım her şeyi," dedim, onun dudaklarına hafifçe dokunarak.

Kahvaltı masasına geçtik. Benim sabahlığım otururken iyice açılmış, uyluklarımın tamamı görünür hale gelmişti. Can karşıma oturmuş, gözleri ara sıra bacaklarıma, sonra göğüslerime kayıyordu. Yemek yerken bile aralarında bir gerginlik, elektrik vardı.

Yemekten sonra kahvelerimizi aldık. Can dayanamadı:
"Anne, lütfen. Anlat şimdi. Baba... babam seni üstsüz güneşlenirken gördü mü? Ne dedi?"
Gülümsedim. Can her şeyi biliyordu. Ona yalan söylememe, çekinmeme gerek yoktu. Bu benim avantajımdı.
"Evet, gördü," dedim, kahvemden bir yudum alarak. "Ve sadece üstsüz güneşlenmekle kalmadı."

Can'in gözleri büyüdü. "Ne oldu?"
"Her şeyi anlatayım," dedim, rahat bir pozisyon alarak. "Ama unutma, baban bunları bilmiyor. Sadece sen ve ben biliyoruz."
"Tabii anne, söz."

(Mutfak Masasında İtiraf: Mutfak masasında anne ve oğul oturmuştu. Serap, şeffaf sabahlığıyla adeta bir siren gibiydi; her hareketi vücudunun bir başka kısmını açığa çıkarıyordu. Can ise karşısında, boxerının altında belirginleşen ereksiyonuyla, nefesini tutmuş dinliyordu. Aralarındaki hava ağır, yasak, elektrik doluydu. Serap anlatmaya başladı...)

"İlk gün normaldi," diye başladım. "Ama önce sana şeyi anlatayım yolda giderken başıma gelenler... Köy yolu gibi bir yol üzerinde arabanın lastiği patlamıştı. Yaşlı bir çiftin evinde kalmak zorunda kaldım." Zaten seni arayıp bilgi vermiştim.
Can merakla dinliyordu.
"Evde iki oğulları vardı. Mehmet ve Ahmet. İkiz gibiydiler, genç, kaslı... ve gözleri benden hiç ayrılmıyordu."
Can'in nefesi hızlandı.
"Geceyi orada geçirdim. Ben... biraz cesur davrandım. Onları tahrik ettim. Sabaha kadar zor uyudular, yatarken beni izlediler dikkatle."
"Vay canına," diye mırıldandı Can.

"Sonra otele vardım, sonra Baban otele varış yaptı" diye devam ettim, biraz otelde gezinip yemek yiyip dinlendikten sonra ilk gün o şekilde baş başa vakit geçirip odamızda uyuduk "Ertesi gün plajda size attığım üstsüz güneşlenme maceramdan sonra gece bara gittik. Müzik, kalabalık... ve karşımda dans eden genç bir adam. Eray'dı adı."
"Babam izledi mi?"
"Evet. Ve sadece izlemekle kalmadı. Adamla tanıştı, sonra... hep birlikte odamıza çıktık."
Can'ın ağzı hafifçe aralandı. "Üçünüz mü...?"
"Evet. Baban izlerken, Eray beni sikti. Sonra baban da katıldı. İkimiz birden..."
Can'ın eli istemsizce kasığına gitti. Tahrik olmuştu, belliydi.
Can inanılmaz bir şekilde başını salladı. Babasının bu kadar değişmesine şaşırmıştı.

"Sonra muza bindik," diye devam ettim, gözlerimi Can'ın gözlerine dikerek. "Arkamda bir adam vardı. Her zıplamada... sikini bana dayıyordu. Neredeyse içime girecekti."
"Aman tanrım," diye fısıldadı Can.
"Ve baban... önümde oturuyordu. Ona kulağına fısıldadım, 'Arkamdaki adam neredeyse içime girecek' diye. O da güldü, tahrik oldu. Sürekli 'Ne yapıyor?' diye soruyordu."

Can artık dayanamıyordu. Boxerının üzerinde, ereksiyonu iyice belirginleşmişti.
"Devam et," diye ısrar etti, sesi kısılmıştı.

"Gece... başka bir çiftle tanıştık," dedim, kahvemden bir yudum daha alarak. "İdil ve Emre. Şık, olgun bir çift. Barda sohbet ettik, sonra... odamıza davet ettik."
"Dörtlü mü?" diye sordu Can, nefesi kesilmiş gibiydi.
"Evet. İnanılmaz bir geceydi. Baban İdili sikiyordu, ben Emre ile... sonra karıştık. Hepimiz..."
Can'ın yüzü kızarmıştı. Elleri masanın altında hareket ediyordu. Belli ki kendini okşuyordu.

Can artık dayanamadı. Ayağa kalktı, masanın etrafında dolaşıp yanıma geldi. Diz çöktü, ellerini dizlerime koydu.
"Anne... bu... bu inanılmaz. Baba... bunlara izin verdi mi? Katıldı mı?"
"Evet Can. Katıldı. Hatta... zevk aldı. İzin verdi."
Can'ın gözlerinde şaşkınlık, kıskançlık, ama en çok da arzu vardı. Babasının bu kadar açık olması, bunlara katılması onu şaşırtmıştı ama inanılmaz derecede tahrik etmişti.

"Sen... sen nasılsın anne?" diye sordu, sesi titriyordu. "Bütün bunlar... seni nasıl etkiledi?"
"Beni özgürleştirdi Can," dedim dürüstçe. "Ve senin babanı da. Artık aramızda hiçbir sır yok. En karanlık arzularımızı bile paylaşıyoruz."

Can'ın elleri dizlerimden yukarı doğru kaydı, uyluklarıma dokundu. Sabahlığın kumaşı o kadar inceydi ki, tenimin sıcaklığını hissedebiliyordu.
"Ben de seni özlemiştim anne," diye fısıldadı. "Çok."
"Biliyorum canım," dedim, başını okşayarak. "Biliyorum."

Sonra Can ayağa kalktı, beni ayağa kaldırdı. Beni mutfak tezgahına doğru itti, önümde eğildi. Sabahlığımı yukarı kaldırdı, yüzünü kasıklarıma gömdü. Dilini amıma dokundurduğunda, bedenim seğirdi.

"Can, hayır... burada değil," diye inledim, ama ellerim onun saçlarına gitmişti bile.
"Evet anne, burada," diye homurdandı, yalamaya devam ederek.

Can'ın dili ustaca hareket ediyordu. Klitorisime odaklanmış, hızlı darbelerle yalıyordu. Bir eli göğüslerime gitmiş, diğeri ise kalçalarımı sıkıca kavramıştı.

Çok geçmeden boşaldım, bedenim tezgaha yaslanırken titreyerek. Can ayağa kalktı, beni öptü. Dudaklarında kendi tatminimin tadı vardı.
"Şimdi yatak odasına," diye fısıldadı.
"Evet," dedim, nefes nefese.

Yatak odasına giderken, Can beni sırtımdan iteliyordu. Yatağa düştüğümde, üzerimdeki sabahlığı tamamen çıkardı. Şimdi tamamen çıplaktım.

Can boxerını çıkardı. Penisi sert, kalın, hazırdı. Üzerime çöktü, gözlerimin içine baktı.
"Adamlar seni böyle sikti mi?" diye sordu, sesi kaba ama arzuluydu.
"Evet," diye inledim. "Ama sen daha iyisin."
Bu onu tetikledi. Penisini amıma dayadı, içime girdi. Tamamen dolduğumda, ikimiz de derin bir nefes aldık.

Can hızlı, sert, sahiplenici bir şekilde beni sikmeye başladı. Her vuruşunda, "Benimsin," diye homurdanıyordu. "Babama değil, bana."
"Evet," diye inliyordum, bacaklarımı beline dolayarak. "Seninim."

Can'ın ritmi değişti. Beni yan çevirdi, arkadan girdi. Bu pozisyonda daha da derine inebiliyordu. Elleri göğüslerimi avuçluyor, beni kendine çekiyordu.

"Evet Can, seninim," diye tekrarladım, zevkten kendimi kaybetmiştim.

Can boşalmak üzereydi. Vuruşları düzensizleşmiş, inlemeleri derinleşmişti.
"İçime boşal," diye ısrardım.
Can son birkaç sert vuruştan sonra, derin bir iniltiyle içime boşaldı. Sıcaklığını hissettim.

Üzerime yığıldı, nefes nefese kaldı. Ben de ona sarıldım, terli tenimizi birbirine yapışmıştı.

Bir süre öylece yattık. Sonra Can başını kaldırdı, beni öptü.
"Tatilde yaşadıkların... beni çok tahrik etti," dedi.
"Biliyorum," dedim, onun saçlarını okşayarak.
"Ama babam... gerçekten bunları kabullendi mi? Zevk aldı mı?"
"Evet Can. Hem de çok. Senin baban artık eskisi gibi değil."
Can düşünceli göründü. Bu bilgi onun için güçlü bir silahtı. Babasının zaaflarını biliyordu artık.

"Peki... şimdi ne olacak?" diye sordu.
"Şimdi... hayatımıza devam edeceğiz," dedim. "Ama artık her şey daha farklı. Sen, ben, baban... ve belki Mert, Deniz..."
Can'ın gözleri parladı. "Onlara da anlatacak mısın?"
"Belki," dedim gizemli bir şekilde. "Ama şimdilik bu bizim sırrımız."

Ve şimdi... oyunun yeni bir perdesi açılıyordu. Ali'nin dönüşümü tamamlanmıştı. Can ise her zamankinden daha hevesliydi.

Geriye kalan tek şey, bu gücü nasıl kullanacağıma karar vermekti.

Posted Aug 27, 2026, 1:08 PM UTC

275
Loading comments…